İnsan kendinden nereye kadar kaçar, kime sığınır?
9/10
·256 syf.··
2026 42. kitabı
Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanı, bana göre insanın kendi zayıflıklarıyla yüzleşmesini anlatan etkileyici bir eser. Kitabı okurken asıl şeytanın dışımızda değil, sorumluluk almaktan kaçan yanımızda olduğunu düşündüm. Romanın başkahramanı Ömer, yaptığı hataların sebebini sürekli dış etkenlerde arayan bir karakterdir. Oysa yaşadığı birçok sorunun temelinde kararsızlığı ve iradesizliği vardır. Bu nedenle kitap boyunca insanın kendinden kaçmasının mümkün olup olmadığını sorguladım. Macide ise iyi niyeti ve samimiyetiyle dikkat çekiyor. Ancak roman, sevginin tek başına bir insanı değiştirmeye yetmediğini de gösteriyor. Birini sevmek, onun eksiklerini ortadan kaldırmıyor; bazen sadece onları daha görünür hâle getiriyor. Sabahattin Ali, bu eserinde insanın en büyük mücadelesinin dış dünyayla değil, kendi iç dünyasıyla olduğunu anlatıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu düşünce kaldı: İnsan bazen yenildiği şeytanı kendi içinde büyütür ve sonra onu bahane olarak kullanır. Bu yönüyle İçimizdeki Şeytan, yalnızca bir roman değil, insanın kendine tuttuğu bir ayna gibidir.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209bin okunma
Bazen insan hayattan değil, kendinden kaçar!
Puan vermedi·264 syf.··
2026 8. kitabı
Nihan Kaya’nın kitaplarını okurken genellikle çocuklarla, aileyle, toplumla ilgili güçlü eleştirilerle karşılaşmaya alışmıştım. Bu yüzden Disparöni ya da Yaşama Korkusu’nu okurken beni en çok şaşırtan şey, kitabın daha çok insanın kendi içine dönmesine neden olması oldu. Kitabın merkezinde korku var ama bildiğimiz anlamda bir korku değil. Daha çok yaşamaya dair bir çekingenlik, kendi hayatının sorumluluğunu almaya dair bir ürkeklik, bazen de insanın kendi hakikatinden kaçması… Kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: İnsan gerçekten yaşamak istediği hayatı mı yaşıyor, yoksa kendisinden beklenen hayatı mı? Çünkü çoğu zaman bu ikisini birbirine karıştırıyoruz. Toplumun, ailenin, çevrenin onayladığı bir hayat sürerken kendi içimizde giderek küçülebiliyoruz. Nihan Kaya’nın kitaplarında sevdiğim şeylerden biri, rahatsız edici sorular sormaktan çekinmemesi. Bu kitapta da bunu yapıyor. İnsanın kendine anlattığı hikâyeleri, kendini korumak için kurduğu savunmaları ve bazen kendi hayatının önündeki en büyük engelin yine kendisi olduğunu gösteriyor. Kitap boyunca hissettiğim duygu biraz hüzündü. Çünkü insanın kendi hayatına yabancılaşması, kendi isteklerini yıllarca ertelemesi ve sonunda ne istediğini bile unutması düşündüğümüzden çok daha yaygın bir durum. Belki de bu yüzden kitap bana çok uzak gelmedi. Nihan Kaya’nın bazı görüşleri gibi bu kitap da herkesin hoşuna gitmeyebilir. Çünkü insanın başkalarını eleştirmesi kolay, kendine dönüp bakması ise oldukça zor. Bu kitap biraz da bunu yapmaya davet ediyor. Suçu sürekli dışarıda aramak yerine insanın kendi korkularıyla yüzleşmesini istiyor. Kitabı bitirdiğimde elimde kesin cevaplar yoktu. Ama bazı iyi kitaplar cevap vermekten çok soru bırakır. Disparöni ya da Yaşama Korkusu benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Bitince
Disparöni ya da Yaşama KorkusuNihan Kaya · İthaki Yayınları · 2018535 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 20:59
Fil Saati, Tuğba Sarıünal 192 sayfa, Destek Yayınları Elinizden düşüremeyeceğiniz bir kitapla daha geldim. Bulmaca çözer gibi okuyacağınız, kainatla ilgili derin suallere yanıtlar aradığınız, zamanın içinde belki de kaybolacağınız bir roman Fil Saati. Akıcı bir üsluba sahip, sürükleyici bir kurgu içeriyor kitap. Yazarın daha önce Çarpışma isminde bir kitabını daha okuyup onu da çöp beğenmiştim. Bu da okumaktan büyük keyif aldığım kitaplardan birisi oldu benim için. Büyük merak uyandıracak konusuna da gelecek olursak şu şekilde; Yetiştirme yurduna verilen sekiz yaşındaki Eren’in annesi ve babası bir kaçaktır. Ülkede terör kapsamına girecek bir suçtan aranmaktadır. Annesi ile babası, Eren’e her an ulaşabilir düşüncesiyle de Eren polisler tarafından hep göz hapsindedir. Okula giderken, yurda geri dönerken, yemek yerken, gezilere götürüldüğünde vs. Bir gün yurda geri döndüğünde panayıra götürülür çocuklar. Panayırda kendisiyle iletişim kurmaya çalışan bir palyaço olur. Polisler bu durumdan işkillenir ve peşine düşerler adamın. Adam kaçar ve kaçarken de vurulur. Vurulduktan sonra denize atar kendini ve bir daha da izine rastlayamaz polisler. Adamdan geriye kalan kan izlerinin DNA incelemesi sonucunda çok ilginç bir detay çıkar ortaya. Sekiz yaşındaki Eren ile vurulup kayıplara karışan adamın DNA örnekleri birebir aynıdır. Yani adam sekiz yaşındaki Eren’in bizzat kendisidir sonuca göre. Artık herkesin beyni yanmak üzeredir ve olay da bir Arap saçına dönmüştür. Bakın konusu itibariyle bile oldukça ilgi çekici bir kitap. Bulmaca çözer gibi adım adım yaklaşıyorsunuz ve elinizden bırakamıyorsunuz kitabı. Macera, merak duygusu, cinayet çözümlemesi gibi konuları seviyorsanız keyifle okuyacağınız bir roman. Benden size gönülden tavsiye olsun. İyi okumalar #alıntı “Dervişin
Edebiyat
Fil SaatiTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 20202,017 okunma
9/10
·368 syf.··
2026 69. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 09:46
Butimar’ı okurken insanın içinde eski bir rüya kıpırdıyor gibi oluyor. Sanki bazı hikâyeler bu hayatta başlamamış da çok daha önce bir yerde yarım kalmış. Romanın aşk tarafı bana en çok buradan dokundu: kavuşmaktan çok eksik kalmak, sevmekten çok sevdiğinin etrafında dönüp durmak… Denize âşık olup da ona yaklaşamayan Butimar kuşu gibi. Güzel ama biraz zalim bir imge bu. Çünkü bazen insan en çok sevdiği şeye dokunamıyor; dokunursa onu kaybedeceğinden korkuyor. Kitap sadece bir aşk hikâyesi gibi okunacak kadar dar değil bence. Rüyalar, mektuplar, geçmiş, savaş, simya, kader, zamanın insanla oynadığı o tuhaf oyunlar… Hepsi metnin içinde birbirine karışıyor. Bazen nerede gerçek bitiyor, nerede hayal başlıyor emin olamıyorsun. Ama bu belirsizlik kötü bir şey gibi gelmedi bana. Aksine romanın ruhu biraz orada duruyor. Çünkü bazı hikâyeler dümdüz anlatılsa büyüsü kaçar; Butimar da sanki sisin içinden görünmesi gereken kitaplardan. Kaan Murat Yanık’ın dili şiirli, yer yer masalsı ve epey yoğun. Bu tarafını sevdim ama dürüst olayım, bazı yerlerde metin kendi güzelliğine biraz fazla yaslanıyor gibi hissettim. Cümleler güzel, imgeler güçlü, atmosfer etkileyici; fakat bazen hikâyenin kendisi o süslü gölgenin arkasında kalıyor. Yine de bunu tamamen kusur olarak söylemiyorum. Çünkü kitabın derdi zaten sade bir olay anlatmak değil; okuru biraz rüyanın, biraz eski zamanların, biraz da iç sızısının içine çekmek. Benim için Butimar’ın en güçlü yanı, aşkı sadece iki insan arasındaki bir duygu gibi değil, insanın kendi eksikliğine duyduğu tuhaf bir özlem gibi anlatması oldu. Sevdiğimiz şeyin peşinden giderken bazen gerçekten ona mı yaklaşıyoruz, yoksa içimizde yıllardır kapanmamış bir boşluğa mı? Roman boyunca bu soru hafif hafif dolaşıyor. Bazı kitaplar cevaptan çok o dolaşan soruyla
ButimarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20226bin okunma
9/10
·95 syf.··
2026 12. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 01:11
Kitaba giriş yapmadan önce biraz yazar hakkında bilgi vermek istiyorum. Yazarımız Ryunosuke Akutagawa, "Japon kısa hikâyeciliğinin babası" olarak kabul edilir ki Japon edebiyatının kayda değer ödüllerinden olan “Akutagava Ödülü” onun adını taşımaktadır. Büyük romanlar yerine vuruş gücü yüksek, ironik, psikolojik derinliği olan ve insan doğasının bencil yönlerini açığa çıkaran kısa öyküler yazmıştır. Doğduktan kısa bir süre sonra annesi akıl sağlığını kaybetmiştir. Bu yüzden yazar, dayısı tarafından büyütülmüş ve soyadını ondan almıştır. Hayatı boyunca annesi gibi delirme korkusu yaşadığından hayatının son yıllarında ağır uykusuzluk, halüsinasyonlar ve derin bir varoluşsal kriz (melankoli) yaşamıştır. Henüz 35 yaşındayken, arkasında "Geleceğe Karşı Duyulan Belirsiz Bir Kaygı" yazdığı bir intihar mektubu bırakarak yüksek dozda uyku hapıyla yaşamına son vermiştir. … Kitabın da adını aldığı ayrı zamanda ilk öyküsü olan Raşoman; kıtlık, sefalet ve amansız bir fırtınanın ortasında işinden yeni kovulmuş ve açlıktan ölmek üzere olan çaresiz bir uşağın, ölülerin saçlarını yolup peruk yapan yaşlı bir kadınla karşılaşmasını konu alıyor. Yaşlı kadının hayatta kalmak için bu eylemi yapmak "zorunda" olduğunu savunması üzerine, başlangıçta kadının eylemine tiksintiyle yaklaşan uşak, ahlaki değerlerini bir kenara bırakarak kadını soyup eşyalarını çalarak kaçar. Öykü, büyük bir açlık ve sefalet karşısında toplumsal ahlakın, vicdanın ve dürüstlüğün saniyeler içinde nasıl yok olabileceğini sarsıcı bir şekilde gözler önüne sererken bizlere "İnsanlar hayatta kalmak için ne kadar ileri gidebilir?" sorusunun trajik cevabını anlatıyor. Anlatı boyunca yazarın kendi akıl sağlığının bozulma süreci, yaşadığı ağır şizofrenik ve paranoid sanrılar, doğrudan birinci ağızdan
RaşōmonRyunosuke Akutagava · Tokyo Manga Yayınevi · 20232,419 okunma
7/10
·192 syf.··
2026 63. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 23:32
Kristin Hannah - Mucizeler Yağarken Kristin Hannahin okuduğum 4. kitabi ve en son Bülbülü okumustum ki bilenler bilir 10 üzerinden 9 belkide 10 puanlık bir kitapti. Spoiler içerir Mucizeler yağarken kitabini ilk okumaya basladigimda ne yalan söyleyeyim uyuz oldum, yazar kitap yazmış olmak için yazmış bunu dedim. Çünkü baş karakterimiz Joy kocasının kendisini kız kardeşiyle aldattigina tanık olmasiyla yasadigi zor dönemi atlatmaya çalışırken bir gün kiz kardeşi kapısına gelir hamile olduğunu ve evleneceklerini söyleyip davetiye verir. Gururlu kızımız kaldıramaz tabi öfkeyle kendini yollara vurur ve havalimana gider. Hazırlıksız hiç düşünmeden macera yaşamak ya da uzak kalmak artik neye sayarsaniz atlar bi uçağa.. Uçak kaza yapar kazadan yaralı kurtulur kendine geldiginde kaza mahaline gitmektense oradaki insanlardan kaçar bilmediği yollara düşer. Ha bide uçağa binerken gördüğü bi motelin broşürü onu etkiler. Bu düştüğü yollarin ucunda ne tesadufse o moteli bulur. Yine ne tuhaftır ki motelde müşteri yoktur satılıktır ve sadece baba ve oğlu yasamaktadir. Çok yakin zamanda anne ölmüştür. Çocuk depresiftir annenin hayaliyle zaman gecirir sürekli, yaşıtlarına gore egitim konusunda geri kalmıştır destege ihtiyacı vardir vs. Kızımız çocukla saglam dostluk kurar oyunlar oynar okuma ve yazmayı ogrenmesinde yardımcı olur onu destekler ama bunları yasarlarken babamız kızı umursamaz pek hatta istemez konusmaz ne yaparsa ilişki adina cocugun "hadi baba joya şu olayı anlat", "hadi baba joy da gelsin", "hadi baba joyla dans et" gibi darlamalari üzerine yapar. Joy yakınlaşmaya çalışır adam karşılık vermez ama bu surecte beni irite eden basitce yasadigi evden sehirden uzaklasabilmesi, motelin viraneligine bakinca neler yapılması gerektiğini bilmesi çünkü onunda hep hayaliyMİŞ bir
Duygu ve Düşünce
Mucizeler YağarkenKristin Hannah · Doğan Kitap · 20252,867 okunma