Aldığı eğitim sonucu, ailesiyle olmak istediği kişi arasında bir uçurumda salınıyor ana karakter. Bu tanıdık nefret ve kurtulma arzusu, yer yer yerini merhametle gelen vicdana dolayısıyla öz yıkıma sürüklüyor ana özneyi, ama hepsinden öte içindeki boşluğu, ailesine duyamadığı sevgiyi mahrum bırakıldığını düşündüğü “saygınlığı” başka bedenlerde arıyor. Kişisel olarak hem ilginç hem tanıdık buldum. Talebe kitabını anımsattı. Kitap boyunca ana karaktere şizofrenik duygular geliştirdim kızgın bir anlayış. Bu hikayenin kurbanı hem oydu hem de ailesi ve çok acı ama gerçekten okumasa ailesinin tüm kusurlarına rağmen mutlu olabilirdi. O zaman eğitim yalnızca zenginler/belli bir statüdeki insanlar için mi diye düşünmeden edemiyor insan, farklı sosyal kesimlerden gelip eğitimiyle kendine bir hayat inşa etmek isteyenler bunun bedelini ailelerinden büyük bir kopuşla ödemek zorunda mı? 20. Yüzyıl ortası Fransa, 21. Yy Türkiye, aynı noktadayım.
Viktoryenmiş gibi yapan postmodern roman, çok keyifli, sürükleyici, iyi betimlenmiş, şaşırtıcı. Basit bir aşk hikayesi değil dönemin ruhunu okuyorsunuz, o ruhun nasıl karakterlerin zihnine işlediğini diyaloglardan takip etmenizi sağlayacak şekilde aktarıyor yazar hikayeyi. Zaten roman bu aşk hikayesinden ziyade pek çok paralel hikaye barındırıyor, bunlar çoğunlukla ilginç ikili ilişkiler. İşte buralardaki diyaloglar öyle incelikle kaleme alınmış ki söylenmeden aktarılanlar, karakterin aklından geçenler ve ruh hali tarifleri size viktoryen zihniyetini veriyor ama pek çok noktada uyanış da var, bir eşik dönemi romanı gibi bir yandan da…