Âdem onu bir daha göremeyecekti. O zaman içini büyük bir hüzün kapladı. Başını eğdi, gözyaşlarını meleklere göstermek istemiyordu. Havva bu hüznü sezdi. Onun başını kendi göğsüne çekti. Ve Âdem, Aden bahçelerinin geniş otları, büyük erguvan çiçekleri, mor gülleri arasında kendisini olduğundan büsbütün başka duydu. Havva’nın göğsünde her şey unutuluyordu. Bu yumuşak ve kokulu yastıkta her azap dinebilirdi. Her acı burada serinleyebilirdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
…
Ve Âdem bunu görmemek, bunu düşünmemek için Havva’nın vücuduna doğru gittikçe daha fazla gömülüyordu. Ona,
“Sakla beni… Sakla beni,” diyordu. Ve istiyordu ki başı ve bütün vücudu Havva’nın gecesine her an daha fazla gömülsün.
Ve Havva ona kaybettiklerinin karşılığı olarak bütün vücudunu hediye ediyor, gizlenmek için kendi vücudunda üst üste geceler buluyor, onu en kuytu gecesinde avutmaya çalışıyordu.
Bu, şüphesiz, yalnız yabancılık, yerlilik meselesi değildi. Arkadaşlarının çoğu da kendisi gibi yabancıydı. Bu, daha ziyade bir mizaç ve yetişme, hatta kabiliyet ve düşünce meselesiydi. O, bu âlemin dışındaydı. Bunu düşününce belinin kamburu biraz düzeldi. “Kendi kendim olmaya başlıyorum!” dedi.