Beyninizi zonklatarak, döve döve genişleten ve kendi kendinize geceleri varoluşsal sorular sormanıza neden olan kitap. Birkaç alıntı:
• Sen ve ben çoğu kimse gibi değiliz. Dünyada rahatlık aramıyoruz.
• İnsan akılla şehvet arasındadır. Bu ikisinden birinin alanında kalanı artık insan diye adlandıramayız. İnsan “gidip-gelen”dir. (Benim tanımlamam)
• Amellerimiz ile niyetlerimiz arasındaki boşluğu melekler doldurur.
• Yazmaya kalkışanlar mağrur kimselerdir.
• Ödev katlanmayı görev ise gözüpekliği gerektirir.
• Düşkırıklığı dediğim zaman eskilerin "sukût-u hayâl" dedikleri şeyi kastetmiyorum. Hayal kurmakla başım hiç hoş değildir. Gelecekten beklediği nelerse onları kafada keyfince şekillendirip sonra onlara uymayan durumlarla karşılaşınca hayalleri yıkılan kimselerden değilim. Güvendiğim dağlara kar yağmış falan değil. Derinden bir düşkırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadir, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. Evet, bizzat kendim bir düşkırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz öyleyiz.
• Hepimiz birer düş kırıklığıyız ve kırılmayanda hayır yoktur.
• Ne olursa olsun bir ortamda "uyumsuz" bir unsur belirmişse, ortaya bir "uyumsuzluk" çıkmışsa, o noktada anlaşılmaya değer, üzerinde kafa yorma mecburiyeti duyduğumuz bir durum var demektir.
• Panik bir dünyada yaşıyoruz. Öyle inanıyorum ki panik karşısında bir şeyler yapmanın yolu paniği önlemeye çalışmaktan geçmez. En doğrusu paniğe hiç katılmamak, yani üretken bir çabaya kendini bağlamaktır.
o Ama bu kendini uyuşturmak. Belki de panik elzem! (bu benim yorumum)
• Çağımızda sosyalleşme adı altında gerçekleşen sürüleşmeye…
• Herkes kendini ikna etsin: Kendi bakış açımın doğru olduğuna birilerini ikna etmek benim