Tende beden, bedende can taşıdıkça, bu dünyada yaşadıkça, hayat yolunun önündeki engelleri aşmaya, kaldırmaya çalışacaksın arkadan omuz vereceksin. Başka türlü olmuyordu. Ne var ki, her omuz vuruşta, hayat arabasının tekerleği omzunu bir bıçak gibi yaralıyor, yara üstüne yara, derken omuzu nasır tutuyor. Eğer yaptığın işi seviyor, meyvasını da alıyorsan, nasırların hiç önemi yok. Şikayet etmezsin, memnun olursun.
"Hepimiz böyleyiz işte. " diye düşünüyordu, "Birbirimizden pek farkınız yok. Ancak ağır hastalandığımızda ya da öldüğümüz zaman hatırlıyoruz birbirimizi. O yitirdiğimizin ne iyi, ne eşsiz bir insan olduğunu, ne büyük iyilikler yaptığını, ancak o son demde anlıyoruz..."
Yıllar sonra plastik cerrahi dalında staja başlayınca, o gün mutfakta Thalia 'yla yatılı okul konusunda tartışırken bilmediğim bir şeyi anladım. Dünyanın sizin içinizi görmediğini derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı, hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını. Gerçek işte bu kadar basit, bu kadar saçma ve kadar gaddardı.