Unutmanın Konforu
İnsan, hatırladıklarıyla mı yaşar, yoksa unuttuklarıyla mı? Bu sorunun cevabı ilk bakışta kolay görünür. Hepimiz anılarımızın bizi biz yaptığını söyleriz. Çocukluğumuz, ilk hayal kırıklığımız, sevdiğimiz insanların yüzleri, bir şehrin kokusu... Bunlar kimliğimizin tuğlalarıdır. Fakat çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir şey vardır: İnsan, unutabildiği kadar da yaşayabilir. Her gün binlerce görüntü, ses ve duygu içimizden geçip gider. Eğer hepsini aynı canlılıkla taşısaydık, ruhumuz ağır bir arşive dönüşürdü. Belki de unutmak, zihnin kendini koruma biçimidir. Yaraların kabuk bağlaması gibi, bazı anılar da zamanın içinde silikleşir. Çünkü insanın devam edebilmesi için bazen geride bırakması gerekir. Fakat çağımız unutmayı da değiştirdi. Eskiden bir mektup kaybolur, bir fotoğraf solar, bir hikâye yalnızca anlatıldığı kadar yaşardı. Şimdi ise hiçbir şey gerçekten kaybolmuyor. Telefonlarımız, bulut depolarımız ve sosyal medya hesaplarımız geçmişi sürekli önümüze getiriyor. Bir yıl önceki bir fotoğraf, on yıl önceki bir paylaşım, unutmaya çalıştığımız bir anı... Hepsi bir bildirim kadar yakın. Böylece hafızamız bize ait olmaktan çıkıyor. Hatırlamak artık bir tercih değil, bir maruziyet hâline geliyor. Oysa unutmanın da insan ruhunda önemli bir yeri var. Çünkü her hatırlayış iyileştirmez. Bazı hatıralar vardır ki tekrar tekrar ziyaret edildiğinde yalnızca eski acıları canlandırır. İnsan bazen affederek değil, unutmaya izin vererek özgürleşir. Belki de mesele hatırlamak ya da unutmak değildir. Mesele, hangilerini yanımızda taşıyacağımıza karar verebilmektir. Çünkü hayat uzun bir yolculuksa, hafıza da sırtımızdaki çantadır. İçine her şeyi doldurabiliriz. Fakat o zaman yürümek zorlaşır. Bazen ilerleyebilmek için birkaç yükü sessizce yere bırakmak gerekir. Ve belki büyümek
Edebiyat
Asyalı, patronunun kendisine emanet ettiği ya da krediyle temin ettiği birkaç çuvallık malzemesiyle kırsal bölgeye doğru yola çıkar. Yürüyerek yol alır, açık havada uyur, ormanın sunduklarını ya da zencilerin artan yemeklerini yer, güneşin kavurduğu ve nemin yoğun olduğu bir kulübede kalır, sivrisineklerin saldırısına uğrar, yakındaki bataklıkların zehirli havasından etkilenir, yarı vahşi insanlar tarafından kuşatılır; bu insanlar sık sık onu soyup öldürürler. Kaç Avrupalı, ve ne kadar çok Avrupalı, bu koşullara katlanabilir? Örneğin, vatanseverlik duygusuyla iç kesimlerdeki işletmelerinde kendi vatandaşlarını istihdam etmeye karar veren bir Portekizli tüccar, tezgâhtarlara, hamallara ve kalaycılara bir miktar kinin (sıtma ilacı), akşam yemeği ve öğle yemeği için şarap ve günde bir libra vermek zorunda kalırdı. Ve bu ikramlar ve ödemelere rağmen, çoğunun zenciler tarafından kaçırılıp soyulduğunu ya da cesaretleri kırılmış bir şekilde, “ekmekleri olmadan” geri dönemeyeceklerini söyleyerek geri döndüklerini görürdü! Çünkü, başka hiçbir şeyden mahrum olmasalar bile, satışta ve yüz seferin doksan dokuzunda, yerlinin sabırlı azmi, yerlilerin hakaretlerine katlandığı uysallık, geleneklere uyum sağlama esnekliği, ruhlarına sızma zekâsı, onları korkutmadan sömürdüğü, mutlu bırakarak yağmaladığı sözlü ifadeler eksik kalırdı.
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kadın, aynadır. O aynada ne göreceğine sen karar verirsin.
Hayata Dair
Asla bir seçenek olma Öncelik ol yada yanlız..
Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. Hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir
Merhaba herkesee! 1000kitabın son yaptığı güncellemeden haberdarsınızdır diye düşünüyorum. yorumları göremiyor insanları etiketleyemiyorum. @ okurunevreni ve @ rue_flowers ile beraber 1000kitap destek'in yorumlarına bir sürü yorum atıp şikayetimizi duyurmak için uğraşmaya karar verdik. 17 haziran saat 17.00 gibi mesaileri bitmeden yorum atacağız. lütfen ne kadar okur olursa o kadar iyi olur çünkü bu uygulamada insanların arşivleri ve arkadaşları var. kitaplar hakkında konuştukları insanlar kurdukları ortamlar var. bunların boşa gitmesini cidden istemetiz ve sesimizi çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. belli ki bizi dinlemiyorlar çünkü güncelleme ilk geldiğinde kimse memnun değildi ve dile getirmişti. ama sanırım yetmedi ve fazlasını yapmalıyız. bunu gören olursa lütfen yaysın ama paylaş butonu bir işe yaramıyor arkadaşlar. ne duvarınızda ne de akışta paylaştığınız gözüküyor yani paylaşılmamış oluyor. mümkünse siz de ileti yazın 🤍 şimdiden çok teşekkürler