Bir kuşu özgür olduğuna inandırmak…
Puan vermedi·96 syf.·
2026 44. kitabı
"Jon, sen sürüden dışlanmış birisin. Niçin şimdi o martılardan herhangi birinin seni dinleyeceğini düsünüyorsun? Doğru olan bir atasözünü sen de biliyorsun: En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir. Geldiğin yerdeki martılar sahilde pinekleyen, acı acı bağırıp kendi aralarında dönüşen martılar. Onlar, cennetten bin mil uzaktalar ve sen onlara, bulundukları yerden cenneti gösterebileceğini söylüyorsun. Jon, onlar kanatlarının ucunu bile göremezler! Burada kal ve senin öğreteceklerini anlayabilecek yeterlilikteki yeni martılara yardımcı ol." Sanırım benim konuya giriş şeklimde genelde bu oluyor, olayları değil de alt bilincine bakmak isteyen herkes için can alıcı giriş bu. Evet, şu konuda anlaşabiliriz bence: -Kurtulmak istemeyen kimseyi kurtaramıyoruz. Bunu kabullenmek bir şekilde oluyor ama kabullenemediğimiz kısım genelde nasıl göremezler oluyor. Göremezler çünkü zihnen bulundukları yer o noktaya çok uzak. Martı Jonathan LivingstonMartı Jonathan Livingston Kiraz Ağacı serisininde o kadar çok alt metin olarak geçti ki meraktan okumaya karar verdim. İyi ki de okumuşum. Günümüzde bireyin sınırlarını, toplumu ve yönetim şekillerini, inancın nasıl şekillendirildiğini martılar üzerinden çok güzel anlatmış pek çok cümlenin altı çizildi. Pek çok açıdan hak verildi. Sonuç olarak ise alınacak çok ders var.. “Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?” —Çok çarpıcı bir bakış açısı. Evet zihnimizin sınırları bazen o kadar belirğin ki gözümüzün önündekini göremiyoruz. “Kin, nefret ve düşmanlığı sevmekten söz etmiyorum ben. Gerçek martıları, onların her birinin içindeki güzellikleri görmeye çalışmalı, bunu onların da görmesine yardımcı olmalısın. Sevgiden kastettiğim sey bu benim. Bu işin sırrını çözdün mü, gerçekten sevebilirsin.” —Peki biz gerçekten sevmeyi biliyor muyuz yoksa ilk kusurda ilk
1000Kitap
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680bin okunma
Belirsizliğin Romanı: Beyazlık
Puan vermedi·64 syf.··
2026 34. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 21:55
2023 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan Jon Fosse, Beyazlık adlı kısa romanında okuru gerçek ile hayal, yaşam ile ölüm, bilinç ile bilinçdışı arasındaki belirsiz bir alana davet ediyor. Roman, gideceği yeri düşünmeden araba kullanan bir adamın aracının ormanda saplanıp kalmasıyla başlıyor. Yardım aramak yerine ormanın derinliklerine doğru yürümeyi seçen karakter, giderek daha gizemli ve açıklanamaz deneyimlerle karşılaşıyor. Kitap boyunca okur, anlatılanların ne kadarının gerçek ne kadarının zihinsel ya da metafizik bir deneyim olduğunu sorgulamaya devam ediyor. Fosse'nin sade ancak ritmik anlatımı, romanın atmosferini oluşturan en önemli unsurlardan biri. Kısa cümleler, tekrarlar ve iç konuşmalar sayesinde metin adeta bir meditasyon hissi yaratıyor. Olay örgüsünden çok duygu ve düşünce dünyasına odaklanan yazar, okuru karakterin içsel yolculuğuna ortak ediyor. Romanın merkezinde yalnızlık, ölüm, aidiyet ve varoluş temaları yer alıyor. Beyaz renk ise kitap boyunca hem saflığı hem de bilinmezliği simgeleyen güçlü bir metafor olarak kullanılıyor. Fosse, kesin cevaplar vermek yerine sorular sordurmayı tercih ediyor; bu nedenle romanın etkisi son sayfa kapandıktan sonra da devam ediyor. Beyazlık, hızlı tüketilen bir hikâyeden çok üzerinde düşünülmesi gereken edebi bir deneyim sunuyor. Özellikle modern İskandinav edebiyatını, felsefi metinleri ve sembolik anlatımları seven okurlar için etkileyici bir okuma olabilir. Kısa hacmine rağmen derin anlam katmanları barındıran roman, Jon Fosse'nin neden çağımızın önemli yazarlarından biri olarak görüldüğünü gösteren başarılı eserlerden biri. BeyazlıkBeyazlık Jon FosseJon Fosse
BeyazlıkJon Fosse · Monokl Yayınları · 2025743 okunma
Reklam
Anna,toplumun ikiyüzlülüğünün kurbanı mı?
10/10
·650 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 19:53
Lev Tolstoy’un Anna Karenina’sını her düşündüğümde Tolstoy un zekasına saygı duyuyorum.Çünkü XIX. yüzyıl Rus toplumunun bir portresini değil, insan ruhunun en kuytu köşelerini aynada görüyormuş gibi hissediyorum. Benim için bu eser, sadece trajik bir aşk hikayesi değil; dürüstlük, toplumsal ikiyüzlülük ve mutluluğun doğası üzerine yazılmış muazzam bir iç gözlem gücüdür. Kitabı okurken zihnimde en çok yer eden ve beni sarsan temaları kendi penceremden şöyle ifade edebilirim: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir." Kitap giriş cümlesiyle gönüllere taht kuruyor... Tolstoy eserine İncil'den ''Öç benimdir karşılığını ben vereceğim'' ayetiyle başlar..Levin ve Kiti ikilisi, Stephan Dolli ikilisi ve Anna Karenina Vronski'den bahsedilmektedir 19.yüzyıl Rus sosyetesi göz önündedir.Eserde toplum, köylü, ziraat sorunları, insan psikolojisi, kapitalizm, din, evlilikler, aldatmak ve toplumdaki mantığa sığmayan dayatmalar,çürüme gözler önüne serilmiştir.Çok önce bitmiş evlilikler sırf toplum baskısı ve zorunlu din kuralları adına devam ettirilmesinin meydana çıkardığı sorunlara Anna ve Aleksey Aleksandroviç karakterleri üzerinden anlatmıştır Tolstoy. Tema incemesine gelirsek ,her karakterin yeni bir anlam arayışı ve üstünde düşünülmüş manalar içerdiğini görürürüz.Anna’nın Vronski’ye olan tutkusunu ve her şeyi göze alarak bağlarını koparmasını okurken içimde iki farklı sesin çatıştığını hissettim. Bir yanım Anna’nın sahte, sevgisiz ve mekanik evliliğinden kaçıp gerçek bir duygunun peşinden gitmesini büyük bir cesaret olarak gördü. Diğer yanım ise onun bu kararının getirdiği yıkımı, özellikle oğlundan koparıldığı sahnelerdeki o derin çaresizliği acıyla izledi.Beni en çok öfkelendiren, o dönem yüksek sosyetesinin ahlak anlayışı oldu.
Anna KareninaLev Tolstoy · Anonim Yayınları · 201655,5bin okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 02:00
Osman BalcıgilOsman Balcıgil Karanlık OdaKaranlık Oda KAHROLSUN EMPERYALİZM! YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE! Osman BalcıgilOsman Balcıgil'den okuduğum 6. kitap oldu Karanlık OdaKaranlık Oda Osman BalcıgilOsman Balcıgil kitaplarını beğenerek okuyorum, akıcı anlatımıyla tarihi sevdirerek okutuyor yazar. Osman BalcıgilOsman Balcıgil, Devrimci kahramanımız Deniz GezmişDeniz Gezmiş'ten tam yedi yıl sonra doğuyor. Dolayısıyla 68 kuşağı olan Denizleri ve kendi kuşağı olan 80'li yılların toplumsal ve siyasal olaylarını bir sohbet havasında mercek altına alıyor. Kitap Deniz GezmişDeniz Gezmiş ile Osman BalcıgilOsman Balcıgil arasında bir ağabey-kardeş sohbeti gibi geçiyor. 1950-1960 yıllarını kapsayan Menderes dönemi, 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasında gelişen işkenceler ve idamlar anlatılıyor. Ülkenin hassas dengeleri olan Kürtlük-Türklük, Alevilik-Sünnilik Zenginlik-Fakirlik, Doğuculuk-Batıcılık, Dindarlık-Laiklik konularına değiniliyor. Üç fidanımızın idam kararlarına giden yolda izlenen şerefsiz oyunları okurken sinir küpü oldum. Deniz Gezmiş'e dair çok kitap okumuş biri olarak aslında bildiğim şeylerin tekrarı gibi oldu ama her okuduğumda yine yine üzülüyorum, yine yine sinirleniyorum! BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ? Denizlerin idam kararını veren mahkemeyi yürüten hakim olan Ali Elverdi'nin ölüm sebebi soluk borusuna kaçan yemektir. İlahi Adalet diye ben buna derim! :) Kitabı tabii ki kesinlikle tavsiye ediyorum. Yakın tarihe, yakın siyasi tarihe hem hüzünlü hem de acı gerçeklerle dolu bir yolculuk için.. Herkese iyi okumalar, iyi geceler...
Karanlık OdaOsman Balcıgil · Kara Karga Yayınları · 2018981 okunma
10/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2026 147. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
"DEMİRDEN BİR DENİZ" Yavuz'un defterinde "gri" yoktu, ya "ak" sındır ya "kara". Tarihî romanlar genellikle iki tuzağa düşer: Ya tarihî gerçekleri o kadar ağır basar ki kurgu boğulur gider ya da kurgu o kadar uçar ki dönemin ruhunu tamamen kaybederiz. Eser, bu iki ucun tam ortasında, dengeli bir yürüyüş sergiliyor. Yazar, on yedi yılı aşan psikoloji ve tasavvuf okumalarını Osmanlı arşivlerinin titizliğiyle harmanlamış. Ortaya çıkan şey ise sadece bir “kitap” değil; âdeta bir dönem odası – içine girdiğimizde Yavuz’un ordularının tozunu koklayacağımız, fırtınayla dövüşen kale duvarlarının soğuğunu hissedeceğimiz bir atmosfer. Tarih, bazen yalnızca savaşların ve zaferlerin anlatıldığı bir alan değildir. Bazı hikâyeler vardır ki insan ruhunun en karanlık taraflarını, kayıpların bıraktığı derin boşluğu ve sırların insanı nasıl dönüştürdüğünü de anlatır. 1518 yılı… Osmanlı Devleti’nin en sert ve en çalkantılı dönemlerinden biri. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’nin ardından şekillenen siyasi atmosferin ortasında, Karahisar Kalesi’nde işlenen gizemli bir cinayetle karşılaşıyoruz. Sultan Selim Han’ın Mısır seferinden dönen ordusuna yol açan öncü birlik komutanı Hazar, kendini fırtınanın dünyayla tüm bağlarını kopardığı bir kalede bulur. Âdeta taş duvarların içine hapsolmuş bir bilinçaltını andıran kaçışın mümkün olmadığı bu atmosfer, romanın gerilimini sürekli diri tutuyor. Dışarıdan kimse giremez, içeriden kimse çıkamaz. Duvarların ardında işlenmiş vahşi bir cinayet: Kimliği belirsiz bir kadının bedenine saplanmış dokuz ok. Dokuz şüpheli. Ve bu şüphelilerden biri, Hazar’ın geçmişindeki en karanlık yaranın ta kendisi. Hazar’ın hikâyesi, onu bu soğuk kale duvarlarına hapseden sebeplerin ötesine geçiyor. Naif bir nalbant çırağıyken sevdiği kadını kaybetmenin acısıyla ölümcül
Edebiyat
Demirden Bir DenizYasin Kocabaş · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20266 okunma
7/10
·376 syf.··
2026 6. kitabı
#OkudumBitti #HizmetçininGünlüğü #LorethAnneWhite #375Sayfa Annesinin küllerini nehre savuran Kit üzerinden sanki dünyayı atmış gibi hafif hissetmeye başlamıştı kendisini. Artık yeryüzündeki tek dostu sadece kendisi kalmıştı. Kit geçmişteki kötü günlerini atlatmak için psikoloğa gitmiş ve doktoru ona anılarını yazmasını söylemiştir. Kit artık her fırsat bulduğunda duygularını düşüncelerini ve ruh halini kâğıda dökmektedir. Kit’in en büyük zaafı evlerine temizliğe gittiği zengin müşterilerin özel hayatlarını deşmek ve her şeye burnunu sokmaktır. Kit’in şirket tarafından görevlendirdiği son evin kapısından girdiği anda şok olmuştur. Ev Jon ve Daisy Rittenberg’e aittir. Kit o andan itibaren geçmişinde yaşadığı bütün kabusları yeniden yaşamaya başlamıştır. Ve her zaman olduğu gibi ev sahiplerinin sırlarını aramaya başlamışlardır. Jon’un bilgisayarı, Daisy’nin pedleri içinde saklanmış gizli bir kasanın anahtarı ve kasanın içinde ki gizli bilgiler. Kit artık Jon ve Daisy’nin geçmişinin ortaklarından biridir. Daisy arkadaşı Venessa ile birlikte hamileliğinin son haftalarını huzur içinde geçirirken aldığı isimsiz tehdit notları ile huzursuz günler yaşamaya başlamıştır üstelik notlarda yazılan şeyleri bilebilecek tek kişi ise kocası Jon’un yıllar önce tecavüz ettiğinin iddia edildiği ancak sonrasında şikayetini geri çektiği ve gizlilik sözleşmesi imzaladığı genç kızdır. Hayatları son derece yolunda giden Jon ve Daisy çifti birden tepetaklak olmuştur. Daisy tehditler almakta Jon ise önce kandırılıp iki erkek tarafından tecavüze uğramış sonrasında ise bu görüntülerle terfi beklediği işinden olmuştur. KİT’ mi Kit zaten yıllar önce ölmesinin üzerine cam ev denilen evde tüm kanları etrafa saçılmıştır. Son 70 sayfaya kadar heyecanın bir türlü tırmanamadığı ve vasat bir
Hizmetçinin GünlüğüLoreth Anne White · Juno Kitap Yayınları · 2024359 okunma
Reklam
Reklam