GökHan

GökHan
@kaktus33
En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.
Ben Dediğimiz Kişi Aslında Kaç Kişidir
10/10
·232 syf.·
2026 52. kitabı
Septoloji'nin ikinci cildi Ben Bir Başkasıdır'a kavuştuk. Birinci kitap kaldığı yerden aynı üslup ve tarzda devam ediyor. Fosse'nin kusursuz üslubu post-modern roman severleri büyülüyor. Bir kere daha Asle'nin bilincinin içinde geziniyoruz. Yer yer çocukluk ve ilk gençliğini anlattığı bu kitapta, Asle'nin şimdiki zamanda resim yapmak istemeyişini ve yaptığı son tablosundaki kesişen iki çizgiyi anlamaya çalışarak, birbirine kesişen hayatları, geçmiş ve şimdimizin nasıl kesiştiğini anlamaya çalışıyoruz. Biz her zaman biz miyiz? Biz dediğimiz kişi sadece bir kişiden mi oluşuyor? Yaşam deneyimi içinde, bizi biz yapan şeyler nelerdir? Tabloda kesişen iki çizgi biz hayat içinde kendimizle ve başka benliklerle ne sıklıkla kesişiyoruz gibi soruların cevabı aranıyor kitapta. İlk cildi okuduktan sonra ikinci cildin bu kadar erken yayınlanması açıkçası beni çok mutlu etti. Çünkü ilk kitaptaki dil ve üslup beni çok etkilemişti. Umarım üçüncü cildi yayınlamaları da çok uzun sürmez. Kitabı sabırla okuyun, bu adam ne diyor demeyin tekrarlanan cümlelerde, çünkü inanın derin bir okuma yaparsanız ne kadar çok şey dediğini anlayacak ve kitabı elinizde bırakmak istemeyeceksiniz.
Ben Bir BaşkasıdırJon Fosse · Monokl Yayınları · 20263 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Muhteşem bir post-modern roman: Septoloji
10/10
·288 syf.·
2026 32. kitabı
Uzun bir aradan sonra okuduğum bir kitapla ilgili şiddetli bir incelme yazma isteği doğdu içimde. Hiç şüphesiz buna sebep olan ise Jon Fosse'nin sarsıcı ve etkileyici anlatımıydı. Tam anlamıyla harika bir post-modern roman. Hatta Fosse bu kitabıyla post-modern roman tarzına da yeni bir bakış katıyor denilebilir. Roman yedi bölüm ve üç ciltten oluşan Septoloji serisinden oluşuyor. Türkçeye ilk cilt Öteki İsim ile aylar önce raflarda yerini aldı. Kitabı okumadan önce yaptığım gözlemlerden anladığım kadarıyla çoğu kişi kitabı beğenmemiş. Kitabı okuyunca bunun sebebini de hemen anladım; çoğu kişi kitabı anlamamış diyebiliyorum kitabı bitirdikten sonra. Bu incelemyi yazmamın asıl amacı ise 1K okuyucularını bu kitabı okumaya yüreklendirmek ve anlamalarına yardımcı olmaktır. Öncelikle bu kitapta kovalayan, kaçan, zaman, mekan ve romanın diğer öğelerinin açık açık anlatılmış olmasını beklemeyin. Çünkü roman çoğunlukla roman kahramanı Asle'nin yogun monologları ve bilinç akışından oluşuyor. Bundan dolayı yazar romanda hiç nokta işareti de kullanmamıştır. Bilinç hiçbir zaman durmaz çünkü. Bu tarz kitapları seviyorsanız kitap size göre. Asle, monologlarında geçmiş ve gelecek arasında sürekli mekik dokuyor. Biz bu monologlarla Asle'yi ve hayatını yavaş yavaş anlarken, onun resimlerini, ilişkilerini görüyoruz. Fakat yer yer başka bir yaşam sunan başka bir Asle'den daha bahseder. Tam da buralarda okurun kafası karışabilir. Fosse gerçekten o kadar ustaca yazmış ki okur ister bu Asle'yi roman kahramanının geçmiş yaşamı olarak algılasın, isterse de onun adaşı ve çok yakın arkadaşı olan başka bir Asle olarak okusun, ikiside muhteşem bir zevk sunuyor. Bu iki ayrımı bildikten sonra kitabı okumak daha bir şevkli hale geliyor. Asıl olan ise diğer Asle'nin ona çok benzeyen en yakın
Öteki İsimJon Fosse · Monokl Yayınları · 202521 okunma
BAZILARI İÇİN GEÇMİŞ LANETTİR
10/10
·456 syf.·
2023 7. kitabı
Altın Ev romanıyla Salman Rushide bizlere yirmi birinci yüzyıl Amerika’nın panoramasını gösteriyor. Toplumun en küçük yapı taşı olan bir aile üzerinden Hindistan ve Amerika’nın toplumsal yapısını, dönemin mafya ve yolsuzluklarını, Amerika’nın süper gücü altında yatan kirli gerçekleri biz okurlara sunuyor. Hindistanlı bir ailenin, Hindistan’daki evlerinden kaçıp, Amerika’daki Altın Ev adıyla bilinen eve yerleşmeleri, bölgede yaşayan insanların dikkatini çeker. Fakat tüm bunların içinde Altın Ev’in hemen karşısındaki evde oturan ailenin tek çocuğu olan Rene’nin bu eve taşıyanlara özel bir ilgisi uyanır. Rene profesör olan anne-babası ile her tarafı kitaplarla çevrili bir evde ve ailede büyümüştür. Kitaplara olan tutkusu başlarda onu edebiyata yönlendirmiş ama zamanla bu ilgiden uzaklaşıp senaristlik ve film yapımcılığına sarmıştır. Rene bu aileyi belgesel film olarak çekmeye karar verir. Bundan dolayı aileyi ve bireylerini yakından tanımak, ailenin asıl öyküsünü öğrenmek için yavaş yavaş ailenin içine karışır. Aile yeni bir hayata başlamış ve tüm aile bireyleri kendi takma adlarını seçmişlerdir. Ailenin babası Nero Golden (imparator Nero’ya gönderme), büyük oğlu aynı zamanda otizm spektrum bozukluğu olan Petya, ortanca oğlu ve aynı zamanda sanatçı ve sanatsever (daha çok ressamlık) Apu Golden ve en küçük oğlu, kimlik karmaşası yaşayan, cinsiyetinden bir türlü emin olamayan D. Golden. Zamanla Nero’nun yeni karısı olacak Rus Vasilisa. Tüm bu aile üyelerinin hikayelerini, varoluş mücadelelerini, hırslarını, geçmişlerini hastalıklarını Rene’nin ağzından dinliyoruz. Selman Rushide ustalığını o kadar iyi yansıtmıştır ki bu kitapta, ciddi anlamda hayran kaldım. Tam bir olgunluk eseri bana göre. Çünkü Salman Rushide bu aileyi Rene’nin ağzından anlatırken yaratmış olduğu bu
Altın EvSalman Rushdie · Can Yayınları · 202388 okunma
1001 gece
8/10
·320 syf.·
2023 5. kitabı
Ah şu Bin Bir Gece Masalları nasıl da bütün bir dünya edebiyatını etkilemiş, nasıl da bazı yazarları kendine hayran bıraktırarak yaşamlarını tamamen değiştirmiş. Salman Rushide’de böyle bir aile de doğup büyümüş. Babası İbn Rüşd’e olan sevgisinden dolayı soyadına onun ismini vermiştir. Yani aslında bu romanı anlamak için önce baya bir birikiminizin olması gerekiyor. Bin bir gece masallarını ve bu masallarda geçen konuları, motifleri; İbn Rüşd’ün hayatını ve felsefesini; Gazali’nin hayatını ve felsefesini; yirmi birinci yüz yılda meydana gelen olayları özellikle on bir eylül olaylarını; orta doğu ve İslamcı hareketleri ve en önemlisi kitabın yazarı Salman Rushide’yi okumuş ve bilmeniz gerekir. Kitabın başında yazar önce bize cinler ve dünyaları hakkında bilgiler verir. Sonra İbn Rüşd Dunia adına bir cinniyeyle evlenir ve ondan bir sürü çocuğu olur. Çocukları dünyanın her yerine yayılır. Kitabı güzelleştiren noktalardan biri de İbn Rüşd’ün Dunia’ya Gazali ile aralarındaki rekabeti ve münakaşaları anlatması hatta Gazali’den düşmanın diye bahsetmesidir. İkisinin felsefesi ve birçok felsefenin tutarsızlığı… Gazali korkunun baskın bir güç olduğunu ve insanların tanrıya inanması için korkunun egemen olmasını savunur ama İbn Rüşd onun aksini söyler. Bu felsefe ve iddialaşma ile kitapta oluşarak genişler. “Dünya üzerinde bir korku krallığı kurma sürecindeyiz ve bu vahşilere göre bunu meşrulaştıran tek bir yasa var; şu ya da bu tanrının yasası. İlahi bir varlık adına yaptığımıza inanırlarsa ne istersek yapabiliriz, aşağıdaki sersemler de hepsini acı ilaç niyetine yutar.” s.257 Kitabın diğer bölümlerinde kendimizi bu yüzyılda buluruz ve Dunia’nın çocuklarını okuruz. Yazarın özellikle seçtiği bu kişilerin hayatlarını öğrenirken onları neden öğrendiğimizi de okudukça anlamaya
İki Yıl Sekiz Ay Yirmi Sekiz GeceSalman Rushdie · Can Yayınları · 2018123 okunma
Kaşmir Kaşmirlilerindir
10/10
·544 syf.·
2023 4. kitabı
Soytarı Şalimar Salman Rushide’nin 2005 yılında İngilizce yayınladığı, Türkçeye 2007 yılında Begüm Kovulmaz çevirisi ile Can Yayınları tarafından yayınlanır. Roman iki yüzden oluşur. Birinci yüz bir aşk, nefret ve intikam üçgeninde döner. Romanın ilk girişinde Soytarı Şalimar olarak bilinen suikastçi, ABD Hindistan Büyükelçisi Maximilian Ophulus evinin önünde öldürür. Kızı Hindistan babasının kanlar içindeki cesedini görür. Peki kimdir bunlar? Asıl adı Numan Şir Numan olan Soytarı Şalimar neden böyle bir cinayeti işlemiştir? Romanın diğer bölümüne geçtiğimizde kendimizi Kaşmir’in Paçigam köyünde buluruz. Bu köyde Müslümanlar ve Hindular birlik ve beraberlik içinde, mutlu yaşamlarını sürdürürler. Bu da aslında romanın ikinci yüzünü oluşturur. Romanın ilk yüzü her ne kadar acıklı görünse de asıl trajedi romanın ikinci yüzünde, yıllardır kanayan bir yara olan Kaşmir’dedir. Paçigam köyünde yaşayanlar, yemek ve tiyatro festivalleriyle hayatlarını renklendirirler. Mutlular, en iyi aşçılar, en iyi dansçılar, ip cambazları, en iyi hikaye anlatıcılarıyla hayatlarına devam ederler. Numan Şir Numan ip cambazı, Müslüman bir ailedendir. Dansçı Bunyi ise Hindu’dur. Bunyi ve Numan’ın aşkı ile romanımız genişlemeye başlar. Tam da bu noktada yazar şunu o kadar iyi bizlere gösteriyor ki; Kaşmirde yaşayan insanlar mutlular, din, dil, ırk ayrımı gözetmeden yaşamlarını sürdürüyorlar. Eğer bu topraklarda yaşayanlar mutlu ise buna saygı göstermesi gereken devletler saygı göstermeyip hırslarına yenilip, din, dil, etnik kültür gibi nedenleri öne sürerek Kaşmir’i sahiplenmek isterlerse orada savaş ve kaos doğar. Nitekim öyle de olur. Bu kaos doğmadan önce Bunyi ve Soytarı Şalimar evlenmeye karar verirler. Fakat bir Hindu ve Müslüman’ın daha önce evlenmediği bu köyde başta ufak tepkiler olsa
Soytarı ŞalimarSalman Rushdie · Can Yayınları · 202372 okunma