Sivrisineğin Öldürdüğü Zorba: Nemrut – Kibirin En Küçük Düşmanı
Zübeyir Yetik, Şanlıurfa'nın Siverek ovasında 1941'de kök salmış bir kelime avcısı; şiirlerin gizli fırtınalarından kıssaların sessiz depremlerine, Erzincan enkazlarından Karabağ yankılarına uzanan bir rotada, "Yeni İslâmî Akım"ın en keskin rüzgârlarından. Tarihî devleri bugünün ego tapınaklarında gezdiren Yetik, Firavun'un boğuluşu, Samiri'nin eriyik putu, Yahudi'nin labirentli dönüşümü derken,
2012'de Pınar Yayınları'ndan vızıldayan Sivrisineğin Öldürdüğü Zorba: Nemrut,
onun bu serisinin en ironik, en iğneli oku. Nemrut'u –o İbrahim peygambere (a.s.) meydan okuyan, kendini ilah ilan eden Ur kralı– merkeze alan kitap, zulmün zirvesini değil, en alçak bir düşüşü sorguluyor. Yetik burada, ateşten göğe fırlayan bir tiranı, sadece bir arketip olmaktan çıkarıp, her çağın "büyük küçük" paradoksuna dönüştürüyor.
Kitap, Nemrut'un saltanatını Kur'an rivayetleri ve efsanelerle örerek aktarıyor, ama Yetik'in ustalığı, bu örgüyü bir mitlerden öteye, felsefi bir iğneye çevirmesinde. Nemrut, kibirin somut hali; halkı ateşe atan, göğe meydan okuyan, ama asıl zaafı kendi büyüklük illüzyonunda yatan bir dev. Yazar, onu "tanrılaşma tuzağının avı" olarak resmediyor: İbrahim'in (a.s.) direnişi karşısında kurduğu tuzaklar, ateş fırtınası, ve o unutulmaz son – bir sivrisineğin kanat çırpışıyla çöken imparatorluk. Bu, salt tarihî bir kronik değil; kibrin, gücün ve alçakgönüllülüğün anatomisi – sivrisinek, sadece bir böcek değil, evrenin ironik dengesi. Yetik, Nemrut'u "kendi ateşinde yanan dev" diye betimlerken, okuyucuyu kendi zirve hayalleriyle hesaplaşmaya zorluyor.
Bu öykü, bir yükseliş değil; gökten en küçük bir düşüşün ritmi.Yetik'in kalemi, ayetlerin ateşini taşıyan bir akışla yanıyor; bölümler, her biri bir