''Biliyoruz ki ancak zerre kadar bir bilginin efendisiyiz. Kalan sonsuz büyüklükteki bilinmezliğin kölesiyiz. Bizi gökyüzünü seyre dalan bir böcekle mukayese edebilirim. Böcek başını kaldırıp, gökyüzüne bakar ve 'Şu bitki sapına tırmanayım. Oradan yıldıza yetişebilirim gibi gözüküyor' der. Sabahtan akşama dek tırmanır. Sonunda en yukarı çıktığındaysa tüm çabalarının beyhude olduğunu fark eder. Zemin sadece birkaç adım altındadır. Ama gökyüzündeki yıldıza hala işe başladığı anki konumu kadar uzaktadır. Üstelik artık daha yukarı tırmanmasını sağlayacak bir yol da yoktur. İnancını kaybeder. Kainatın sonsuz büyüklüğü karşısında bir şey yapamayacağını idrak eder. Böylece tüm umudunu ve mutluluğunu sonsuza dek yitirmiş olur.''
"Bakın eğer biri, benim gibi biri diyelim; gördüğü, hissettiği, algıladığı, hiçbir şeye güvenemeyeceğinin farkına varır, yalnızca bilinmezlikle, belirsizliklerle, kuşatılmış olduğu kanaatine erişirse hayallerinin elinde oyuncak olduğunu algılarsa hiç üzülmez. Bunu bir olumsuzluktan ziyade hayati bir gereklilik olarak algılar."