"UNUT KUŞU"
“Çünkü geceler hepimizi aynı gökyüzünün aynı karanlığıyla örter ama yine de herkesin karanlığı kendisine göredir… Çünkü geceler bazılarına göre çok uzundur. Çünkü yürekte saklanan her şey geceleri canlanır.”
Kentsel dönüşüm… Bu kelimeyi duyduğumuzda aklımıza sadece yeni binalar, modern yollar ve yenilenmiş şehir silüetleri geliyor olabilir. Ama dönüşümün gerçek maliyeti, haritadan silinen mahallelerde, sokaklarda, park köşelerinde ve hatta yaşamlarımızda saklı.
Mahallemizi, sokağımızı, apartmanımızı dönüştürdüler. Ama yalnızca beton ve asfalt değil; ağaçlarımız, çimlerimiz, bahçe duvarlarımız, martılarımız, serçelerimiz, kumrularımız, kargalarımız bile dönüştü. Kaldırımdaki ayrık otlarımızı, park yerlerimizi, balkonlarımızı, mutfaklarımızı, dükkânlarımızı ve asfaltlarımızı… her şeyi… her şeyi dönüştürdüler.
Dönüşüm sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal. Çocuklarımız bile dönüştü; teknoloji çağının sessiz kurbanları, artık kendilerini ifade edemiyorlar. Ama ben, hâlâ o eski benliğimle direniyorum. Bir ben dönmedim, verdiğim sözü tuttum. Ama Kentligil Sitesi’ne dönmekle bir yandan ben de değiştim mi, bilmiyorum.
Geçmiş ile şimdi arasında bir yerde sıkışıp kaldığımızda zamanın, mekanın ve kendimizin sınırları bulanıklaşıyor. Gece nerede bitiyor, gün nerede başlıyor? Ben nerede başlıyorum, sen nerede bitiyorsun? Anılar nerede, gerçeklik nerede?
Kentsel dönüşüm, sadece taşları ve duvarları değiştirmiyor; aynı zamanda ruhlarımızı, hatıralarımızı ve ilişkilerimizi dönüştürüyor. Ve bazen, dönüşümün ortasında kendimizi kaybettiğimizi fark ediyoruz.
Belki de yapmamız gereken, dönüştürülen şehre karşı direnmek değil, hatırlamak ve yaşadığımız anı sahiplenmek. Çünkü gerçekte dönüştürülemeyen tek şey, hatıralarımız ve duygularımız…
Kentsel dönüşümle yıkılan