8/10
·352 syf.··
2026 7. kitabı
Ve tüm Türkiye bu kitabı okuduktan sonra bir daha ev arkadaşı aramadı. Yani benim çıkardığım sonuçlardan biri bu. Öncelikle Sezin Karameşe’yi sosyal medyada çok severek takip ederim ama bu okuduğum ilk kitabı oldu. Başta ön yargılı olsam da sonlara doğru kitabın gerçekten güzel kurgulandığına ve dil olarak akıcı yazıldığına kanaat getirdim. Yazarı takdir etmem gereken bir diğer konu da şimdiki güncel psikolojik gerilim romanlarında yapılanın aksine gayet makul bir plot twist ve son yazmasıydı. Günümüz yazarları genelde okuyucuyu şaşırtmak adına saçma sapan plot twistler yazıyorlar ve ben bu durumdan nefret ediyorum. Şimdi gelelim kitaptan çıkardığım sonuçlara: 1. Şu hayatta kendine güveneceksin abi. Annen , sevdiklerin , arkadaşların hepsi gelip senin kafayı yediğini söylerler. Ancak kendine ve kendi zihnine inanırsan bundan kurtulabilirsin. 2. Sakinlik hayat kurtarır. Sizi manipüle eden insanlara şöyle bi dönüp baktığınızda ortak olan durumun onlar sakinken sizin sinirden çıldırmış olmanızdır. Eğer sakin kalırsanız daha berrak düşünürsünüz. 3. Ev arkadaşı arama be kardeşim. Ciddiyim bak. Evin çok mu sessiz ? Aç hoparlörden bir hafif jazz , yak loş ışıklarını al telefonunu tiktok kaydır. Bu kitapta okuduklarım öyle bir sinir krizi geçirdi ki bana, değil ev arkadaşı gelecekteki kocamın bile psikolojik sicil kaydını isteyecek durumdayım şuan.( tabi öyle bir şey varsa) Kitabı okurken korkudan gerilmekten ziyade Brezilya dizisi izliyormuşçasına bir entrikanın içine kapılıyorsunuz (en sevdiğim). Ana karakterin başıma daha kötüsü gelemez derken hep daha kötüsü geliyor. Şahsen yazar bunu sinirlenip çıldırmadan nasıl yazmış merak konusu. Diyeceğim o ki ben beğendim, özellikle sonu çok iyiydi beni tatmin etti. Okuyun derim.
Kusursuz YabancıSezin Karameşe · Ephesus Yayınları · 202696 okunma
8/10
·152 syf.··
2026 23. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 14:30
Gianrico Carofiglio’nun 2017’de yayımlanan “Sabahın Üçü” romanıyla zaman zaman karşılaşıyordum. Kapağı da nedense Antonio Skarmeta’nın “Gökkuşağı Günleri” kitabını anımsatıyordu bana. Bir gün arka kapak yazısını okuyunca merakım iyice arttı ve nisan ayında okumaya başladım. Antonio ergenlik çağında ve anne babası boşanmış bir genç. Epilepsi hastalığı nedeniyle ailesiyle birlikte Marsilya’daki bir uzmana gidiyorlar. Doktor, kesin tanı koyabilmek için üç yıl sonra yeniden gelmelerini söylüyor. Üç yılın ardından bu kez yalnızca babasıyla Marsilya’ya giden Antonio’nun, hastalığın geçici olup olmadığını anlayabilmek için iki gün iki gece uyumaması gerekiyor. Asıl hikaye de tam burada başlar. Biz de okur olarak Antonio ve babasının bu uykusuzluk sürecine eşlik ederiz. Marsilya sokaklarında onlarla birlikte dolaşırken, aslında yıllardır ertelenmiş konuşmaların açıldığına, baba ile oğlun birbirini yeniden ve daha derinden tanımasına tanıklık ediyoruz. Kırk sekiz saat uyumama fikri ilk başta oldukça ürkütücü geldi. Sonra kendi deneyimim aklıma düştü. Bir yolculuk nedeniyle yaklaşık otuz saat uyumadığım bir zamanı hatırladım. Gerçekten de o sınırda insanın algısı değişiyor, gözler açık olsa bile zihin bulanık bir şekilde ilerliyor. Neyse ki bu ikilinin bilinçleri de gözleri de açık ve böylece jazz, matematik, aşk, felsefe hakkındaki düşüncelerini yüzeysel de olsa okuyabiliyoruz. Romanın dilini beğendim. Sade, akıcı ve okuru yormayan bir anlatımı var. Bu akıcılıkta çevirmen @erenyucesancendey’in de emeği çok. Teşekkürler. Yazar, elli üçüncü sayfada kullandığı bir şiir aracılığıyla beni Kavafis’in “Bu Kenttir Gideceğin Yer” isimli şiir kitabıyla da tanıştırdı. Çok merak ediyorum o kitabı. Sonlara doğru biraz aceleye getirilmiş hissi verse ve ne olacağı çok şaşırtıcı olmasa da
1000Kitap
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,079 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kurbağalar aşkına
8/10
·152 syf.··
2026 39. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 16:02
Haruki Murakami Tanrı’nın bütün çocukları dans eder Çeviri: Ali Volkan Erdemir Murakami’nin ilk kez kısa öykülerini okudum ve şunu söyleyebilirim ki; beklediğimden daha iyi nir deneyim oldu. İlk basımı 2000 olan bu kitap yakın bir zamanda Türkçe olarak basıldı ve yazarı özellikle takip ettiğim için hızlıca alıp okumak istedim. İş yoğunluğu sebebi ile beklediğimden daha geç bitti ne yazık ki ama her biri o bilindik hissi veren 6 öykü okumuş oldum. Murakami’nin yazım tarzını seviyorum, evet beni ve hayal gücümü zorlayan ve yer geldiğinde fazla cesur sahneler oluşturan bir yazar. Ama okuması da bir o kadar kolay. Genellikle yüzde hafif bir tebessüm bıraktığını söyleyebilirim. Ancak benim için Murakami’nin en özel yanı ondan fazlasıyla çok film, kitap, müzisyen öğrenebilmem. Bence bir yazar eğer kitaplarına bu bahsettiğim şeyleri ekliyorsa zaten benim için o kitabı okumak gerçekten keyifli bir deneyin haline dönüşüyor. Murakami kitaplarında da bir şöför aniden Jazz dinlemeye başlayabiliyor ya da okuduğunuz sahne bildiğiniz bir filme, kitaba gönderme yapabiliyor. Kesinlikle yazarın verdiği bu tanıdıklaştırma ve aşağılamadan öğretme hissiyatı yüksek egolu edebiyat dünyasında bulunmaz bir nimet gibi geliyor bana. Bu kitapta bulunan 6 öykü birbirlerinden farklı öyküler olsa da hepsi 1995 Kobe depremini merkez alarak etrafında dönüyorlar. Kitabı okumayı düşünüyorsanız, çevirmenin önsözünü mutlaka okuyun çünkü aslında size anlayışınızı kolaylaştıracak İpuçları sunuyor. Öyküler klasik murakami tarzında hafif içerisine masalsı gerçeklik katılmış bir şekilde oluşturulmuş ve sonları yine yazarın kullanmayı çok sevdiği şekilde ucu açık şekillerde bitiyor. Benim için genellikle öykülerin tamamı mutlu bitti çünkü Murakami öykülerinde genellikle sanki yazar benim mutlu bir şekilde
Tanrı'nın Bütün Çocukları Dans EderHaruki Murakami · Doğan Kitap · 2026166 okunma
Babanızla gerçekten ne zaman tanıştınız?
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2026 14:26
Onu sadece 'baba' olarak değil de, tüm zaafları ve hayalleriyle bir insan olarak ilk ne zaman gördünüz? Gianrico Carofiglio ’nun Sabahın Üçü kitabını bitirdiğimden beri zihnimde bu sorular dönüp duruyor. Antonio ve babasının 48 saat uykusuz kalmak zorunda oldukları o zorunlu Marsilya yolculuğu; aradaki mesafelerin yavaş yavaş silindiği ve yılların getirdiği o sessizliğin dağıldığı muazzam bir keşif hikayesine dönüştü. Aynı zamanda ben bu hikayede sadece bir baba-oğulun birbirini yeniden keşfetmesini değil, bir gencin kendi benliğiyle tanışmasını izledim. Hikaye o kadar samimi ve içten ki, bir noktadan sonra sadece okumuyor, sanki onlarla o sokaklarda ben de yürüyorum gibi hissettim. Marsilya’nın arka sokakları, jazz barlar, ilk aşklar ve bir babanın bilinmeyen geçmişi… Her şey o kadar gerçekçiydi ki… Eğer kalbinize dokunacak, sizi kendi aile bağlarınızla yüzleştirecek özgün bir kitap arıyorsanız, bu eseri sakın atlamayın. Çok beğendim, etkisinden bir süre daha çıkamayacağım gibi görünüyor…
Babam ve Ben
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,079 okunma
Puan vermedi·129 syf.··
2023 31. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 17 Eylül 2023 00:00
21. yüzyılın en komplike müzik türlerinden birisi jazzdır bir diğeri ise film müziğidir. Özellikle film müziğinde yaylıların (strings) ve vurmalıların (percussions) kullanımı beni her zaman etkilemiştir. Enstrümanların bu kadar ön planda olmadığı, synth tabanlı film müziklerindeki kullanılan ses tiplemelerinin de çok karakteristik olduğunu düşünüyorum. Tabii ki bunlar, kompozisyonu (scoring) yaratan bestekardan bestekara çok değişse de genelde kafalarda canlanan portre üç aşağı beş yukarı yakındır. Yazıcıoğlu, kitabıyla bu kadar değerli ve bilgi kıtlığı olan bir konu üzerine yazmış. Ama çok az bilgi içeren ve konuyla ilgili hiçbir önemli hususa değinmeyen bir kitap ortaya çıkarmış. Kitaptaki tek önemli ve es geçilmemiş konu, besteleme yaparken senkron sorunu yaşamamak adına time code'ların önemine ilişkin vurgu olmuş. Bunun dışında müzikle uğraşanlar için değil de daha çok standart okuyucuya hizmet eden bir kitap olduğu söylenebilir.
Film Müziği TeknikleriMustafa Yazıcıoğlu · Gece kitaplığı · 20162 okunma
6/10
·368 syf.··
2026 10. kitabı
Marslı ve Kurtuluş Projesi gibi işlerin arasında Artemis, maalesef Andy Weir külliyatının talihsiz orta çocuğu gibi kalmış. Mühendislik zekası yerinde olsa da karakter derinliği ve kurgu mantığı sınıfta kalıyor. Kitaba dair en büyük problemim ana karakter Jazz. Maalesef orta yaşlı bir erkek yazarın "havalı, asi ve dahi genç kız" yazma çabasının vücut bulmuş hali gibi duruyor. Sonuç ise; dahi olmasından ziyade, rahatsız edici derecede "pick me" enerjisi yayan, zorlama bir karakter. Samimiyetten uzak, sadece üzerine "asi" ve "Arap" etiketleri yapıştırılmış bir Mark Watney kopyasını okuyoruz ama bu sefer o mizah çok zorlama duruyor. Üstelik Suudi Arabistanlı bir kadın olması hikayeye hiçbir derinlik katmıyor; sanki sadece bir "çeşitlilik" kutucuğunu işaretlemek için üzerine yapıştırılmış eğreti bir kimlik gibi. Kurgusal tutarsızlıklar ise okuma keyfini baltalıyor. Mesela kitabın başında üç kuruşluk puro kaçakçılığıyla geçinemeyen Jazz; finalde "Sistemi sadece ben kontrol edebilirim, ben olmazsam düzen bozulur" diyerek adeta lojistik bir dehaya dönüşerek idareciyi ikna edebiliyor. Ay’daki mafyalaşma ve yolsuzluk teması, Weir’ın o meşhur keşif ruhunun yanından bile geçemiyor. Yazar bildiği sulardan çıkıp toplumsal drama yazmaya yeltenmiş ama kaleminin bocaladığı her sayfada belli oluyor. Diğer kitaplardaki doyumu arayanlar için hayal kırıklığı olabilir.
ArtemisAndy Weir · İthaki Yayınları · 20182,687 okunma