"Asırlardır suçlu saydığınız insanları idam ediyorsunuz. Ne oldu, kökü kazındı mı bunların? Kökü kazınmadı, tam tersine, verilen cezalarla ahlakı bozulan suçlularla ve koltuğunda oturup adam cezalandıran suçlu yargıçlarla, savcılarla, hapishane görevlileriyle sayıları arttı sadece."
Nehlüdov, toplumun ve genel olarak düzenin varoluş nedeninin, başka insanları yargılayan ve cezalandıran bu yasal suçlular değil, bu derece büyük ahlaksızlığa rağmen insanların yine de birbirlerine acımaları ve sevmeleri olduğunu artık anlamıştı.
"Hapishane müdürü ya da konvoy görevlisi ise üç kuruşluk maaşı ve bir ailesi olduğu için rüşvet alıyor, almamasına olanak da yok zaten. Onun yerinde de olsam, sizin yerinizde de olsam aynen sizin gibi ve onun gibi davranırdım. Ancak kendi yerimde yasayı en sert biçimde uygulamaktan geri adım atmamamın tek nedeni, benim de bir insan olmam ve insanlara acıyabilmemdir."
"Bizim buradakilerin hepsi satılmış adamlardır. Bana rüşvetçiliğin kökünü kazı diyorlar. Herkes rüşvetçiyken nasıl kazıyacaksın? Ayrıca unvan küçüldükçe rüşvetçilik de artıyor."
"İsa'yı kovaladıkları gibi beni de kovalıyorlar. Yakalayıp, mahkemelerin kararına, papazların sözlerine uyup hapse tıkıyorlar, tımarhaneye Ama bile yatırdılar. Ama bana bir şeycik yapamazlar, çünkü özgürüm ben. 'Adın ne?' diyorlar. Kendime bir ad verdiğimi sanıyorlar. Oysa benim bir adım yok. Ben her şeyi reddettim; ne adım, ne doğum yerim, ne baba adım var. Hiçbir şeyim vok benim. Ben bağımsız biriyim. 'Adın ne? İnsan. 'Kaç yaşındasın? Saymadım diyorum, sayamam da, çünkü ben her zaman vardım, her zaman da olacağım. 'Anan baban kim?' Benim Tanrı'dan ve veryüzünden başka anam da yok, babam da diyorum. Tanrı babam, yeryüzü de anamdır. 'Peki çarı çar olarak tanır mısın?' Neden tanımayayım? O kendinin çarı, ben de kendimin. 'Seninle de konuşulmaz,' diyorlar. Ben de benimle konuş diye yalvarmadım sana diyorum. İşte böyle canımı sıkıyorlar."
"Neden çeşit çeşit din var o zaman?" diye sordu Nehlüdov.
"İnsanlar kendilerine değil başkalarına inandıkları için çeşit çeşit din var. Ben de insanlara inandım ve taygada gibi yolumu şaşırdım, hem öyle bir şaşırdım ki bulabileceğimi hiç ummuyordum. Çeşit çeşit tarikatlar. Her inanış bir tek kendini över, göklere çıkarır. Bak işte hepsi de kör enikler gibi dağılıp gittiler. İnanç çok, ama ruh bir tanedir. Sende de, bende de, onda da. Demek ki her birimiz kendi ruhumuza inansak hepimiz birleşmiş olacağız. Her insan kendine inansa herkes bir araya gelecek."