insan sevinci ne kadar da sefil, kısa ve hayal kırıklığıyla dolu.
paranız ne kadar az olursa, endişenizin de o kadar az olacağı iddiası aslında belli sınırlar çerçevesinde doğru.
mücadelesinde sebat eden kazanır, yılmak yok.
biz asla tartışmayız; münakaşa burjuvazinin hobisidir. bizim tartışmalarımız, eylemlerimizdir.
avrupa’da futbol ile sosyalizmin esrarengiz bir bağlantısı var.
görüntü, görüntü, her şeyden önemlidir.
aç görünmek ölümcüldür. insanlarda da seni tekmeleme isteği uyandırır.
yahudiye güveneceğine yılana güven, yunana güveneceğine yahudiye güven ama ermeniye asla güvenme.
zor olan yemeği pişirmek değil, her şeyi zamanında yapmaktır.
erkek aşçıların kadınlara yeğlenmesinin sebebi, daha üstün bir yöntem kullanmaları değil; dakiklikleridir.
bir yemeğe ne kadar çok para verirseniz, o kadar çok ter ve tükürük yemek zorunda kalırsınız denilebilir.
kirlilik, oteller ile lokantaların özünde vardır çünkü yiyeceğin temizliği; dakiklik ve şıklık uğruna gözden çıkarılır.
hala mutluyduk ama dalgın bir mutluluktu bu. bağrışmalar bitmiş, şamatalı halimizden eser kalmamıştı. artık mutlu da değildik…
harikulade bir dünyanın harikulade sakinleri değil de, sefil ve rezil bir şekilde sarhoş olmuş, karın tokluğuna çalışan bir işçi grubu olduğumuzu idrak ediyorduk.
fakat akıllı bir adam için imkansız diye bir şey yoktur.