Bir devre vedadır, vefadır…
Puan vermedi·448 syf.··
Beğendi
·
2026 401. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 17:44
Öncelikle kitabın adı Fatih devri ve bölgeler üzerindeki etkileri olabilirdi çünkü kişisel Fatih anlatısı üzerinden değil Fatih devri öncesinden başlamak üzere, dönemin etkileri ve çok daha uzun siyasi, dini, coğrafik etkilerini kapsıyor. Kesinlikle biyografik bir eser değil bu bağlamda okumaya niyetlenenleri hayal kırıklığına uğratabilir. Ayrıca Fatih dönemine ait çokça okuma yapmış birisi içinde yüzeysel gelebilir çünkü yazar kitapta geniş bir tarihi ele alıyor. Hocanın anlatım dili her zamanki gibi sohbetvari, akıcı ve yalın, bu yüzden hiç yormadan akıyor kitap hedef kitlesi alan olmaktan ziyade tarih severler oluyor. Tarih okuması yapmayı sevenleri tatmin edecek kitap; dönemin öncesinden başlamak üzere “Fatih dönemi” diyebileceğimiz şartları oluşturan zemininden alarak çağlar sonrasına etkileri geniş perspektiften anlatılıyor, öyleki fetihten önceki yüzyıllık siyasi hamleleriyle, günümüz Anadolu coğrafyasını neden-sonuç üzerinden sunmayı başarıyor. Yer yer Fatih’in kişisel özelliklerine değinilmiş, özellikle de hakkında çıkan spekülatif bilgilere açıklık getirilerek konuları gider ayak kapatıyor hocamız.. Kitapta bahsi geçen “Fatih’in doğumunun 600. Yılına takdimdir” (30 Mart 1432) ibaresi yürek burkuyor, sanki o günü göremeyeceğini bilerek önceden hediyesini takdim etmiş gibi… Kadere bak ki o çok sevdiği Fatih’le aynı hazireye defin ediliyor İlber hoca.. “Seven sevdiğiyle beraberdir.” Hadis-i şerifini bizlere bir kere daha hatırlatıyor… Arkasından edilen onca söze, tartışmaya o kocaman kahkahasını attığına eminim. Hocanın eksiğini, fazlasını tartışmak bizlere düşmez elbet fakat insani vasfının elinden alınmamasını dileyerek, hoşgörüyle uğurlamak isteriz. Bu kubbede sedan hoş yankılanıyor hocam. Işık olsun kabrin, onca öğrencine ışık olduğun gibi; rahmet,
1000Kitap
Fâtih Sultan Mehmedİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 2025912 okunma
5/10
·94 syf.··
2025 95. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2025 10:36
Tolstoy’un kalemindeki en önemli güç ölümü konuşturabilmesi bana kalırsa. Ölümü her ayrıntısıyla işleyebilmesi, hem gidenler hem kalanlar açısından bu denli derin gözlemler yapabilmesi onu eşsiz kılıyor. Spoiler Alyoşa’nın sevdiği kızla kendi babasının rızası olmaması sonucunda evlenememesi okuyan herkesi üzse de, Tolstoy hayatın devamında neler olacağını kestiremeyen insanoğluna farklı bir bakış açısı yaratıyor. Alyoşa kadere boyun eğip Ustinya’yla evlenemiyor ve bir süre sonra talihsiz bir kaza sonucu ölümle burun buruna geliyor. Alyoşa’nın Ustinya’ya söylediği son şey ise “Bak evliliğe razı gelmemeleri daha iyi olmuş, yoksa boşa gidecekti. şimdi her şey yoluna girdi” Ölüme hiç böyle bakmış mıydınız? Lev Tolstoy
1000Kitap
Üç ÖlümLev Tolstoy · İş Bankası Kültür Yayınları · 20247,8bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
MUHAKKAK OKUNMASI GEREKEN BİR ANI-BELGESEL BAŞ YAPIT
10/10
·804 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 00:00
(E) SOSYOLOG ALBAY ALİCAN TÜRK’ÜN; “28 ŞUBAT – SİNCAN’DAN TARİHE NOTLAR” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ (E) Sosyolog Albay Alican TÜRK’ü ilk defa 2025 yılı Ağustos ayı başında tanımış ve tanışmıştım. Üç kitabı vardı hepsi de ilgi alanımda olan. Bundan önce iki kitabını okumuş ve geniş birer değerlendirme ve tanıtım yazısı yazmıştım. Tanışmamızın hemen arkasından, kısa süre içinde gelmişti bu okuma ve değerlendirme faaliyetlerim. Sayın yazarın bir kitabını okumamış olmayı ise büyük bir eksiklik olarak görüyordum kendi adıma. Tam 800 sayfa ve büyük boy (sayfa ölçüleri büyük) olan kitabını sona saklamıştım. Ve bugün (09.01.2026), sayın yazarı tanımamın ve kitapları ile tanışmamın üzerinden henüz beş ay geçmiş iken, son kitabını da okuyup bitirmenin ve bu tanıtım ve değerlendirme yazısını yazmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bakınca insanın gözünü korkutan bu çok kalın kitabı okumaya 25.12.2025 günü başladım ve sistematik/düzenli bir okuma ile 09.01.2026 günü bitirdim. Yani günde ortalama 50 sayfa okuyarak 16 günde bitirmiş oldum. Okumamın bu kadar uzun zaman almasının sebebi –yukarıda da bahsettiğim üzere- 800 sayfa ve sayfa boyutlarının büyük olmasının yanında, notlar alarak analitik bir okuma tarzını tercih etmem idi. Önceden iki cilt olarak basılmış, daha sonra ise iki cilt birleştirilerek tek kitap olarak piyasaya çıkmış. Kitap, 1. cilt ve 2. cilt olarak bölümlendirilmiş. Sayın yazarın kim olduğu ve onu nasıl tanıdığım ve tanıştığım konularına önceki iki kitabının değerlendirmesinde genişçe yer verdiğim için burada tekrar etmeye gerek görmüyorum. **** Siyasal İslamın bitmek tükenmek bilmeyen asker alerjisi ve rövanş alma manevraları… Taa 1950’lerde başlıyor aslında bu furya. Yine çok güçlü bir sağ iktidar ve yine askeri pasifize etme, kodları, genleri ve teamülleri ile
28 Şubat: Sincan'dan Tarihe Notlar (Cilt 1-2)Alican Türk · Galeati Yayıncılık · 202310 okunma
Kadere bak
10/10
·448 syf.··
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 16:17
Hayatımda okuduğum en karmaşık kitaptı. Her an her şey değişiyordu ve ne olduğunu anlayamıyordun. Bu kitap hayat gibiydi. Cecelıa Ahern’nin kaleminden Kadere bak kitabının konusu: Bu kitapta aynı hayatın farklı zamanları yaşayan iki genç kadın var, ve yine aynı hayatın farklı zamanlarını yaşayan iki adam. Kalanlar ise konuk oyuncular. Gülmekten çeviremeyeceğiz sayfalar, şaşkınlıktan ağzınızı açık unutacağınız dakikalar, aşklar, kaçışlar, zorluklar, dostluklar, yeni maceralar, yaş aldıkça değişen duygular ve insanın kendisi…. Aslına bakarsanız say say bitmez. Bir dünyanın her açıdan ele alınması gibi. Altın madde de sessizlik… kitabı okuduktan sonra bunu çok iyi anlayacaksınız. Akıcı, keyifli. Olay anlatımları kişilerin birbirlerine mektup ya da e-posta göndermeleri ile gerçekleşiyor bu da anlatıma renk katıyor. İlk 15 sayfası sizi sıkabilir, çünkü iki ergenin mektuplaşması sadece ergen olduğunda komik gelir ancak sonrasında inanılmaz bir dünya var. Mutlaka okunması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan. Bu kitap size: ‘Bir şey gecikiyorsa gerçekten güzelleşir mi?’ Sorusunun yanıtını veriyor.
Kadere BakCecelia Ahern · Pegasus Yayınları · 2016164 okunma
Aşk-ı Mecâzî'nin Akıbeti veya Fâniliğin İspatı
8/10
·52 syf.··
2024 35. kitabı
Kitabın merkezindeki yasak aşk teması, İslami ahlak ve değerler açısından bakıldığında, hikâyenin en tartışmalı yönüdür. Kur'an ve Sünnet'te, evlilik dışı ilişkiler ve başkasının eşiyle kurulan münasebet (zina ve ona yaklaştıran her türlü fiil) kesinlikle haram kılınmıştır. Zweig, karakterlerin iç dünyalarındaki tutku ve arzuyu geniş bir perspektifte aktarır. Ancak bir Müslüman okur olarak, bu tutkunun temelinin haram üzerine kurulu olduğunu bilmek, ister istemez bir sorgulamaya yol açar. Karakterlerin çektiği acı ve hasret, ne kadar "romantik" görünse de, nihayetinde helal sınırların dışına çıkmanın bir sonucu ve belki de dünyevi cezası olarak da görülebilir. Kitap, tutkunun ne kadar yakıcı olabileceğini gösterirken, aynı zamanda haram bir ilişkinin bile zamanla nasıl bir hiçliğe dönüşebileceğini, kalpteki gerçek huzuru getiremeyeceğini de çarpıcı bir şekilde kanıtlar. Bu, okura, kalıcı sevgi ve huzurun ancak meşru zeminlerde bulunabileceği fikrini kuvvetlendirir. Dokuz yıllık savaş ve ayrılık, aşkı değil, karakterlerin özünü değiştirmiştir. Bu durum, Müslümanların kadere ve zamanın akışına olan bakış açısıyla paralellik taşıyor. İslam'da zaman (dehr), Allah'ın yarattığı ve yönettiği bir olgudur. Kitapta, dokuz yılın karakterleri geri dönülmez şekilde değiştirmesi, bize hayatta hiçbir şeyin sabit kalmadığını ve kişinin ruhsal dönüşümünün kaçınılmaz olduğunu hatırlatır. Ludwig, mecburi bir ayrılıkla, kaderin bir cilvesiyle başka bir ülkede, helal bir eş ve çocuklarla yeni bir hayat kurar. Bu, belki de karakterin geçmişteki haram ilişkiden temizlenme ve yeni bir sayfa açma yolculuğudur. Fakat o, bu yeni hayatına rağmen, eski yasak tutkunun cazibesine kapılıp geçmişe dönmeye çalışır ve beklediği "cazibeyi" bulamaz. Bu, insana, geçmişin sadece bir imtihan olduğu ve
1000k
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,6bin okunma
8/10
·208 syf.·
Beğendi
·
2025 5. kitabı
En popüler olduğu zamanda sırf herkes okuyor diye okumayı reddettiğim hatta aşk romanı olduğunu bahsettikleri için âşık olduğumda okuyayım gibi garip bir düşünceye girdiğim bir kitaptı. Ama okumaya ara vermişken, tekrardan okumaya başlamak için çabalarken Chatgpt tavsiyesiyle başladığım bir kitap oldu. Okuma şevkimi öyle bir getirdi ki kaç aydır 5-10 sayfayı zor okurken bir günde 100 sayfa okuyabilmemi sağladı. Sabahattin Ali'nin yazarlığından söze başlamak isterim. Öncelikle ne zaman olursa olsun, nerede olursa olsun, hangi kitabı olursa olsun Sabahattin Ali'nin dilinin, anlatımının sizi asla hayal kırıklığına uğratmayacağını düşünüyorum. İster yorgun olun, isterseniz okumaya ara vermiş olun elinizden tutup 'bak ben çok güzel bir şey yazdım' diyor sanki. Herkesin paylaştığı resimlerde görülen o baskının elimde olmamasından ötürü nedense başlarken biraz şüpheci yaklaştım. Acaba iyi basım değil midir ya da ne bileyim eksik kısmı var mıdır gibi düşüncelere girdim. Ama gördüm ki açıklamalarıyla birlikte gayet güzel basımdı ki zaten Sabahattin Ali sizi kendisine bağlıyordu. Gerçekten dil, ifade, anlatım konusunda idolüm olabilir. Konusuna gelecek olursak bana her kim dedi ise bu bir aşk kitabı diye bence çok da anlayarak okumamış gibime geliyor. Çünkü ben burada aşktan ziyade yalnızlığı, geç kalınmışlığı, keşkeleri, eyvahları, pişmanlıkları görüyorum. (Buradan sonrası kitaba dair ipucu barındırabilir.) Raif Efendi'nin hayatı, ailesi ve Raif Efendi'ye ev ahalisinin ve şirket efradının davranışları beni gerçekten üzdü. Özellikle ilk başlarda yaşını almış bir insana böyle bir muamele edilmesi ağırıma gitti. Açık konuşmak gerekirse daha sonrasında Maria Hanım ile olan ilişkileri beni hayranlık derecesine getirmedi. Yalnızca sonbahar günleri yürüyüşlerini, birbirlerini
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Aperatif Kitap · 2019376,3bin okunma