Ben Alamuta aşık oldum.
Sürükleyici maceraları ve betimleyici anlatımlarıyla yazar okuyucuyu esir ediyor. Bir taraftan yaşanan olaylarla heyecanladırıyor, bir taraftan öylesine güzel betimliyor ki orda olmak istiyorsunuz.
Yanlış yüzyılda yanlış coğrafya da doğduğumu düşünüyorum artık. Babil’de, Semerkant’da veyahut Bağdat’da doğsaydım keşke…
Kitaba başladığımda bırakamadım. Uykumdan fedakarlık edip, okudum. Gün yirmi dört saatten fazla olsun istedim. İçinde çıkarılacak çok ders var lakin ben yine anlatımına, akıcılığına tutuldum. Herkesin bir an evvel okumasını şiddetle tavsiye ediyorum.
Hafif bir dili var. Oldukça sürükleyici bir hikaye. Bilinen bir resime bir başka açıdan bakmak kadar aydınlatı.
Doğu’ya olan insanlığa olan bakışınızı derinden etkileyecek.
yine efsane akıcı bir dil ve olay örgüsü ile karşılaştım. Elime alınca bırakamıyorum. Bir sonraki olayı merak ediyorum. Ancak tek sorun “çok büyük, çok çetin bir savaş olacak” şeklinde tasvir edilen savaşların bir ya da iki sayfaya sığdırılıp oldu bittiye getirilmesi.
Kitabın sonu öyle bitiyorki ne olduğunu anlamadım. Börükanlardan başka kimseye güvenmeyen aslanlar ihanetin eşiğinde, büyük savaş tek bir sayfaya sığdırılmış? Börü, Tendubay, Asena, Çoga öldüler mi ?