Kör Baykuş zannımca herkese hitab eden bir kitap değil. Opioid kullanımı ile ayyuka çıkan psikozların eşliğinde ruh sıkan sorgulamalar kitabı. Hayal ve gerçeğin arasında mekik dokuyan karakterin üstüne sinmiş afyon ve kafur kokuları bizi hayatın görmekten kaçındığımız ve de inkarını hoş gördüğümüz tarafına bakmaya adeta zorluyor. Yazar bizi karanlık ve de sefaletin kol gezdiği duvarlara mıhlıyor ve hayatın en çekilmez yüzü ile bakışıyoruz. En sevdiğim yanı da bu oldu kitabın. Karakterin vehimli iç dünyasında örümcek ağlarıyla birlikte salınıp duruyoruz. Ve düşülecek kuyunun dibine son dal kala ayağımızdan asıp sallıyor bizi. Yazarın da dediği gibi derinlerden benliğimin güçlerini dışarıya çekiyor gibiydi bu karanlıklar.. Kör Baykuş
Aşk ve zillet Şeyh-i San'an'ın Hikayesi Ferideddin-i Attar, Mantık Al-Tayr adlı mesnevisinde, padişahlarını aramak üzere bir araya gelen kuşların serüvenini hikâye eder. Kuşlar böyle bir heves içindeyken Hüthüt gelir ve onlara zaten bir padişahları olduğunu, fakat o padişahın "binlerce nur ve zulmet perdeleri ardında bulunduğunu ve adının Simurg olduğunu" bildirir ve: "Gelin onu arayıp bulalım" teklifinde bulunur. Uzun müzakerelerden sonra kuşlar yola çıkmaya karar verir. Yollar meşakkatlidir. Simurga ulaşabilmek için istek, aşk, marifet, istiğna, tevhit, hayret ve fakr u fena adlarını taşıyan yedi vadiyi geçmeleri gerekmektedir. Bunları aştılar mı Simurg'a ulaşacaklardır. Yüzlerca kuştan ancak otuz tanesi menzile ulaşır. Yola çıkan kuşlardan kimisi bazı hicaplara takılır, kimisi yem aramak için bir yere dalar, kimi açlıktan, susuzluktan kırılır. Böylesine çetin ve meşakkatli bir yolculuktur. Yolculuğun aşk vadisinde, kuşlara bir yılgınlık düşer. Hüthüt'e: "Bizim bu uçuşumuzla bu yol biter mi?" diye sorarlar. Hüthüt onlara şu cevabı verir: "Aşık olan canını kayırmaz, canını terket, canını attın mı yol biter. Yolun bağı candır, canını ver, sevgilinin yüzünü gör. Sana imandan çık derlerse, candan vaz geç diye hitap gelirse, imandan da, candan da vaz geç. Böyle şey caiz değil, diye itaraz edene, de ki, aşk küfürden de yücedir, imandan da, aşkın küfürle, imanla ne işi var? Aşık bütün harmanı ateşe verir, başına testereyi korlarsa, sabreder, tenini biçtirir! Aşka dert ve gönül kanı gerek, derdin yoksa bizden ödünç al! Aşka perdeleri yakan bir dert gerek! Aşkın bir zerresi bütün âlemden iyidir; derdin bir zerresi de bütün âşıklardan iyidir. Aşk, daima kâinatın içidir, ama dertsiz aşk, tam aşk değildir. Meleklerde aşk vardır, dert yok. Dert, adamdan başka mahlûkta bulunmaz.
Alıntı
Reklam
Kâfur
Kur'an-ı Kerim'de İnsan Suresi 5. ayette geçen, cennetteki iyilere (ebrar) ikram edilecek içeceğe hoş koku ve serinletici lezzet veren özel bir karışım veya pınar adıdır. Dünyada Usta Asya'da yetişen bir ağaçtan elde edilen beyaz, kokulu, ferahlatıcı bir madde olsa da, ayette cennet nimetinin güzelliğini ve ferahlığını betimlemek için kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm ve Yüce Meâli (Cep Boy)
Din
ARAPÇA KUR’AN’A GİRMİŞ YABANCI KELİMELER
Arapça bir Kuran oluşturmaya çalışan İslam'ın tanrısı Allah, öz Arapçadan habersiz olarak, o günün şartlarında kullanılan ve Arapçaya dışarıdan girmiş kelimeleri kullanmak durumunda kalmıştır. Kendi başına bu olay dahi Kuran'ı Muhammed ve çevresinin oluşturduğunun bir kanıtı değil midir? Rumlarla ticari ve siyasi ilişkiler neticesinde "firdevs", "kıstas", "dirhem" ve "dinar" gibi kelimelerin Yunan ve Latin; "cehennem", "şeytan", "hac","kahin" ve "aşura" isimlerinin İbrani; "misk" ve "kafur" kavramlarının Hint ve Kur'an'da cennette müminlerin giysisi olarak müjdelenen "sündüs" kavramının ise Fars kökenli olduğu beyan edilir. Suyüti'nin de dile getirdiği gibi Kur'an'da yaklaşık yirmi dokuz Habeş kökenli kelime yer almaktadır. Aynı şekilde "ba's", "mizan", "cehennem", "şeytan" ve "iblis" gibi kavramlar, Arap diline Yahudilikten sızmış ve "Bismikellahümme"ifadesi de Ümeyye b. Ebi's-Salt (ö. 8/630) tarafın dan Hırlstiyanlıktan alınarak Arap diline yerleştirilmiştir. Kureyş tarafından İslam öncesi döneminde kitabet üsluplarında kullanılan bu ifade, daha sonra Bismillahirrahmanirrahim" şeklinde Hüd ve Neml sürelerinde de yer almıştır. Kur'an'ın pek çok pasajında yer alan elhamdülillah" ifadesi de bu İslam öncesi şairinin şiirlerinde aynı şekilde yer almaktadır. Örneğin. Allah'ın ayetlerini yalanlayanların "Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler." şeklinde A'raf 40. ayetinde yer alan deyimin. Yeni Ahid'de "Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır" ifadeleriyle Sami kültürde kullanıldığı görülür. Hatta Kur'an'da pek çok ayette geçen la ilahe illallah" sözünün, İslam öncesi dönemde Zeyd b. Amr, Ebu Zer ve Selman-ı Farisi tarafından dile getirildiği de ifade edilir. Arap aklı ve
Tahtının Kölesi mi, Yoksa Nefsinin Efendisi mi?
Dünyada tersine çakılmış nallar, tersine verilmiş ünvanlar vardır. mesela tahtına, tacına esir olmuş kişilere padişah adı verildiğini işitirsin. Boğazına ip takılmış, kendi dar ağacının tacı olmuş kişiye, bir yığın halk toplanmış; “tac ve taht sahibi padişahımız!” diyor. Gerçekte ise padişah temiz ve salih olan kimsedir. Hür olan da odur. Ne şehvetinin esiridir, ne de boğazının. Fakat halk tam tersine esirlere padişah adını taktı; hani siyahî zencilere kâfur adını taktıkları gibi”(kâfur=bir tropik bir ağaçtan elde edilen, hoş kokulu beyaz şifalı kristal yapılı reçine) Mevlana Celaleddin-i Rumi #HuzurVakti
Şeb-i Arûs
"İyiler mutlaka nimet içindedirler,kötüler de yakıcı ateş içindedirler" İnfitar Suresi,12-13 "Ancak Rablerinden korkan ve ona karşı gelmekten sakınanlar için Allah katından bir ikram olmak üzere,içinde ırmaklar akan cennetler vardır.Allah katında olanlar,iyi Kullar için daha hayırlıdır." Al-i İmrân Suresi,198 "İyilik ehli olanlar ise kâfur katkılı kadehten içerler." İnsan Suresi,5 "İyiler nimet içindedir." Mutaffifin Suresi,22
Reklam
Reklam