Sınıfsal bir temsile dönüşmüştü kültür; edebiyatıysa eğitimli insanlar kendilerini sahte duygusal yolculuklara çıkardığı, sonra da okumaktan hoşlandıkları duygusal yolculukları yaşayan eğitimsiz insanlardan kendilerini üstün görmelerine izin verdiği için fetiş haline getirmişti. Yazar iyi bir insan da olsa, gerçekten zekice bir kitap yazmış da olsa, nihayetinde tüm kitaplar statü göstergesi olarak pazarlanıyordu ve yazarların tamamı da belli bir ölçüde bu pazarlamanın parçasıydılar.
Bu insanlar her gün üniversiteye geliyor, okumadıkları kitaplar hakkında hararetli tartışmalara giriyorlardı. Sınıf arkadaşlarının kendisi gibi olmadığını anlıyor şimdi. Fikir sahibi olmak, bu fikirleri güvenle ifade etmek onlar için kolay. Bilgisiz ya da küstah görünmekten korkmuyorlar.Aptal değilseler de kendisinden çok da akıllı sayılmazlar. Hayatlarını başka türlü yaşıyor bu insanlar, Connell onları muhtemelen asla anlamayacağını düşünüyor; onların da kendisini anlamayacaklarını,anlamaya çalışmayacaklarını biliyor.
Buna karşılık herkes sosyal hayatlarının hiyerarşisiyle düzenlendigini bilmiyormuş gibi; bazılarının tepede, bazlarının ortalarda, bazılarınınsa daha da aşağıda olduğunun farkında değilmiş gibi yapmak durumunda. Marianne bazen kendini en alt basamakta görse de diğer zamanlarda hiç merdivende değilmiş, aşağısı-yukarısından etkilenmiyormuş gibi hissediyor çünkü ne popülerlik peşinde ne de elde etmek için uğraşıyor. Baktığı yerden merdivenin kime ne fayda sağladığı meçhul, en tepedekiler için bile.