Gece, odanın kuytusuna sinmiş bir duman gibi ağır ve telaşsız. Pikapta dönen o tanıdık melodi, ruhumun çatlaklarından sızarken pencere pervazında biriken karanlığa bakıyorum. Her şey tıpkı başladığı gün gibi: gri, sessiz ve aşılmaz. Karşımda dikilen o devasa taş kütlesine bakıyorum. İlk günden beri ne bir taş kaydı yerinden ne de üzerindeki yosunlar yönünü değiştirdi. Sen hiçbir şey yapmadın, biliyorum. Elini bile kaldırmadın beni uzağında tutmak için. Sadece orada, kendi dilsizliğinde durdun. Ben ise içimde büyüyen o kor alevle gelip senin soğukluğuna çarptım. Kendi göğsümde yaktığım o yangın, senin pürüzsüz taşlarında yankılanıp yine beni kavurdu. Faili bendim bu enkazın; kendi sevgimin küllerinde boğuldum. Bazen usulca fısıldadım gölgene, en saf ve en masum kelimelerimi bir sarmaşık gibi dolamak istedim o katı sessizliğine. Bazen de çaresizliğin verdiği o vahşi hırsla, parmak uçlarım kanayana kadar vurdum yüzeyine. Duvarı yıkmak, ardındaki gizemi solumak istedim. Ama ne şefkatli bir dokunuş yumuşattı seni ne de öfkeli bir darbe çatlatabildi. Her hamlem, tenimde açılan yeni bir yara olarak geri döndü bana. Kendi eksenimde, yaralı bir sarkaç gibi bir o yana bir bu yana sallanıp durdum. Sonra yoruldum. Arkamı dönüp yürüdüm gecenin içinde. Önüme kapıları ardına kadar açık, bahçeleri uçsuz bucaksız kalpler çıktı. Duvarları olmayan, sevgiyi iliklerine kadar hissettirmeye hazır, sığınak gibi kalpler... Ama yürüyemedim o açık kapılardan içeri. Ne tuhaf bir lanetti bu; ayaklarım beni her defasında, dönüp dolaşıp yine o sarp kayalığın önüne getirdi. Biliyordum oysa. O surları aşsam bile, arkasında beni bekleyen kalıcı bir ev yoktu. En fazla, her an tahliye edileceğimi bildiğim, geleceği olmayan kiralık bir oda bulacaktım o soğuk gölgede. Yine de geri döndüm. Yokluğumun
Ben'in Mahkemesi
Gitmeyi düşledim hep. Bilmediğim, tanımadığım ve tanınmadığım bir yere. Gidersem iyileşirim sandım. Oysa şimdiye kadar hep sandıklarımdı boynumda kalın bir halata dönüşen. Aslında biliyordum gittiğim her yere yüreğimi sıkanı, zihnimin her kıvrımını istila edeni de beraberimde götürdüğümü. Bu yüzden en çok unutmak istedim. Belki bir trenin cam kenarında, belki yalnızca bir çay bahçesinde... Yalnızca usulca, sessizce iyileşmek ve unutmak... En derin hislerle idrak ediyordum hakikati: Bana verilmeyenin ardına ısrarla düştükten sonra gelen o sessiz mağlubiyeti. Anlamıştım ama çok geç kalmıştım. Fakat yine de misafir diye evime buyur ettiğim hüznün, günün birinde beni kapı dışarı edecek bir ev sahibine dönüşeceğini nereden bilebilirdim ki? Bunun için suçlansam emin ol boynum kıldan incedir. Neticede boynumu vuracak baltayı ben biledim; bendim kızgın alevlerde demiri kıvama getiren. Suçlu ben iken kim, neden müdafaa etsin beni bu aman bilmez, feryat dinlemez mahkemede? Şimdi söyle yüreğim; gitmek umudu yitirmek midir? Yoksa gitmek unutmakla eş değer midir? Büşra Akbaş
Deneme
Reklam
SANA YEMİN ETMEK
Sana yemin etmek beyaz sayfalardan bir ağıttır Dur biraz kendim Anlat biraz dertlenelim Yazgının önünde eğilirmiş dağlar taşlar Benim için ağlarsa bir tek anam ağlar Durup düşünmemeye yemin ettim yine bu gece Bir seni geceye benzettim Bir geceyi kederime İsyan mı etmeli şimdi oturupta kaderime? Kanlar aktı bir kez daha bu gecede kalemime. Yağmurlar yağardı, sağanak kaçınılmaz sandım Ellerim parçalandı, yandı benim saçlarım Göremediğin bir yerlerden sana seslendim İşitmedin Gelemediğim yerlerden kırlangıcı sana göndermiştim Geri gelir sandım baharım Gelmedi, ne yazık ! Sevinirim elbet sandım, parçalandım dağıldım. O zaman yemin ettim. Ellerin benim değilse hangi mevsimlerindir? Baktığın yerde değilsem, Sanat kimse içindir Yaktığın yerde değilsem, Sanat kimsesizdir. Zaten bu dünyada sanat, asıl kimsesizlerindir. Şarkılar söylerim, orada adını bulurum Seni bir kere hatırlıyorsam, hiç kere unuturum Öyle güzeldi işte, edildi sana yeminler Bana geldiğin günün gecesinde Sevindi yaban eller.
Şiir
"İNCİ" Büyük yüzleşme...
43. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Geceyi Zeynep teyzelerin evinde geçirdim. Beni darmadağın bir halde bırakmaya gönülleri el vermemişti; kapılarını da yüreklerini de sonuna kadar açtılar. Geç saatlere kadar Aslı’yla fısıltılarla dolu, bitmek bilmeyen bir sohbetin içinde kaybolduk. Kafam o kadar karışıktı ki, sanki zihnimin içinde dev dalgalar kıyıya vuruyor, her vuruşta ruhumdan bir parçayı söküp götürüyordu. Yorgun bedenim yatağa gömülse de uyku, bir türlü uğramadı semtime. Gözümü kapattığımda bile düşüncelerim peşimi bırakmıyordu. Kaç kez daldım, kaç kez sıçrayarak uyandım bilmiyorum; bildiğim tek şey, beynimin durmak bilmeyen şekilde sabaha kadar çalıştığıydı. Güneşin ilk soluk ışıkları odaya sızdığında, Aslı’yla aynı anda araladık gözlerimizi. Mutfaktan gelen o eşsiz kızarmış ekmek ve taze demlenmiş çay kokusu, evin koridorlarına yayılmıştı. Zeynep teyze, mükemmel bir sofra hazırlamış bizi bekliyordu. Ancak neşeli sabah rutinine katılmak, tabağa uzanmak bana dünyanın en ağır işi gibi geliyordu. İştahım çoktan firar etmişti. Sessizce oturup, onları dinledim. “Aslı kızım, Hadice ablan bohçaları hazırlamış, kahvaltıdan sonra gidip bakacağım. Umarım tam istediğim gibi yapmıştır.” “Ay annecim, yorma kendini artık. Bohça olayı eskide kaldı, boşuna stres yapıyorsun.” Zeynep teyze kaşlarını hafifçe kaldırıp, elindeki çay kaşığını tabağın kenarına bıraktı. “Ben zamanında bu gözlerimi boşuna mı döktüm o ilmeklere? Boşuna yorma da ne demekmiş...” “Öyle demek istemedim anne, sadece stres yapmana gerek yok. Yoksa ellerine, kollarına, gözlerine sağlık. Ben seve seve kullanırım, içine sinmezse de üzülme...” “Hah böyle de işte, sen merak etme. Ben halimden memnunun...” Onların bu tatlı atışması, içimde bir yerleri sızlattı. Bir anne, kızı için yıllarca ilmek ilmek
1000Kitap
Ölüm Kere Ölüm Ölüm Kare
İsa Golgota'ya çıkarken tökezlemeden önce Önü sıra sendeleyip ayağı burkulan bendim Yar idim dulda saydı beni açmak isteyen gonca Dert oldum Hira'ya beni teskine geldi Efendim İlk ben üşüdüm sonradır Tur-i Sina'daki sağnak Dağa çıktım kurdu geberttim beni korkuttu keme Çalmadığım kapı kalmadı can evimden taşarak Duyan olmadı avazım ki desin Hallaç kekeme İlenen oylumsuz kalır kargışın imza yeri boş Aşka düşmek eceliyse bedeni çoşturur anız Ruh körelten çare bulmaz ilaç olmaz telaşlı döş Pis mürekkeple çürük dil tokuşturanlardansanız Kul beni bilmeyişin vakti ecelden kim sıyıra Bir benim sayıklayan Adem'i imla eden adı Bu yüzden bana değmeden dünyadan bir üvendire Gittim çekip başımı gittim hakikat duraksadı. İsmet Özel
Saat 22:22 ve ben seninle girdiğimiz iddayı kaybettim diye hiç üzülemedim.. Adını koymamıştık aslında ama ikinizin de isteyeceği şey en başından belliydi aslında.. “Bir kere sarılalım” yeter dediğinde yanılmadım ve şike yapmak yok desem de üzülmedim.. Sen klasik bir galatasaraylı ben pis bi fenerli nasıl güzel olurdu seninle birlikte derbi izlemek.. Dün yazarken yarım kalmıştı onun gibi öfkememi yenik düştüm yoksa vicdanımamı yenildim bende bilmiyorum. Hani derler ya naparsam yapayım elime yüzüme bulaştırıyorum diye. Öyle işte benimkide. Naparsam yapayım elime yüzüme bulaştırıyorum. Neye ağladığımı bende bilmiyorum suan. Yeniliyor oluşuma desem bu ilk kez olmuyor, Çaresizliğime desem elimden geleni yapıyorum, Zorunda bırakıldıklarım desem ona da alıştım sanırım, İçim çıkarcasına yakıp yıkıp gitmek istiyorum buralardan. Sustukça kendimi daha da tanıyamaz hale geliyorum. Bu sadece ona kestiğim bir hesap değil en başından beri biliyorum. Onunla birlikte kendime de en ağır hesabı kesiyorum ve sonra durup düşününce elim avucum bomboş kalıyorum. Yetmez gibi oturup birde halimize ağlıyorum işte. Haksız olduğumu kabul ettiğim zamanlar pek nadirdir aslında. Öyle zamanlarda ettiğimi düşünmek istemem pek. Kaçarım. Bu benim kendimle yüzleşmek istemeyişimden sanırım. Korkarım çünkü. Neyden dersen de kaybetmekten derim. Şimdi dönüp madem kaybetmekten korkuyorsun neden haksız olacağın şeyler yapıyorsun diyeceksin biliyorum. İşte orda her şey kapkara. Bunu kendime bile acıklayamıyorken sana açıklamam pek mümkün değil gibi. Sanırım bu benim en büyük eksikliğim.. Canım yandığında susup bir köşede kaldığım çok zamanlar oldu. Kimse canın yanıyor mu sende bir kalp taşıyorsun demedi sesim hep kısıktı. Güçlü olmak zorunda kaldığım zamanlarda burnumu hiç indirmezdim. Beni acıtanın canı
Reklam
Reklam