- Artık dünyada değiliz... Bak...
Kocaman ışıklı iki tane tabelanın önündeydik.
Ve tabelalarda ok işareti vardı. Birinde "İnsanların Öteki Dünyası" yazıyordu, ötekinde "Hayvanların Öteki Dünyası" yazıyordu.
- Buradan bu tarafa yürüyecek miyiz lan abi? dedi.
- Galiba, dedim.
- Ah bizim Hamiyet'in mersedesi olsaydı...
Kapkara gözlü adam daha sözünü bitirmemişti ki, çok ışıklı bir kapı gördük. Kapıda koskocaman yazıyordu:
"Insanların Öteki Dünyası"
Kapıda beyazlar giyinmiş çok uzun boylu birisi duruyordu. Kapkara gözlü adam, "Elveda Hamiyet," dedi, uzu bun boylu adama yaklaştı. Uzun boylu adam sordu:
- Adın, baba adın, anne adın, doğduğun yer. ebenin adı?..
Kapkara gözlü adam hepsini bir bir söyledi Uzun boylu adam önündeki deftere baktı.
- Yok, dedi, senin yerin burası değil.
Kapkara gözlü adam şaştı, kapıdaki tabelaya baktı, uzun boylu adama;
- Olamaz, dedi, benim yerim burası.
Hemen iki kişi geldi, dev gibi, koluna giriverdi ler kapkara gözlü adamın.
Rüzgârın dokunduğu her şeyi seyredemezdim artık. İçeride uyuyan küçük bebek, yaz rüzgârlarından bile hasta olabilirdi. Rüzgâr ona dokunurdu. Pencereyi kapatırken beşiğinde uyuyan, tertemiz kokan, dünyanın bütün kabahatlerinden muaf bu bebeğe öfke duyduğumu hissettim. Onu kendi kilidimin sorumlusu olarak görüyordum. Oysa anahtar da bendim, kapı da. Nasıl olmuştu da Marcel’le ilişkimin hareketli tarafı ben oluvermiştim. Bütün sınırlarımı açan, yolları kateden, doğal bir sorumluluğu üstlenen tarafı. Kadın olduğum için mi böyle olmuştu bu? Yoksa başta ben olmak üzere, kimse hayatımı önemsememiş, ciddiye almamış mıydı? Benden kolaylıkla hayatımdan vazgeçmem bekleniyordu. Aşk hastalığı adil değildi bir kere. Hamile kalan bendim, anne olan bendim, gecenin bir vakti beşik başında bekleyen bendim, beni kendime getirecek rüzgârı kesmek için pencereleri kapatan, kendimi dünyaya, dünyayı kendime kapatan, hepten başka biri gibi davranan, Sagrada Familia’nın altında Marcel’le karşılaşmadan evvel kim olduğunu, ne yaptığını şimdi hiç hatırlamayan bendim. Kendisinden eser kalmayan bendim. İçinde sonsuz bir boşlukla hiç sevmemiş ve sevilmemiş bir hayalet gibi gezen bendim.