Tarih ölçümüz: Dört devrimiz vardır: Aşk ve saffet devri, tevakkuf ve inhitat devri, taklit ve şahsiyetsizlik devri, teslim ve ruhî esaret devri... Bunlardan ilki Osmanlı devletinin kuruluşundan Kanunî Süleyman devrine, ikincisi Kanunî'den Tanzimata, Uçüncüsü Tanzimattan Birinci Cihan Harbi sonuna, dördüncüsü de, İstiklâl Harbi zaferinden bugüne kadar gelir. Her birinin ana hatlariyle izahı...
-İşte Büyük Doğu, bu muazzam tarih hükmünün ve oluş hamlesinin gerçekleşmesine memurdur. Hedefleri de şudur:
Sukutu durdurmak... İman ve ruhu tesis... Ahlâkı ihya... Şark ve Garp dâvasını halletmek... Ruhta Şark, kafada Garp;
müsavi Büyük Doğu….
İkinci Mahmut’un son yıllarında bir uyanık mutlakiyet kisvesi giymiş ve onu Meşrutiyet idaresi takip etmiştir ikinci Abdülhamid devrinde de mutlak yet demek doğru olmaz her yıl muntazam meşhur olunan devlet yıllığının başına kanuni esasi(Anayasa) metninin konduğuna göre bu devre meşrutiyetin meclissiz devri demek doğru olur.
Devir yine Kanuni devri...
Fransız elçileri İstanbul'a ekmek aramaya geliyor.
Fransa'ya vaktiyle yaptığı iyilikleri bir bir anlatıyorlar ve bir iyilik daha etmesini istiyorlar.
Bir yandan Almanya tarafından sıkıştırıldıklarını, Venedik ve İspanya yüzünden Akdeniz'e çıkıp ticaret yapamadıklarını, öte yandan da havaların kurak gitmesi yüzünden ekinlerin kuruduğunu ve büyük bir kıtlık olduğunu söyleyerek Padişah'tan ekmek istiyorlar.
Padişah lütfedip Fransız gemilerine Akdeniz'e çıkma izni veriyor. Fransız gemilerine saldırmanın Osmanlı'ya saldırmak anlamına geleceğini ilan ediyor.
Ancak bu sayede Fransız ticaret ve balıkçı gemileri Akdeniz'e çıkıp para kazanabiliyorlar.
Yani bir anlamda Fransız'ın kursağına "Osmanlı ekmeği" giriyor.
Öncelikle Kanuni ve Mimar Sinan ortaklığının eseri olan yapıtlara göz atacak olursak; bu birlikteliğin abidevi örneklerinden biri olarak kabul edilen yapı, "Şehzade Camii'dir...
Gerçekten de bir şehzadeye adanan bu caminin eşi benzeri yoktur. Şehzade, Mimar Sinan'ın kalfalık eseri olarak adlandırdığı caminin arka avlusundaki türbesinde kambur ve hastalıklı kardeşi Cihangir ile birlikte yatar...
Haseki Hürrem Sultan adına günümüzde de Haseki olarak adlandırılan semtte bir külliye vücuda getirilir ki bu, Sinan'ın İstanbul'da inşa ettiği ilk külliyedir...
Rüstem Paşa, malum olduğu üzere çinilere olan düşkünlüğü ile bilinir. Paşa, Haliç'in Eminönü yakasında bu merakını gözler önüne seren, İstanbul'un sanat değeri en yüksek olan camilerinden birini 1561 de Sinan'a inşa ettirir...
Mihrimah Sultan yine hanedandan hiçbir prensese nasip olamayacak şekilde, Mimar Sinan'a, biri Üsküdar'da iki minareli ve diğeri de Edirnekapı'da tek minareli olmak üzere iki cami ve bunların etrafına da bir külliye tesis ettirir...
Kanuni devri İstanbul'unun en önemli yapısını sona sakladım.
Sinan'ın İstanbul'daki mimarlığının zirve noktası olarak kabul edilen Süleymaniye'nin 1550'de başlanan inşası, tam yedi yıl sonra tamamlanmıştır. Fatih zamanında yapılan Eski Saray'ın arazisine inşa edildiği bilinen cami, Haliç'e gayet hakim bir noktadadır...
İstanbul'u birçok mimari eserle donatan Sinan Ağa, şehirdeki en önemli abidevi eseri olan Süleymaniye'nin gölgesinde son uykusuna çekilmiştir...
Sayfa 122 - Kronik Kitap, 3.Baskı, Temmuz 2025·Kitabı okudu