Pardon Osman…
Sen kimsin?
Mağdur musun, yoksa zalim olmayı seçmiş bir mazeret mi?
Katil misin, maktul mü;
yoksa her ikisini de aynı bedende taşıyan biri mi?
Ölümün kaza mıydı,
yoksa uzun zamandır sürdüğün sessiz bir intiharın son perdesi mi?
Acı veren misin,
yoksa acının içinde büyüyüp onu başkalarına sızdıran biri mi?
Korkak mısın,
yoksa korkusunu erdem gibi taşıyan bir kahraman taklidi mi?
İyi de Osman… niye?
Neydi elini kolunu bağlayan?
“Çocukluk travmaları” deme bana.
Baban Necmi Bey’in yaptıklarını sıralama sakın.
Bunların hiçbiri,
“çok seviyorum” dediğin kadının
adım adım içine sürüklendiği çukuru
görmeni engelleyecek kadar büyük değildi.
Olmamalıydı.
Sen neden hep birileri tarafından
sarılıp sarmalanmak istedin Osman?
Seni sarsınlar,
annen gibi kollasınlar diye miydi
çevrene giydiğin o mütevazı haller?
Yoksa sevgi dediğin şey,
sorumluluktan kaçmanın en zarif kılıfı mıydı?
Bence sen,
o sevmediğini söylediğin
iğrenç kardeşin Teoman’dan