Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Sahte tablo yapımcısı Gaspard Winckler, finansörü olan Anatole Madera’yı ustura ile öldürür. Onu öldürerek artık özgürleşeceğini zanneder. Nitekim son çalışması olan Paralı Asker’i yaparken oldukça zorlanmıştır. Bazen bir detay için haftalarca ve aylarca çalışmıştır ancak ortaya çıkan eser yeni bir tür Dorian Gray’dir. Gaspard; 12 yıllık kariyeri boyunca her yaptığı sahte tabloda, her kopyaladığı detayda benliğinden bir parçayı da koparır. Bunun nedeni aslında oldukça basittir. Sahte tablo yapmak için usta olmaya gerek yoktur. Sahte tablo basit bir uğraştır ve getirisi de büyüktür. Ancak kolay gelen başarı asla tatmin etmez, tıpkı Gaspard’ın da dediği gibi: “Doğrudan hayatı istemiştim, anlık zaferi... Yaşamak ve dövüşmek gerekiyordu... Dövüşmek istemiyordum... Yüzümü saklayarak dövüşüyordum. Onların dehasının karşısına sabrımı koruyordum. Kopya çektiğimi bilmiyordum... Ama bunu günün birinde fark etmem gerekiyordu... Nerede, ne zaman olursa... Fildişi kule yıkıldı, önce çok önemsiz bir düşüş gibiydi, sonra hızlandı, gitgide daha da hızlandı... İlk başta karşı koymayı, kendimi korumayı, her şeyi baştan kurmayı denedim... Ama hiçbir işe yaramıyordu...” “Yazgının en güzel müsveddesi. Bendim, asabi ve açgözlü, sıçan gözleriyle acımasız ve bayağı. Kendini Paralı Asker sanmak. Tüm yolların kesiştiği noktada kendini dünyanın efendisi sanmak. Bendim. Buhran, acı, panik. Bir süreliğine bir yanılsama yaşanıyordu, sonra her şey bir anda mahvoluyordu, bir anda, her şey yok olup gidiyordu, duvarlarda zafere ulaşmış, kesinlikle muzaffer insanların erişilmez gözleri önünde.” Gaspard, romanın ilerleyen kısımlarında iyice duyarsızlaşmaya başlar. Hayata, anlama, karısına... Hiçbir şeyin anlamı yoktur. Tekrardan resim çizecektir. Bu sefer kopyalamayacaktır. Böyle düşünmüştür. Daha
Paralı AskerGeorges Perec · Can Yayınları · 2021248 okunma
Sessiz Yaraların Romanı
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 78. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2025 20:34
Bu romanı bize Charlie yazıyor. Okumayı seven, yazar olmayı hayal eden bir çocuk… ve hikâyesini Casper Jones’a adıyor. Bu küçük ayrıntı bile kitabın ruhunu belirliyor. Orijinal baskıda romanın adının "Casper Jones" olması, Türkçede Tanrı'nın Unutulan Çocukları şeklinde çevrilmesi — bütün yapıyı daha anlamlı kılıyor. Çünkü Charlie gerçekten Casper’ın hikâyesini yazmak istiyor; biz de sayfalar ilerledikçe yalnızca Casper’ın değil, “Tanrı’nın gerçekten unuttuğu” tüm çocukların hikâyesine tanıklık ediyoruz. Casper Jones, herkesin “sakın onun gibi olma” diye gösterdiği çocuk. Yanlış davranışların, kötü tutumların, belanın örneği, bir yerde şuç varsa o yapmıştır! Ama kimsenin bilemediği onun insanları okuyabilmekte özel bir yeteneği olduğuydu… Benim için ilginç olan şu oldu: İnsanların Casper’a bakışlarında kendimi buldum. Lisedeyken ne olursa olsun günah keçisi yapılan, her olayda parmağı varmış gibi davranılan o çocuk bendim. Birileri hata yaptığında bile “asıl yoldan çıkaran” benmişim gibi davranılırdı. Casper’ın insanlara bakarken taşıdığı o kırgınlık ve mesafe, beni kendi lise yıllarıma döndürdü. Charlie ise başka bir yerden dokundu bana. Duygularını söyleyemeyen, hissettirmek istediklerini hissettiremeyen, an geçtikten sonra pişmanlıkla kıvranan, her şeyi kafasında döndürüp duran bir ergen… Ve bütün bu dünyayı, Jeffrey ile süper kahramanlar üzerinden yorumlayarak anlamaya çalışıyor. Onun bu farkındalığı, zekâsı, kırılganlığı romanın duygusal tonunu kuruyor. Jeffrey ise bambaşka. Çok zeki, yaratıcı, ince bir zekâsı var; korkusuz ve savaşçı. O üçlünün enerjisi, hikâyeyi hem gerçekçi hem çok canlı kılıyor. Romanın en sevdiğim yanı, Craig Silvey'in anlatım biçimi oldu. Resmen edebiyatın içinde yüzüyor. Bir sahneyi açıklamak yerine bir kitap adı veriyor, bir karaktere gönderme yapıyor; sahne
Tanrı'nın Unutulan ÇocuklarıCraig Silvey · Martı Yayınları · 20247,1bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 505. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2025 00:00
"RİSALE-İ NUR VE BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ ÜZERİNE BİR İNCELEME" Risale-i Nurlar, ilm-i kelam ve iman sahasında bir yenilik ve tecdit eseri olarak, yalnızca kendi döneminde değil, günümüzde de tartışılan ve üzerine akademik çalışmalar yapılan bir külliyat. Yıllardır pek çok ilim insanının ilgisini çeken bu eserler, hâlâ yeni bakış açılarıyla ele alınmaya devam ediyor. Bu yönüyle “Risale-i Nur Üzerine İnceleme” isimli kitap da dikkat çekici bir çalışma olarak öne çıkıyor. Kitap, Said Nursî’nin düşünce mirasını tarihsel, toplumsal ve manevi boyutlarıyla 12 başlık altında ele alıyor. Bu yaklaşım, okuyucuya hem Üstad’ın hayatını hem de eserlerinin arka planını sistemli bir şekilde sunuyor. Risale-i Nur’un kuvvetli bir eser olmasının ardındaki sırlar, ilimlerle ilişkisi, Kur’an-ı Kerim’i anlama metodu ve birçok konuya ışık tutan detaylar Salihî’nin titiz çalışmasıyla açıklanıyor. Kitabın müellifi, Risale-i Nurların Arapçaya tercümesini yapmış olmasıyla ayrıca bir değer taşıyor. Bu durum, hem kaynaklara hâkimiyet hem de kavramların derinliğine nüfuz etme noktasında esere güvenilirlik kazandırıyor. Yazar, kendi yorumlarını öne çıkarmak yerine Risalelerden yaptığı seçme iktibaslarla bize yeni bir bakış açısı sunmayı hedeflemiş. Eserin öne çıkan özelliklerinden biri, Kur’anî bir uslup olan ikili kavramları mercek altına alması. Bu bölüm, hem Risalelerden alınan zengin örneklerle hem de konuya getirdiği derinlikli bakışla okuyucunun ilgisini çekiyor. Örneğin: Avrupa ikidir: müspet ve menfi. Milliyetçilik ikidir: müspet ve menfi. Tevhid ikidir: taklidî ve tahkikî. Rızık ikidir: hakikî ve mecazî. Bu ikili yaklaşım, kavramların sadece yüzeysel anlaşılmasını engelleyip onların hakikat boyutunu açığa çıkarıyor. Eser, akademik bir merakın ürünü, düşünce dünyamızı genişleten bir kitap.
Edebiyat
Risale-i Nur ve Bediüzzaman Said Nursi Üzerine Bir İncelemeİhsan Kasım Salihî · Foliant Yayınları · 202510 okunma
Puan vermedi
"UNUT KUŞU" “Çünkü geceler hepimizi aynı gökyüzünün aynı karanlığıyla örter ama yine de herkesin karanlığı kendisine göredir… Çünkü geceler bazılarına göre çok uzundur. Çünkü yürekte saklanan her şey geceleri canlanır.” Kentsel dönüşüm… Bu kelimeyi duyduğumuzda aklımıza sadece yeni binalar, modern yollar ve yenilenmiş şehir silüetleri geliyor olabilir. Ama dönüşümün gerçek maliyeti, haritadan silinen mahallelerde, sokaklarda, park köşelerinde ve hatta yaşamlarımızda saklı. Mahallemizi, sokağımızı, apartmanımızı dönüştürdüler. Ama yalnızca beton ve asfalt değil; ağaçlarımız, çimlerimiz, bahçe duvarlarımız, martılarımız, serçelerimiz, kumrularımız, kargalarımız bile dönüştü. Kaldırımdaki ayrık otlarımızı, park yerlerimizi, balkonlarımızı, mutfaklarımızı, dükkânlarımızı ve asfaltlarımızı… her şeyi… her şeyi dönüştürdüler. Dönüşüm sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal. Çocuklarımız bile dönüştü; teknoloji çağının sessiz kurbanları, artık kendilerini ifade edemiyorlar. Ama ben, hâlâ o eski benliğimle direniyorum. Bir ben dönmedim, verdiğim sözü tuttum. Ama Kentligil Sitesi’ne dönmekle bir yandan ben de değiştim mi, bilmiyorum. Geçmiş ile şimdi arasında bir yerde sıkışıp kaldığımızda zamanın, mekanın ve kendimizin sınırları bulanıklaşıyor. Gece nerede bitiyor, gün nerede başlıyor? Ben nerede başlıyorum, sen nerede bitiyorsun? Anılar nerede, gerçeklik nerede? Kentsel dönüşüm, sadece taşları ve duvarları değiştirmiyor; aynı zamanda ruhlarımızı, hatıralarımızı ve ilişkilerimizi dönüştürüyor. Ve bazen, dönüşümün ortasında kendimizi kaybettiğimizi fark ediyoruz. Belki de yapmamız gereken, dönüştürülen şehre karşı direnmek değil, hatırlamak ve yaşadığımız anı sahiplenmek. Çünkü gerçekte dönüştürülemeyen tek şey, hatıralarımız ve duygularımız… Kentsel dönüşümle yıkılan
Unut KuşuHatice Dökmen · Destek Yayınları · 2024115 okunma
Zeppelin Stabe
Puan vermedi
Kitabın içerisinde 8 adet öykü var. Anı tarzında. Tadı damakta bırakan tarzda. Yazarın dili akıcı, okuyucuyu yormuyor ve üzmüyor. Ben ara sıra da olsa tanımadığım, klasikler dışına çıkıp, ismi duyulmamış yazarlara şans vermeyi severim. Birkaç kitabı daha varmış. Onları da okuyacaklar listeme ekleyeceğim. Hem kitaba adını veren hem de kitabın içinde 3. sırada aynı isimle yer alan "Zeppelin Strabe" hikayesi beni en çok duygulandıranlardan biri. Yazar cocuk yaşlarda Almanya' da iken kapı komşuları Bayan Blessing, Valter Amca, buram buram çocukluğu kokan elmalı turta, aynı çocukluğundaki gibi sıcacık bir karşılama ve aradan geçen otuz yıl... Bayan Blessing ve Cemil 'in hasret dolu kucaklaşmalarını sessiz sedasız, gözleri dolu dolu kapı eşiğinden izleyenlerden biri de bendim. @KitapkurduZuZuzeppelin #k:234726cemul Cemil Mor
1000Kitap
Zeppelin StrabeCemil Mor · CM Yayın · 03 okunma
Yoruldum, dinlenmek için sığınacak limanım yoktu...
10/10
·200 syf.·
2024 35. kitabı
Biz bir hayat yolculuğu içerisindeyiz. Genel olarak hayat kronolojimizde başımıza gelenlerin bir sırası, bir nizamı var. Her şey birbiri ardına geliyor ve matematiksel bir örüntüye sahip... Peki bir yalan? Bir yalan kaç hayatın temeldeki taşlarını oluşturur? Bir yalan kaç temeli en derinden yıkar? Bir yalan kaç sene çıkmaz ortaya da küçük bir ateş ile her yeri yakar? Nasıl bir yalan her hayatı farklı yönlerde ateşler içinde yakar? Peki, kim fark eder olay örgüsündeki durumları ve duyguları? Her karakter, her düşünce ve her hayal nasıl iliklerine kadar hissedilir bir kitapta? Bilinmeyen her kapı ardında olan olayların getirisi götürüsü o kadar fazla ki, hangi evin kapısından içeri girsem sanki birdim onlarla. Sanki bendim Nurten, bendim Emin... Benimdi bütün hikayeler.. Bizdik... Biraz daha olsaydı sayfalar, bir içim su gibi bitmeseydi hikaye... Hissedilenlerin uzun süre saklanması ne kadar mümkün insanoğlu için? İnsan içindeki çıkmazları hangi sokaklarda arasın, hangi caddelerde koşsun anlatamadıklarını haykırmak için? Hangi şehir kabul edebilir böyle bir yükü? O kocaman yürekli Ethem gibi.. Ethem ve Nurten... Sevgisizlik içindeki sevgiyi buldular ya, içim böyle bir umut doldu. Başka ne hikayeler vardır kim bilir, bir sevgi ışığı arayan? "Hiçbir şey için geç değil, ne kocalığım için ne babalığım için ne de kendi hayatım için." diyor Ethem. O kadar doğru ki bu cümlesi... Hiçbir şey için geç değil hayatımızda. Bugünü gelecek için imar etme sırasını kime vermeliyiz? Kendi hayatımız hakkındaki söz sahibi biz olmayacak mıyız? "Kendimi yarım hissediyorum." diyor, tamamlanmak için çaba harcamak gerekmez miydi? Değmez miydi birine sıkıca tutunmaya? "Kendim tutunamayınca kimsenin bana tutunmasına da izin vermedim." diyor karakterlerden biri. Daha ne kadar
Edebiyat
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,2bin okunma