"Tamura, şu güne kadar ömrümü bir hayli törpüledim. Kendimi yedim bitirdim neredeyse. Yaşamaya son vermem gerektiğinde vermedim. Anlamsız olduğunu bile bile yaşamaya devam ettim. Bunun sonucunda da, yanlızca o yaşamda bana kalan zamanı mantıksız birçok şeye harcayarak geçirdim. Böylece kendimi yaraladım, kendimi yaraladıkça da başkaları yaralandı. Şimdi de onun cezasını çekiyorum. Belki de lanetlendim. Bir dönem haddinden fazla mükemmel bir şeye sahip oldum. O yüzden, daha sonraki zamanı olabilecek en yavan haliyle yaşadım. Benim üzerimdeki lanet bu işte.
"Ben de Albay Senders gibi, kapitalist dünyanın sembollerinden biri sayılabilecek, akılda rahat kalan bir kılığa girdim. Miki Fare de olabilirdi, ama Disney telif haklarının peşinden koşarken çok inatçı oluyor. Dava edilmek istemem."
"Dürüstçe söylemek gerekirse, ben somut olarak içinde bulunduğum bu kaptan hiç hoşnut değilim Oşima. Doğduğumdan beri bir kez bile beğendiğim de olmadı. Aksine sürekli nefret ettim. Şu yüzüm, ellerim, damarlarımda akan kanım, genlerim... Anne babamdan aldığım her şey, lanetliymiş gibi geliyor bana. Mümkün olsa, anında bu sefil şeyin içinden çıkıp giderim. Evden ayrıldığım gibi."
"İlle de öyle olması gerekmez. Sembol ve anlam birbirinden farklı şeylerdir. O herhalde anlam ya da mantık gibi muğlak aşamaları göz ardı edip şiirde olması gereken doğru sözleri elde etmeyi başarmış olmalı. Havada uçan bir kelebeği kanadından usulca yakalar gibi, sanki rüyadaki sözcükleri yakalar gibi. Sanatçı dediğin, muğlaklığın üstesinden gelebilen insandır."