Solvej Balle’nin zihni ele geçiren bu anlatısı, aslında bir takvim yaprağına hapsolmuş bir kadının hikayesi değil; varoluşun o devasa “hacmini” tek bir güne sığdırma çabası. Hacim Hesabı Üzerine, lineer zamanın kırıldığı o uğursuz 18 Kasım sabahında, bizi Tara Selter’in parmak uçlarıyla dokunduğu o soğuk gerçeklikle baş başa bırakıyor.
Kitabı okurken, “zamanın durması” fikrinin romantik bir durağanlıktan ziyade, nasıl korkunç bir klostrofobiye dönüştüğünü iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Tara, dünyanın geri kalanı için geçersiz, sadece kendisi için mutlak olan bir döngünün içinde, aslında hepimizin düştüğü o “rutin uykusundan” uyanmaya zorlanıyor. Bizler hayatı akıp giden bir nehir sanırken, yazar bize o nehrin bir baraja çarptığını ve artık kendi içinde köpürdüğünü gösteriyor.
Bu eser, klasik “bugün aslında dündü” temasını bir bilimkurgu klişesinden çıkarıp saf bir felsefi deneye dönüştürmüş. Tara’nın eşi Thomas ile kurduğu o beyhude diyaloglar, her sabah sıfırlanan bellekler ve değişmeyen antikalar arasında verilen o sessiz savaş, okuyucuya şu soruyu fısıldıyor: Eğer yarın hiç gelmeyecekse, bugün yaptıklarımızın ağırlığı ne kadardır?
Bilinmezliğin merakı diri tuttuğu bu evrende, Tara’nın 18 Kasım’ı her seferinde farklı bir katmanla kazıması, aslında biz okurlara da kendi hayatlarımızın tekdüzeliğine daha yakından, daha “hacimli” bakmamız gerektiğini hatırlatıyor.
Ben severek okudum, önerimdir.