aslında biz kadınların çok iyi bildiği, içimizde bir yerlerde hep taşıdığı o tanıdık sızıyı ve isyanı anlatıyor. Kitabı okurken, sanki aynaya bakıp kendi ruhumun parçalanmışlığını gördüm .
Buradaki kadın, modern dünyanın ya da toplumun beklentileriyle asimile edilmiş, bir kalıba sokulmuş ama özünü, o kadim köklerini ne yaparsa yapsın koparıp atamamış bizden biri. "Saçlarımı geri ver" çığlığı, aslında elinden alınan özgürlüğü, çalınan benliği ve hapsedilen kadınlığı geri istemenin o çok tanıdık, can yakıcı isyanı.
İncelemeyi yazarken içimdeki o git gelleri o kadar net hissettim ki... Bir yanım toplumun o bitmek bilmeyen cehaletine, bizi sürekli bir şekle sokmaya çalışan ikiyüzlülüğüne karşı deli gibi öfkeli. Ama diğer yanım, o öfkenin hemen arkasında, bu topraklara ve insanına karşı o kadar büyük bir şefkat ve merhamet besliyor ki... İşte bu ikilem, insanı nefessiz bırakıyor.
Kitaptaki o kadının anlam arayışı, aslında hepimizin her sabah uyandığında verdiği o gizli mücadele: "Ben kimim ve bu dayatmaların içinde kendimi kaybetmeden nasıl var olabilirim?" sorusu. O, ne geçmişin sığlığına teslim oluyor ne de modern dünyanın ruhsuzluğuna. Köklerinden aldığı o sessiz güçle, kendi küllerinden yeniden doğmanın yolunu arıyor.