Kitabın merkezindeki yasak aşk teması, İslami ahlak ve değerler açısından bakıldığında, hikâyenin en tartışmalı yönüdür. Kur'an ve Sünnet'te, evlilik dışı ilişkiler ve başkasının eşiyle kurulan münasebet (zina ve ona yaklaştıran her türlü fiil) kesinlikle haram kılınmıştır.
Zweig, karakterlerin iç dünyalarındaki tutku ve arzuyu geniş bir perspektifte aktarır. Ancak bir Müslüman okur olarak, bu tutkunun temelinin haram üzerine kurulu olduğunu bilmek, ister istemez bir sorgulamaya yol açar.
Karakterlerin çektiği acı ve hasret, ne kadar "romantik" görünse de, nihayetinde helal sınırların dışına çıkmanın bir sonucu ve belki de dünyevi cezası olarak da görülebilir. Kitap, tutkunun ne kadar yakıcı olabileceğini gösterirken, aynı zamanda haram bir ilişkinin bile zamanla nasıl bir hiçliğe dönüşebileceğini, kalpteki gerçek huzuru getiremeyeceğini de çarpıcı bir şekilde kanıtlar. Bu, okura, kalıcı sevgi ve huzurun ancak meşru zeminlerde bulunabileceği fikrini kuvvetlendirir.
Dokuz yıllık savaş ve ayrılık, aşkı değil, karakterlerin özünü değiştirmiştir. Bu durum, Müslümanların kadere ve zamanın akışına olan bakış açısıyla paralellik taşıyor.
İslam'da zaman (dehr), Allah'ın yarattığı ve yönettiği bir olgudur. Kitapta, dokuz yılın karakterleri geri dönülmez şekilde değiştirmesi, bize hayatta hiçbir şeyin sabit kalmadığını ve kişinin ruhsal dönüşümünün kaçınılmaz olduğunu hatırlatır.
Ludwig, mecburi bir ayrılıkla, kaderin bir cilvesiyle başka bir ülkede, helal bir eş ve çocuklarla yeni bir hayat kurar. Bu, belki de karakterin geçmişteki haram ilişkiden temizlenme ve yeni bir sayfa açma yolculuğudur. Fakat o, bu yeni hayatına rağmen, eski yasak tutkunun cazibesine kapılıp geçmişe dönmeye çalışır ve beklediği "cazibeyi" bulamaz. Bu, insana, geçmişin sadece bir imtihan olduğu ve