Suriye'nin Yeniden Dizaynı: Stratejik Sessizlikten Kurumsal Rehabilitasyona I. Giriş: Yanlış Soruların Esareti Buckingham Sarayı'nın altın yaldızlı salonlarında iki adam el sıkışıyor. Biri İngiltere Kralı III. Charles. Diğeri, bundan yalnızca bir yıl önce üzerine 10 milyon dolar ödül konmuş, ABD'nin terör listesinde adı geçen Ebu Muhammed el Şara. Bu fotoğraf bir soruyu zorunlu kılıyor: Bu nasıl mümkün oldu? Ortadoğu coğrafyası üzerine yapılan analizlerin büyük çoğunluğu bu soruyu sormaz. Bunun yerine daha güvenli, daha sığ sorularla yetinir: "IŞİD neden bu kadar güçlendi?" veya "Esad neden düştü?" Oysa doğru sorular çok daha rahatsız edicidir: IŞİD kimin işine yaradı? Şara'yı kim, ne zaman ve hangi araçlarla rehabilite etti? Ve tüm bu kaosun sonunda kim kazandı? Bu makale, Suriye'de yaşananların ne bir tesadüf ne de öngörülemeyen bir "blowback" mekanizmasından ibaret olduğunu savunuyor. Ortada, adım adım ve çok aktörlü biçimde inşa edilmiş bir bölgesel dizayn var. Ve bu dizaynın mimarlarını bulmak için komplo teorisine değil, yalnızca sonuçlara bakmak yeterli. II. Blowback'ten Öte: IŞİD ve Güç Boşluğu 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgali, sadece bir rejimi devirmenin çok ötesine geçti. Ordular lağvedildi, devletin kurumsal hafızası silindi, onlarca yıllık güvenlik bürokrasisi bir gecede yok edildi. Geriye devasa bir güç boşluğu kaldı. IŞİD bu enkazdan beslendi, büyüdü ve zamanla Suriye iç savaşının yarattığı ikinci boşlukta gerçek bir devlet gibi hareket etmeye başladı. Buna "blowback" deniyor: Bir müdahalenin, müdahale edenin öngöremediği yıkıcı sonuçlar doğurması. Daha önce de görülmüştü; 1980'lerde Sovyetlere karşı CIA tarafından beslenen Afgan mücahidleri, zamanla El Kaide'ye dönüşmüştü. Ancak blowback teorisi, IŞİD söz konusu olduğunda kritik bir soruyu
1000Kitap
Stratejik Sessizlikten Büyük Plana: IŞİD, HTŞ ve Suriye'nin Yeniden Dizaynı Yanlış Sorulan Sorular Ortadoğu'ya dair her tartışma, yanlış sorularla başlar. "IŞİD neden bu kadar güçlendi?" diye sorulur, "IŞİD kimin işine yaradı?" diye sorulmaz. "HTŞ lideri Şara nasıl dönüştü?" diye sorulur, "Bu dönüşümü kim, ne zaman ve hangi araçlarla planladı?" diye sorulmaz. Doğru soruları sormak, doğru cevaplara giden tek yoldur. Bu makale o soruları sormaya çalışıyor. Birinci Perde: IŞİD ve Stratejik Körlük 2003 ABD işgali Irak'ı paramparça etti. Sadece bir rejim yıkılmadı; ordular lağvedildi, devlet aygıtı çöktü, onlarca yıllık bürokratik hafıza silindi. Geriye devasa bir güç boşluğu kaldı. Bu boşluktan IŞİD filizlendi. Buna "blowback" deniyor: Bir müdahalenin, müdahale edenin öngöremediği yıkıcı sonuçlar doğurması. Afganistan'da Sovyetlere karşı beslenen mücahidlerin zamanla El Kaide'ye dönüşmesi de aynı mekanizmanın ürünüydü. Ama blowback teorisi bir noktada duruyor ve yetersiz kalıyor. IŞİD dört yıl boyunca Suriye ve Irak topraklarında fiilen devlet kurdu. Petrol sattı, vergi topladı, mahkeme işletti. Onlarca ülkeye saldırılar düzenledi; Paris'te, Brüksel'de, İstanbul'da, Kahire'de kan döktü. Ama sınırını fiilen paylaştığı İsrail'e tek bir koordineli, ciddi saldırı düzenlemedi. Resmi açıklama şu: "Yakın düşman" ideolojisi. Selefi-cihadist gelenekte önce yerel yönetimleri, mürtet saydığı rejimleri devir; sonra İsrail'e yönel. Ama bu ideolojik açıklama kritik bir gerçeği gizliyor. IŞİD, İsrail sınırına en yakın olduğu dönemde bile Golan hattında tek bir ciddi operasyon yapmadı. Öte yandan İsrail, IŞİD'e karşı tek bir hava saldırısı düzenlemedi. Üstelik İsrail hastaneleri, IŞİD bağlantılı Suriyeli yaralıları tedavi etti. Buna resmi bir ad bile verildi: "Hayırsever Komşu
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Allah’ın insanlara gönderdiği iki elçisi (resûl) var: Birincisi, içimizdeki elçi olan akıldır; ikincisiyse dışımızdaki elçi olan peygamberdir. İçimizdeki elçiyi (aklımızı) kullanmadıkça dışımızdaki elçiden (peygamberden, onun öğretisinden) yararlanmak imkânsızdır” (ez-Zerî‘a…, Kahire 1985, s. 207). Râgıb el-Isfahânî
Zeytindağı Yüzme bilmeyen bir kıt'a tulum takınarak, Kanal'a atıldı. Bizim kenardan dişlerine kadar silahlı olarak suya giren bu Anadolu çocukları, öbür kenara esir olarak çıktılar. İngilizler bu askerleri soyup güneşte kuruttuktan sonra, halife ve imparatorluğu tezyif (alaya alma) için, Kahire sokaklarında çıplak dolaştırdılar.
1000Kitap
..kitaplardan karıştırarak te*rör çalışmadım
Bak ben ölümü göze aldım, siyaset yapacaksan bu ülkede ölümü göze alacaksın. * Ümit Özdağ üç özelliği zihninde ve tarzında birleştirmişti: Akademisyen, Düşünce Kuruluşu Başkanı ve Siyasetçi. Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Birimlerinde uzmanlaşırken, sahayla fakültenin bağını kuran, akademisyen siyasetçilerden birisi olmuştur. * Dünya Sahnesi: Bu sahnenin baş aktörleri; ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği. Bu baş aktörlerin durmaksızın mücadele ettikleri alan Türkiye'nin çevresi, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu. Ümit Özdağ, akademisyen ve Düşünce Kuruluşu Başkanı olarak bu coğrafyaların dosyaları üzerinde çalışarak geçirdi hayatını. Ama, dünyanın en eski ve en karmaşık labirenti olan Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar'da yol almak yalnızca teorik bilgilerle değil, sahada edinilen tecrübeyle mümkündür. Beyrut sokaklarından, Şam'ın dar geçitlerine; Bağdat meydanlarından Kahire'nin kalabalıklarına, Bakü sahilden Bosna Hersek ve Belgrat'a kadar nabız tutabilen bir Türk siyasetçisi. * ''Dağda, derede, tepede; gece karakollarda, sınır ötesi Türkiye'nin dışında araştırmalar yaparken, normalde, ayakkabıyla ayağınızı koymayacağınız kirlilikte yastıklara başımı koyarak araştırdım. Yani İstanbul'da veya Ankara'da oturup kitaplardan karıştırarak te*rör çalışmadım.'' (5:48) * Şimdi #Youtube' da * youtube.com/watch?v=T0KNS0S... * #Terör #Türkiye #Balkanlar #Kafkasya #Ortadoğu #DüşünceKuruluşuBaşkanı #Felsefe #Akademisyen #Uluslararasıİlişkiler #Beyrut #Bağdat #Bakü * Zafer Partisi @sessizligibozanadam #SessizliğiBozanAdam Daha azını gör
Ümit Özdağ
Ortadoğu’daki bugünkü krizlerin köklerine indiğimizde, Britanya İmparatorluğu'nun "böl ve yönet" (divide and rule) politikasının ve diplomatik stratejisinin en kalıcı eseri Filistin topraklarında karşımıza çıkıyor. İsrail devletinin kurulma süreci, tamamen İngiliz diplomasisinin ve askeri mandasının gözetiminde, tabiri caizse laboratuvarda hazırlanmış bir jeopolitik proje gibi yürütüldü. Bu sürecin ilk resmi ve en kritik belgesi, dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour'un siyonist hareketin liderlerinden Lord Rothschild'e gönderdiği mektuptur. İngiliz aklının Filistin topraklarında bu süreci nasıl ilmek ilmek ördüğünü kronolojik olarak incelediğimizde, "psikolojik savaş ve çıkar odaklı diplomasi" daha da netleşiyor: McMahon-Hussein Görüşmeleri 1915 - 1916 İngiltere’nin Kahire Yüksek Komiseri Henry McMahon, Mekke Şerifi Hüseyin’e Osmanlı’ya karşı isyan etmesi karşılığında bağımsız bir büyük Arap krallığı sözü verdi. Bu, Arapları cepheye sürmek için kullanılan ilk büyük psikolojik hamleydi. Sykes-Picot Anlaşması 1916 Araplara bağımsızlık sözü veren İngiltere, arka kapıda Fransa ile gizli bir anlaşma imzalayarak Osmanlı’nın Ortadoğu topraklarını (Filistin dahil) kendi aralarında paylaştı. Yani aynı topraklar ikinci kez, bu defa Fransızlara ve kendilerine vaat edildi. Balfour Deklarasyonu 1917 İngiliz ordusu henüz Kudüs'e girmeden önce, Dışişleri Bakanı Arthur Balfour yayınladığı deklarasyonla Filistin topraklarında bir "Yahudi ulusal evi" kurulmasını desteklediklerini resmen ilan etti. Aynı topraklar üçüncü kez, bu sefer Siyonist hareketine vaat edilmiş oldu. İngiliz Mandası ve Altyapı Süreci 1920 - 1948 Dünya Savaşı sonrası Filistin resmi olarak İngiliz Mandası oldu. Bu 28 yıllık süreçte İngilizler; Yahudi göçünü organize etti, gelen nüfusun kendi eğitim,
Filistin