• 122 syf.
    ·4 günde·8/10
    Dört Anlaşma kitabı için sıradan bir kişisel gelişim kitabı demek pek uygun olmaz diye düşünüyorum. Çünkü okumaya başladığımda ilk şu cümle gözüme çarptı; “İlkellerin doğaya gösterdiği saygıyı, Batı kültürü ‘tapınma’ diyerek aşağılıyor; kendi ’paraya tapınma’ kültürlerinin ve yaşamı tek boyutlu algılamanın gerçek’ ilkellik’ olduğunun farkında bile olmadan.” Açıkçası bu cümleye katılmamak elde değil. Üstelik sıradaki okunacak kitabımın “Göğü Delen Adam” olduğu göz önüne alınırsa şahsi olarak da beyaz adamın ruhsuz kapitalist düzenine ve bunu uygarlık olarak göstermesine pek sıcak yaklaşmadığımı söyleyebilirim.

    Kitap inisiyasyonla aktarılan ezoterik Toltek bilgisinin Miguel Ruiz tarafından bizimle paylaşılmasından oluşuyor. Kitap şunu anlatıyor; ehlileştirme yoluyla nasıl yaşayacağımızı ve nasıl rüya göreceğimizi öğreniyoruz. Ve nasıl rüya görmemiz gerektiğini öğrenmemiz için de anne, baba, okul ve dinler kullanılıyor. Bu rüyalar ile inanç sistemimiz yaratılır kendimizi ve başkalarını yargılamayı öğreniriz. Kendimiz olmaktan korkarız çünkü kendimiz olduğumuzda reddedilmekten korkarız. “Mitote” yüzünden gerçekte kim olduğumuzu göremiyoruz. Bu kavram illüzyon anlamına geliyor, kişiliğin “ben” sandığı şey. Eğer doyumlu ve haz dolu bir yaşam sürmek istiyorsak korku temelli anlaşmalarımızı feshetme cesaretini göstermemiz gerekiyor. Bireysel gücümüze sahip çıkmamız gerekiyor. Kitapta verilen dört anlaşmaya uyarak dönüşüm sağlayabilir bireysel cennet rüyamızı yaratabiliriz. Kitabın içerisinde dört anlaşma da tek tek bölümler halinde anlatılmış. Daha fazla yazmak isterdim ancak uzatmış olmak istemiyorum.

    Bir de kitabı araştırırken Toltek öğretisinin yer aldığı Türk-Alman ortak yapımı bir film olduğunu keşfettim. Adı “8 Saniye”. Berlin’de doğup büyüyen Esra İnal’ın hayatından esinlenilmiş. Film de üstelik Don Miguel Ruiz de yer alıyor. Konusu da kısaca Esra, senelerce rüyasında aynı adamı görüyor. Baskıcı bir ortamda, kendisine dayatılan kurallarla yaşıyor ve sadece rüyalarında mutlu oluyor. Tek istediği de rüyalarına giren adamı bulmak. Hayatı hep inişler çıkışlar, hatta büyük travmalarla geçiyor hatta intihara kalkıyor. Ve günün birinde, bir kitabın arkasında bir fotoğraf görüyor. Yıllarca rüyalarında gördüğü adam Don Miguel Ruiz. Onu bulmaya Meksika’ya gidiyor. Onunla tanışıyor, ondan Toltek bilgeliğini öğreniyor. Ve geri dönüp hayatının kontrolünü eline alıyor. Ve bugün Toltek bilgeliği öğretebilen bir hoca oluyor. Toltek öğretisinden etkilenen okurlar için ilgi çekici bir film olabilir diye bunu da eklemek istedim.
    Saygılar…
  • 184 syf.
    tamamen freud'un uygarlık ve hoşnutsuzlukları adlı kitabının analizi sayılabilecek bir içeriğe sahip Marcuse eseri. marcuse'un fikirlerini de net bir şekilde görebildiğimiz bu kitapta freud kısıtlayıcı olmakla eleştirilirken marcuse'un özgürlükçü söylemlerini farketmemek imkansız. marcuse hakkında, ''sanırım hippi'' derken, ''make love, not war'' felsefesini de eleştirdiğini gördüm. bu noktada marcuse, uygarlık olgusunun dayanağını eros'un felsefesinde bulduğunu söylemek abes olmayacak. çünkü, ''bastırılma, uygarlık için keyifsiz bir zorunluluktur'' diyen freud'u yerden yere vurmakta ve oluşun yıkıcı misyonunun ancak özgür bireyci tercihten geçtiğini söyler. peki nedir bu özgür bireyci tercih? kısaca, özgürlük kavramının liberalleşme sonrası bir dönemde yorumlandığı ve özgürleşme kavramını dahi başkalaştırdığı garip bir tutum. ve bu tutum dünyaya hakim.

    tabi konu eros, uygarlık ve freud'un uygarlığın hoşnutsuzlukları tespitleri olunca konumuz otomatikman haz ilkesine bağlanıyor. freud bu konuda oldukça tutarlı ve haz ile gerçeklik kavramlarının birbirlerinin besleyicisi olduğunu, hazzın gerçekleştirilmesi uygarlığın çöküşü anlamına geleceğini, uygarlığın ise (özellikle batı) baskıdan beslendiğini öne sürer. bu noktada marcuse'un fikirlerini okuyamıyoruz. çünkü karşı çıkamıyor. göremeyince marcuse'a gülmedim değil.

    marcuse'un freud muhalefetini okurken gözüme çarpan bir detay da marcuse'un sosyalist bir toplum yapısı ön görmesi oldu. halbuki sosyalist toplumda eros felsefesi değil, kısmen de olsa freud felsefesi geçerliydi. marcuse baskıcı olmayan bir süblimasyonu hedeflerken gözden kaçırdığı nokta freud'un objektif teşhislerinin aslında eleştirilecek yanının olmadığıydı.

    eros felsefesi kapitalist bir içeriğe sahiptir çünkü. en basit denklemiyle; boş zaman + tüketim = haz tandaslıdır. marcuse'un özgür bireyci tercih duruşu tam olarak bu felsefenin uygulamasının adıdır. üslubu hiç sivriltmeden eleştiri okları freud'a dönmüş bu kitapta üstü kapalı bir şekilde. ve sonda yine marks-freud olumlamasıyla konuyu kapatmış canım yazar. kronik muhalif sanırım.. ama güzel yazıyor.
  • " Kitap, ondokuzuncu yüzyıl (batı) uygarlığının çöküşünü belirleyen Birinci Dünya Savaşı ile başlıyor. Bu uygarlık „ekonomisinde kapitalist; yasal ve anayasal yapısında liberal; karakteristik özellikler taşıyan hegemonik sınıfının imgesi bakımından burjuva; bilim, bilgi ve eğitimdeki gelişme, maddi ve manevi ilerleme bakımından gurur verici;
    bilim, sanat, siyaset ve endüstride yaşanan devrimlerin doğum yeri, ekonomisi dünyanın büyük kısmına nüfuz eden, askerleri dünyanın büyük kısmını fetheden ve boyun eğdiren, nüfusu üçüncü bir insan soyu oluşturacak kadar artan (Avrupalı göçmenlerin ve onların atalarının geniş ve büyüyen akını dahil), başlıca devletleri bir dünya siyasal sistemi oluşturan Avrupa'nın merkeziliğine derinden inanmış idi.
    Birinci Dünya Savaşı'nın patlamasından İkincisinin ertesine kadar geçen on yıllar, bu toplumun Felaket Çağı oldu. Toplum kırk yıl kadar bir belâdan diğerine sendeleyerek ilerledi. Zeki tutucuların bile bu toplumun yaşayıp yaşamayacağı konusunda bahse girdikleri zamanlar oldu. Dünya toplumu iki küresel isyan ve devrim dalgasının izlediği iki dünya savaşıyla sarsıldı. Bu isyan ve devrim dalgaları, burjuva kapitalist topluma tarihsel olarak mukadder bir alternatif olduğunu iddia eden,
    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya yüzeyinin altıda birinden ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya nüfusunun üçte birinden fazlasını kaplayan bir sistemi iktidara getirdi. İmparatorluk Çağı sırasında ve öncesinde inşa edilen dev sömürge imparatorlukları sarsıldı ve unufak oldu. Büyük Britanya'nın Kraliçesi Victoria öldüğünde öylesine katı ve özgüvenli olan modern emperyalizmin bütün tarihi, tek bir insanın -söz gelimi Winston Churchill'in (1874-1965)-ömrüne sığacak kadar kısa sürdü"
  • Kapitalist dünya ekonomisinin yapıları içinde yaşayan halkın yüzde 85 kadarının yaşam standartları 500-1000 yıl öncesinin dünyasındaki çalışan nüfusların standartlarından çok da yüksek olmayabilir. Gerçekten de, çoğunun, hatta çoğunluğun maddi açıdan daha kötü durumda olduğu ileri sürülebilir. Her durumda, çalışanların güç bela geçinebilmek için çok daha fazla çalıştıkları kesindir; daha az yiyor olmaları olasıdır, ama daha fazla satın aldıkları kesindir.
  • VLADİMİR İLYİÇ ULYANOV LENİN-SÖZLER

    Devrimci bir teori olmaksızın devrimci bir hareket olamaz.
    *
    Şiddet, elbette, bizim düşüncelerimize yabancıdır.
    *
    Silahsızlanma, sosyalizmin amacıdır.
    *
    Komünizm zorla kabul ettirilemez
    *
    Sinema tüm sanatların içinde bizim için en önemli olanıdır.
    *
    Sosyalist devrimin şafağı sökmek üzere!
    *
    Savaşı önlemenin tek yolu devrimdir.
    *
    En iyi okuldur yenilgi yılları.
    *
    Her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur.
    *
    Devrim ezilenlerin şenliğidir.
    *
    Çok az olmamız felaket değil, milyonlar bizimle olacak.
    *
    Akıllı bir idealizm, akıllı bir materyalizme, aptal bir materyalizmden daha yakındır.
    *
    Burjuva demokrasisi, sermayenin diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.
    *
    Biz "devlet" dediğimizde, devlet biziz, o biziz, o proleterya, o işçi sınıfının öncü muhafızı.
    *
    Biz kendimizi , Marks Ve Engels’in kendilerini tanımladığı gibi, Komünist Parti olarak isimlendirmeliyiz.
    *
    Babalarımızdan daha iyi dövüşüyoruz. Çocuklarımız bizden daha iyi dövüşecekler ve zafer onların olacaktır.
    *
    Devlet varsa özgürlük yoktur. Özgürlük olduğunda devlet olmayacaktır.
    *
    Ezilenler ile ezenlerin, sömürülenler ile sömürenlerin "eşitliği" olamaz, yoktur ve olmayacaktır.
    *
    Gençlik, öğrenci gençlik, köylü gençlik ve özellikle işçi gençlik savaşımın sonucunu belirleyecektir.
    *
    Herhangi bir örgütün karakterini doğal ve kaçınılmaz olarak tayin eden şey, o örgütün eyleminin muhtevasıdır.
    *
    İnsan zihni, maddi dünyayı yansıtmakla kalmaz, onu değiştirir de.
    *
    İnsan gerçek dostlarını felaket anında tanır. Yenilgi yılları, iyi bir okuldur.
    *
    Madde kavramı, bize duyum içinde verilen nesnel gerçekten başka bir şey ifade etmez.
    *
    Marks'ta ütopyacılığın zerresi yoktur; tepeden tırnağa "yeni" bir toplum
    *
    Organize olmuş azınlıklar, organize olmamış yığınlara hükmederler.
    *
    Rüşvet, halkın görüşünü satın alma ve burjuvazinin yararına saptırma özgürlüğü anlamına gelir.
    *
    Sıçrama olmaksızın aşamalılık hiçbir şey izah etmez. Sıçramalar, sıçramalar, sıçramalar!
    *
    Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı , sosyalizmin geleceği ana kadar ertelenemez ....!
    *
    Ya burjuva ideolojisi, ya da Sosyalist ideoloji. İkisi arasında bir orta yol yoktur.
    *
    Tüm ülkelerin burjuvazisinin yalanlarını ve iftiralarını onların açık gizli uşaklarını yenebilecek tek güç İşçi Sınıfıdır.
    *
    Marksizm milliyetçilikle uzlaştırılamaz, isterse söz konusu olan milliyetçiliğin ‘en haklı’, ‘en saf’, en rafine ve medeni türü olsun.
    *
    'Teoride' bu konuda herkes görüş birliği halinde, ama uygulamada ilhakçılara özgü ilgisizlik gösteriliyor. Kötülüğün kökeni buradadır.'
    *
    Devrimci bir partinin ancak devrimci sınıfın hareketine fiilen rehberlik ettiği zaman adına layık olabileceğini akıldan çıkarmamalıyız.
    *
    Gençlik, halklarımızın geleceğidir ! işçi, köylü, öğrenci gençliğin ulusal ve uluslararası birliği ve işçi sınıfıyla bağlarını güçlendirmesi için savaş !
    *
    Bizim örgütümüz mümkün olabildiği ölçüde yaygın ve dal budak salmış legal topluluklar ağıyla çevrelemiş illegal çekirdekleri kapsar.
    *
    Vatandaşlar arasında, dini inanışlardan kaynaklanan ayrımcılığa tahammül edilemez. Vatandaşın dininin resmi belgelerdeki yalın ifadesi bile kaldırılmalıdır.
    *
    Biz, dilimizi ve ülkemizi seviyoruz, ve onun emekçi yığınlarını demokratik ve sosyalist bilinç seviyesine yükseltmek için elimizden geleni yapıyoruz.
    *
    Parlamenter eylem bazı kişilere –Marksist geçinen bazı kişilere- uşaklık ünvanını, bazı kişilere de sürgün ve ağır hapis cezaları kazandırır.
    *
    İnsanlık henüz gelişmedi, ve biz henüz işçilerin, tarım emekçilerinin, köylülerin, asker temsilcilerinin sovyetlerinden daha üstün ve daha iyi bir hükümet şekli bilmiyoruz.
    *
    Bütün ülkelerde onlarca yıllık deneyimin gösterdiği gibi küçük burjuvazi (…) işçilerin ilk yenilgisinde ya da yarı yenilgisinde paniğe kapılır, aklını kaybeder, sağa sola atılır.
    *
    Eğer bir toplumda, devrim ve toplumsal değişim için koşullar olgunlaşmışsa, ama bu toplumsal değişimi gerçekleştirecek bir güç yoksa, o toplum için için çürümeye başlar.
    *
    Marx ve Engels her zaman, bizim öğretimiz bir dogma değil bir eylem kılavuzudur demişlerdir, ve öyle sanıyorum ki bizim en çok aklımızda tutmamız gereken şey de budur.
    *
    Çok öğretici ve çok gülünç bir görünüm ile karşı karşıyayız. Burjuva liberal fahişeler, devrim çarşafıyla örtünmeye çalışıyorlar.
    *
    Bir liberalin genel olarak demokrasiden söz etmesi doğaldır. Bir marksist ise: hangi sınıf için? diye sormaktan hiçbir zaman geri kalmayacaktır.
    *
    ...ezilmiş,eşit olmayan uluslar için, ayrım yapmaksızın, ayrılma özgürlüğü istiyorsak, bunu, ayrılmadan yana olduğumuz için değil, ama zoraki birlikten farklı olarak, yalnızca özgür, gönüllü birlikten ve kaynaşmadan yana olduğumuz için istiyoruz...
    *
    Kapital iktidarda kaldıkça, değil yalnız toprak, değil yalnız emeği, değil yalnız insan kişiliği, değil yalnız vicdan, değil yalnız aşk, değil yalnız bilim, her şey her şey kaçınılmaz olarak alınıp satılacaktır.
    *
    Ama Marksist görüş her zaman derinleştirilmiş bir "değerlendirme" isteyecektir, yüzeysel bir değerlendirme değil; Marksist görüş tahriflerin, duraksamaların ve korkak liberal gizlemelerin yoksunluğunu her zaman açığa vuracaktır.
    *
    Gerçek sanat, insan için ve insan adına yaratılır; gerçek sanat insanı geliştirmeli, daha bilge yapmalı, onu arındırmalı, ona neşe ve umut vermelidir. Sanat, doğası gereği hümanisttir, değilse zaten sanat değildir.
    *
    Çalışmasız,mücadelesiz komünist broşür ve eserlerden elde edilmiş kitap bilgisinin tek kuruş değeri yoktur, çünkü yalnızca, teori ile pratik arasındaki o eski uçurumu , eski, burjuva toplumunun en iğrenç uçurumunu yeniden açacaktır.
    *
    Gerçektende Marksist açıdan devrim nedir ? Yeni üretim ilişkilerine uygun düşmeyen ve bu ilişkilerin iflasına yol açtığı eskimiş siyasal üst yapının,belli bir anda, zor yoluyla yıkılmasıdır.
    *
    Bütün dünyada, nerede kapitalist varsa orada basın özgürlüğü; gazete satın alma özgürlüğü, yazar satın alma özgürlüğü, rüşvet halkın görüşünü satın alma ve burjuvazinin yararına saptırma özgürlüğü anlamına gelir.
    *
    Güçlü bir illegal parti merkezleri örgütü, sistemli olarak çıkan illegal yayınlar ve en önemlisi yerel hücreler, özellikle de doğrudan doğruya işçilerin arasından gelen ve kitlelerle sıkı temas içinde yaşayan öncü üyelerin yönettiği fabrika hücreleri: Devrimci ve Sosyal-Demokrat işçi hareketinin her türlü zorluğu göğüsleyebilecek sağlamlıktaki çekirdeğini işte bu temel üzerinde inşa ettik.
    *
    Biz, insanüstü ya da sınıf bilinçsiz kavramlardan kaynaklanan tüm ahlaki ilkeleri reddetmekteyiz. Biz bunların, toprak sahipleri ve kapitalistlerin yararı adına işçilerin ve köylülerin kandırılması, aldatılması ve akıllarının bulandırılması olduğunu söylüyoruz. Ahlaki ilkelerimizin, tamamen proletaryanın sınıf mücadelesi çıkarlarıyla ilişkili olduğunu söylüyoruz. Ahlaki ilkelerimizin kaynağı, proletaryanın sınıf mücadelesi gerçekleri ve ihtiyaçlarıdır.
    *
    “Özgürlük” gösterişli bir kelimedir, fakat özgür ticaret adı altında, en acımasız savaşlar gerçekleşmiştir. “Özgür iş” adı altında, köpek gibi çalışanlar soyulmuştur. “Eleştiri özgürlüğü” terimi de aynı kalıtımsal yanlışlıkla yoğrulmuştur. İleri seviyedeki bilime sahip olduklarına gerçekten inananlar, yeni fikirlerin eskiyle yan yana varlığını sürdürmesi için özgürlük talep etmezlerdi, bunun yerine yenilerin eskilerin yerini almasını talep ederlerdi.
    *
    Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle şu sözlerle belirtirler: “Din, kişinin özel meselesi olarak görülmelidir.” Ancak herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için, bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır. Devlet söz konusu olduğunda, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz düşünüldüğünde, dini kişisel bir sorun olarak görmemiz söz konusu olamaz.
    *
    Tarihin en büyük buluşu yapılmış, proleter tip bir devlet yaratılmıştır. Yeryüzünde hiçbir güç sovyet devletinin yaratılmış olduğu gerçeğini yok edemez. Bu tarihsel bir zaferdir. Yüzlerce yıldır devletler burjuva modele göre yaratıldı ve ilk kez burjuva olmayan bir devlet keşfedildi. Yönetim aygıtımız bozuk olabilir; ama icat edilen ilk buharlı makinenin de bozuk olduğu söyleniyor. Hatta hiç kimse bu buharlı makinenin çalışıp çalışmadığını bilmiyor; ama önemli olan bu değil; önemli olan buharlı makinenin bulunmuş olmasıdır. İlk buharlı makinenin hiçbir işe yaramadığını varsaysak bile, somut gerçek, bugün artık buharlı makinelere sahip olduğumuz gerçeğidir. Yönetim aygıtımız çok bozuk olsa bile, onun yaratılmış olduğu gerçeği değişmez.
    *
    Bugünkü toplum tümüyle, işçi sınıfının geniş yığınlarının nüfusun küçük bir azınlığı tarafından, toprak sahipleri sınıfı ve kapitalistler sınıfı tarafından sömürülmesine dayanır. Bu köle bir toplumdur, çünkü ömürleri boyunca kapitalistler için çalışan "özgür" işçilere, kapitalist köleliğin korunup sürdürülmesi için kar üreten köleler olarak ancak yaşamaları için zorunlu geçim araçlarını edinmelerine hak kazandırır.
    *
    Somuttan soyuta ilerleyen düşünce doğru olması şartıyla ve Kant da diğer tüm filozoflar gibi doğru düşünceden bahseder hakikatten uzaklaşmaz, bilakis ona yaklaşır. Maddenin soyutlanması, bir doğa yasasının soyutlanması, değerin soyutlanması, vb. kısaca tüm bilimsel doğru, ciddi, saçmalamayan soyutlamalar doğayı çok daha derin, doğru ve tam olarak yansıtırlar. Canlı algıdan soyut düşünceye ve buradan pratiğe: hakikati bilmeye, nesnel gerçekliği bilmeye giden diyalektik yol işte budur.
    *
    Sınıf bilinçli işçiler bir erk olabilmek için çoğunluğu kendilerine kazanmak zorundadırlar. Kitleler üzerinde bir diktatörlük olmadığı sürece başka iktidar yolu söz konusu olamaz. Biz Blanquist değiliz; iktidarın bir azınlık tarafından ele geçirilmesi yandaşı değiliz. Biz Marksistiz; küçük-burjuva sarhoşluğuna karşı, şovenist anavatan savunusuna karşı, lafazanlığa karşı, burjuvaziye bağımlılığa karşı proleter sınıf mücadelesinin yandaşlarıyız.
    *
    Marks’ta ütopyacılığın zerresi yoktur; tepeden tırnağa ‘yeni’ bir toplum türetmez o, tepeden tırnağa “yeni” bir toplum tasarlamaz. Hayır, yeni toplumun eski toplumdan başlayan doğuşunu, eski toplumdan yeni topluma geçiş biçimlerini, doğal bir tarih süreci olarak irdeler. Somut proleter yığın hareket deneyini ele alır ve ondan pratik dersler çıkarmaya çalışır. Tıpkı bütün büyük devrimci düşünürlerin, … hiçbir zaman okulundan ders almakta duraksamadıkları gibi, o da Komün okulundan ders almaya koyulur.
    *
    Baylar, korkunuzu, telaşınızı anlıyoruz. Bugün otlandığınız toprakları, fabrikaları madenleri korumak için her türlü vahşete hazırsınız. Ama bilmelisiniz ki, korkunun ecele faydası yoktur ve vahşet bizi haklı davamızdan caydıramayacaktır. Sizi, kendi yarattığınız sosyal-siyasal çelişmeler içinde, döktüğünüz ve dökeceğiniz kanlar içinde boğacağız. Bizim ülkemize dönme hem de zaferle dönme umudumuz ve güvenimiz vardır. Ama sizler bir gün kaçaçak ve bir daha dönemeyeceksiniz. Beyaz Ruslar’a bakın, Kral Faruk’a, Şah’a, Somoza’ya bakın ve halkın geleceğini görün.
    *
    Eğer sosyalizmi kurmak için belli bir kültür seviyesi gerekiyorsa (gerçi bu belli “kültür seviyesi”nin ne oldugunu kimse açıklayamaz), neden önce bu belli seviye için koşulları devrimci yoldan elde etmekle işe başlayıp ve sonra, isçi­ köylü iktidari ve Sovyet sistemi ile, diğer halklara yetişmeye devam etmeyelim? Sosyalizmi kurmak için uygarlık gerekiyor diyorsunuz. Çok güzel. Fakat neden önce kendi ülkemizde, toprak ağalarını ve Rus kapitalistlerini kovmak gibi önkoşulları yaratıp, daha sonra sosyalizm yürüyüşüne başlayamayalım? Bilinen tarihsel düzende bu tür değişikliklerin uygunsuz ya da imkânsız olduğunu nerede ve hangi kitapta okudunuz?
    *
    Bugün Marks'ın teorisinin başına gelenler, tarih boyunca, kurtuluş uğruna mücadele eden ezilen sınıfların devrimci düşünürleri ve önderlerince üretilmiş bulunan teorilerin başına defalarca gelmiştir. Egemen sınıflar, büyük devrimcilere yaşadıkları dönemde rahat yüzü göstermezler, teorilerine korkunç bir nefreti, en vahşi düşmanlığı, en ahlaksız yalanlamaları ve iftiraları reva görürler. Ölümlerinden sonraysa, bir yandan onları zararsız putlara dönüştürmeye, deyim yerindeyse evliyalaştırmaya ve ezilen sınıfları avutmak ve aldatmak amacı taşırlar...
    *
    Yakov Sverdlov yoldaşın anısı, sadece bir devrimcinin davaya bağlılığının ölümsüz bir simgesi ve pratik uyanıklığı, pratik ustalığı, kitlelerle sıkı bağı ve kitlelere önderlik etme yeteneğini birleştirmenin bir örneği olarak kalmayacak, aynı zamanda gittikçe çoğalan proletarya kitlelerinin onun örneğinden ilham alarak dünya komünist devriminin nihai zaferine doğru ilerleyeceğine dair edilmiş bir yemini olacaktır.
    *
    Proleter devrimden önce bizi hayalci olmakla suçluyorlardı; devrimden sonra geçmişin bütün izlerini görülmemiş bir hızla silip atmamızı istiyorlar! Oysa biz hayalci değiliz, ve burjuva "savların" gerçek değerini biliriz, ayrıca, devrimden sonra, bir süre için eski ahlakın izlerinin, kaçınılmaz olarak yeninin genç filizlerine üstün geleceğini de biliriz. Yeni, henüz doğmuşken, eski, her zaman, bir süre için ondan daha güçlü kalır; doğada ve toplumsal yaşamda durum her zaman böyledir.
    *
    Kaynaşmış bir grup halinde, sarp ve zorlu bir yolda, birbirimizin ellerine sıkı sıkıya sarılmış olarak ilerliyoruz. Düşman tarafından her yandan sarılmış durumdayız ve bunların ateşi altında hemen hemen hiç durmadan ilerlemek zorundayız. Özgürce benimsediğimiz bir kararla, düşmanla savaşmak amacıyla, daha başında kendimizi tek başına bir grup olarak ayırdığımız için ve uzlaşma yolu yerine mücadele yolunu seçmiş olduğumuz için, bizi suçlayan kimselerin bulunduğu yakınımızdaki bataklığa çekilmemek amacıyla birleşmiş bulunuyoruz. Ve şimdi aramızdan bazıları şöyle bağırmaya başlıyorlar ; gelin bataklığa gidelim ! Ve onları ayıplamaya başladığımız zaman da, karşılıkları şu oluyor ; ne geri insanlarsınız ! Sizi daha iyi bir yola çağırma özgürlüğünü bize tanımamaktan utanmıyor musunuz!

    Evet beyler! Yalnızca bizi çağırmakta değil, istediğiniz yere, hatta bataklığa bile gitmekte özgürsünüz. Aslında bize göre sizin gerçek yeriniz bataklıktır, oraya ulaşmanız için size her türlü yardımı yapmaya da hazırız. Yeter ki ellerimizi bırakın, yakamıza yapışmayın ve o büyük özgürlük sözcüğünü kirletmeyin, çünkü biz de dilediğimiz yere gitmekte "özgürüz", yalnızca bataklığa karşı değil, yüzlerini bataklığa doğru çevirenlere karşı da savaşmakta özgürüz!
    *
    Egemen sınıflar, sağlıklarında büyük devrimcileri ardı arkası gelmez kıyıcılıklarla ödüllendirirler; öğretilerini, en vahşi düşmanlık, en koyu kin, en taşkın yalan ve karaçalma kampanyalarıyla karşılarlar. Ölümlerinden sonra, büyük devrimcileri zararsiz ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düşerse, azizleştirmeye, ezilen sınıfları "teselli etmek" ve onları aldatmak için adlarını bir ayla (hâle) ile süslemeye çalışırlar. Böylelikle, devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırılır, değerden düşürülür ve devrimci keskinliği giderilir. Burjuvazi ve işçi hareketi oportünistleri, bugün işte Marksizmi "evcilleştirme" biçimi üzerinde birleşiyorlar. Ögretinin devrimci yanı ve devrimci ruhu unutuluyor, siliniyor ve değiştiriliyor. Burjuvazi için kabul edilebilir ya da öyle görünen şeyler, ön plana çıkarılıyor ve övülüyor.
    *
    ...sosyal-demokrat işçiler, halkın yoksulluğuna son vermenin ancak, bütün devlette mevcut düzeni baştan aşağı değiştirmek ve sosyalist düzeni kurmak, yani büyük toprak sahiplerinin çiftlikleri, fabrika sahiplerinin fabrikaları ve işletmeleri, banka sahiplerinin para sermayelerini ellerinden almak, bunların özel mülkiyetini ortadan kaldırmak ve bunların mülkiyetini tüm devletteki çalışan halkın tümünün eline vermekle mümkün olduğunu söylüyorlar. O zaman, işçilerin emeği üzerinde başkalarının emeğiyle yaşayan zenginler değil, işçilerin kendileri ve onlar tarafından seçilen temsilcileri tasarrufta bulunacaklardır. O zaman herkesin emeğinin meyveleri ve bütün iyileştirmelerin ve makinelerin yararları bütün emekçilere, bütün işçilere yarayacaktır. O zaman zenginlik daha da hızlı artacaktır; çünkü işçiler kendileri için, olduğundan daha iyi çalışacaklardır. İşgünü kısalacak, işçilerin hayat standardı yükselecek, bütün yaşamları tamamen değişecektir.
    Fakat tüm devletteki mevcut düzeni değiştirmek kolay bir iş değildir. Bunun için çok çalışmak, uzun ve yılmaz bir mücadele gereklidir. Bütün zenginler, bütün mülk sahipleri, tüm burjuvazi bütün güçleriyle servetlerini koruyacaktır. Tüm zenginleri korumak için memurlar ve ordu ayağa kalkacaktır, çünkü hükümetin kendiside zenginler sınıfının elindedir. İşçiler, başkalarının emeğiyle geçinenlere karşı tek adammış gibi birleşmelidir; işçiler kendilerini ve bütün mülksüzleri bir işçi sınıfı halinde, proletarya sınıfı halinde birleştirmelidir. Mücadele, işçi sınıfı için kolay olmayacaktır, ama bu mücadele mutlaka işçilerin zaferiyle sona erecektir, çünkü burjuvazi, ya da başkalarının emeğiyle yaşayanlar, halkın çok küçük bir bölümünü oluştururlar. İşçi sınıfı ise halkın ezici çoğunluğudur. Mülk sahiplerine karşı işçiler - bu binlere karşı milyonlar demektir.
    *
    ‎Evet halk devrimi. Sosyal-demokrasi "halk" sözcüğünün burjuva demokratça istismarına karşı savaşmıştır ve çok haklı olarak savaşmaktadır. Sosyal-demokrasi, bu sözcüğün,halk içerisindeki uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının kavranmamasını örtbas etmek için kullanılmamasını ister. Proletarya partisinin tam bir sınıfsal bağımsızlığının gereği üzerinde kesin olanarak direnir. Ancak, ileri sınıfın kendi içinde kapalı kalacağı, kendisini dar sınırlar içerisinde tutacağı ve dünyanın iktisadi efendilerinin yüz çevirecekleri korkusuyla, çalışmasını iğdiş edeceği biçimde, "halkı", "sınıflara" bölmez; bunu, ara sınıfların yarı gönüllülüğünden, yalpalamalarından ve kararsızlarından uzak bulunan ileri sınıf, bütün halkın başında, bütün halkın davası için en büyük enerji ve çoşkuyla savaşsın diye yapar.
    *
    Piyango Nedir
    ‎Hemen piyangonun ne olduğunu anlatayım. Örneğin benim 50 ruble değerinde bir ineğim var. Bu ineği piyangoyla satmak istiyorum ve o nedenle de herkese bir ruble değerinde bilet almayı öneriyorum. Bir rubleye bir inek sahibi olma olanağı var! Herkes ineği satın almak istiyor ve rubleler yağmaya başlıyor. Yüz ruble toplandığında, piyangoyu çekiyorum: piyangoyu kazanan, ineği bir rubleye almış oluyor, diğerleri hava alıyor. İnek insanlara "ucuza" mı geldi? Hayır, çok pahalıya geldi, çünkü değerinin iki katı para ödendi, çünkü iki kişi (piyangoyu düzenleyen ve ineği kazanan) hiçbir şey yapmadan kazanç sağladılar, hem de paralarını kaybeden doksan dokuz insanın sırtından. Demek ki piyangonun halk için kazançlı olduğunu söyleyenler halkı basitçe aldatmaktadır. Aynı şekilde köylüye, yoksulluk ve sefaletten çeşitli kooperatifler (ucuz satın alma ve kârlı satma birlikleri), işletmelerde çeşitli iyileştirmeler, bankalar ve benzeri önlemler sayesinde kurtulacağını vaat edenler onu aldatmaktadır.
    *
  • Devrimci bir ilkeymiş gibi 'çalışma hakkı' [herkese iş] istiyorlardı! Utanmalısın Fransız proletaryası, utanmalı! Böylesi bir aşağılanmaya ancak köleler katlanabilir. Böylesine bir küçülmeyi kavrayabilmek için kahramanlık çağının bir Yunanlısına yirmi kapitalist uygarlık yılı gerekecekti mutlaka.
  • Türkiye'de kültür emekçileri yöntemsizlik yüzünden kültürün dışından yürür. Nakilcilik, Osmanlı'dan beri kültürel hastalığımız. Bugün Batı denen kapitalist uygarlık bitti. Kapitalist uygarlığın insana vereceği tek bir insani değer yok. Biz Batı'da üreyen bir çok akımı...birçok estetik politikayı buraya naklettik. Bütün öbür yanlışları bırakıyorum. Yunus'un... Pir Sultan'ın... Nesimi'nin... Nazım Hikmet'in... Rıfat Ilgaz'ın yetiştiği bu topraklarda, şiiri insandan uzaklaştırdık... şiiri yüz kişinin ilgilendiği bir derkeye düşürdük.