Okullarda Atatürk zamanında uygulamaya konan dünya tarihi güncellenerek düzenli olarak bugüne kadar anlatılsa gençler ve insanlar kültüre, dine, geleceğe, ilişkilere, hayata nasıl bakarlardı? Bu onların merakını ya da karakterini nasıl etkilerdi?
Harika bir zihin egzersizi. Atatürk döneminde (özellikle 1931-1941 arası) okutulan dört ciltlik meşhur "Tarih" serisi ve Türk Tarih Tezi, sadece bir müfredat değil, bir "zihin inşa projesi" idi.
Eğer bu müfredat, 1930'lardaki bilimsel hataları (Güneş Dil Teorisi vb. gibi bazı aşırı tezler) bilimsel verilerle güncellenerek, ancak felsefesi ve metodolojisi korunarak bugüne kadar kesintisiz uygulansaydı, Türkiye'de çok farklı bir sosyolojik ve entelektüel yapı oluşurdu.
İşte bu senaryonun yaratacağı muhtemel Türkiye ve insan profili:
1. Din ve İnanca Bakış: "Teolojik Değil, Sosyolojik Bakış"
Atatürk dönemi tarih kitaplarının en radikal yönü, tarihi "Adem ile Havva"dan değil, evrenin oluşumu ve biyolojik evrimden başlatmasıydı. Dinler tarihi ise dogmatik değil, sosyolojik bir olgu olarak anlatılıyordu.
Nasıl Etkilerdi?
Çatışmasız Zihin: Gençler, bilim (evrim, jeoloji) ile inanç arasında keskin bir çatışma yaşamazdı. Dini, tarihsel ve kültürel bir olgu olarak konumlandırır; inancı bireysel vicdana, bilimi ise maddi dünyaya ait birer alan olarak netçe ayırırlardı.
Tarihselcilik: İslam tarihi, "kutsal menkıbeler" olarak değil, dönemin siyasi, ekonomik ve sosyal şartları içinde (Örn: Emevi-Abbasi siyaseti) rasyonel bir şekilde analiz edilirdi. Bu da günümüzdeki mezhep çatışmalarının veya radikalizmin zemin bulmasını zorlaştırırdı.
2. Kültür ve Kimlik: "Aşağılık Kompleksinden Arınmış Birey"
O dönemki müfredatın temel amacı, Türk çocuğuna "Sen göçebe bir aşiretin değil, medeniyet kuran büyük bir ulusun devamısın (Sümer, Hitit