9/10
·808 syf.··
2026 32. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 00:00
Kitabın adından dolayı başta Katedralde Sohbet'in kilisede geçen bir hikâye olduğunu düşünmüştüm. Ancak okudukça bunun bir ironi olduğunu fark ettim. “Katedral”, aslında karakterlerin bir araya gelip ülkenin, toplumun ve kendi hayatlarının çöküşünü konuştukları bir mekânı simgeliyor. Bu yönüyle kitap, adının çağrıştırdığından çok daha farklı ve derin bir anlam taşıyor. Başlarda çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Özellikle ilk 300 sayfada aynı anda birkaç olayın farklı kollardan anlatılması ve geçişlerin çok sık, adeta cümle cümle yapılması okumayı oldukça zorlaştırdı. Sonrasında ise kişiler ve olaylar zihnimde yerli yerine oturunca kitap kolayca akıp gitti. Ama şunu söylemeliyim ki, yazarla tanışmak isteyenler için ilk tercih edilecek kitaplardan biri değil. Kitapta yazar bizi 1950'li yılların Peru'suna, Diktatör Odría dönemine götürüyor. O dönemdeki baskılar, yolsuzluklar ve haksızlıklar anlatılıyor. Faşist yönetimin işlediği cinayetler, rejim taraftarlarının desteklenmesi, adam kayırmalar, sansür uygulamaları, kara propaganda ve rejime karşı yürütülen özgürlük hareketleri konu ediliyor. Ayrıca dönemin Peru'sundaki sosyal, ekonomik ve fiziksel yaşam koşulları hakkında da geniş bilgiler veriliyor. Yazar bütün bunları başlıca iki grup insan üzerinden aktarıyor: Birincisi burjuva bir aile ve çevresindekiler, ikincisi ise yönetimin polis teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı çevresi. Olayları hiçbir zaman düz bir çizgide anlatmıyor; sürekli ileriye, geriye ve farklı karakterlerin bakış açılarına geçişler yapıyor. Evet, bu anlatım şekli okuyucuyu zaman zaman yorabiliyor; ancak alıştıktan sonra okumayı daha keyifli hâle getiriyor. Çünkü yazarın eserlerinin en belirgin özelliklerinden biri akıcılığı. Katedralde Sohbet'te patron ile şoför arasındaki ilişki de romandaki güç,
Katedral'de SohbetMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 2022157 okunma
Parazitlerin Kaotik İktidarı
Puan vermedi·808 syf.··
2026 13. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 16:41
1948 Peru darbesi... General Manuel Arturo Odría Amoretti'nin başkanlığında, 27 Ekim 1948'de Arequipa'da gerçekleşen ve kendisi tarafından "Onarıcı Devrim" diye adlandırılarak, José Luis Bustamante y Rivero hükümetini indirerek yönetimi ele geçirdiği, "Ochenio" olarak bilinen 8 yıllık, Peru için militarizme dönüş, liberal ekonomik politikalar, APRA liderlerinin baskı ve zulmü ve kentli halk sınıfları üzerinde manipülatif popülizm anlamına gelen bu diktatörün yönetim sürecinin; baskılar altında, 1956'da genel seçimler düzenlemek zorunda kalarak ve başkanlık seçimlerini Manuel Prado Ugarteche'ye karşı kaybedişine tanıklık eden yazarımızın kaleminden dökülenlere şöyle bir bakınca, siyaset yapanlar ile siyasete maruz kalanlar arasında okyanusları aşan bir fark var mıydı? Bence yoktu. Evine ekmek götüremese de kerhane/meyhane yoluna uğramadan evine gitmeyenler ile para içinde yüzüp bir evi kerhane/meyhaneye döndüren insanlar. Aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya aynı orantıda birbirine kuyu kazan, yüze gülen, zaaflar üzerinden entrikalar çeviren, eğitim seviyesi yüksek olsun olmasın zekiliği, kurnazlığı ve sinsiliği ile her şeyi kendi lehine çevirmenin yolunu bulabilenler ile bunların tuzaklarıyla pusulalarını şaşıranların, yaka silktiren ilişkileri. Güç ve maddiyata sahip olmanın verdiği konforla, olmayanları aşağılayanlar ve olmadığı için bu aşağılamaya katlanan mazlumların yanı sıra bu düzene ayak uyduran yalaka takımları... "Bakanlığın önerdiği ücret artışı gayet makul,", "Pereira işçileri ikna etsin, bu talepler listesi tartışması son bulmalı. Orada gergin bir ortam yaratılıyor ve gerginlikler ajitasyon için elverişli bir ortam doğurur.".... "Neyin uygun olduğunu ya da neyin olmadığını uzun zamandır bilmiyorum," ... "Tek bildiğim bana uyan ya da uymayan." sözlerin
Katedral'de SohbetMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 2022157 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ANANKE
Puan vermedi·559 syf.··
2026 10. kitabı
Victor Hugo’nun en çok sevdiğim eseri Sefiller olsada Notre Dame’ın Kamburu da inanılmaz derecede güzel. Eserlerinden anlaşıldığı üzere inanılmaz bilgisi olan bir yazar. Zaten bu kitabı da Fransa ve Katedral tanıtımı için yazmış. Bir 150 sayfa kadar Fransa betimlemesi var. Betimleme okumayı sevmeyen okurları biraz yorabilen bir kısım ama ondan sonrası su gibi ilerliyor. Çocukluğumda okumuştum bu eseri. Tabi çocuktum okuduğum da çocuk kitabıydı.Çizgi film tadında bir kitaptı ki çizgi film uyarlamasıda çocuk kitabı ile aynı. O zaman okuduğum kitaptan çok farklı bir dünya ile karşılaştım.Gelelim o dünyaya: DIŞ GÜZELLİK; her insanın sahip olmayı istediği bir durum. Nedenini yıllardır sorgularım kendimce, insan neden çoook çokkk güzel olmayı ister. Aslında güzellik her zaman iyi şeyler getirmez, bunun örneğini hayatımda da çok defa gördüm. Esmeralda’nın güzelliği de onun kaderini belirledi açıkçası. Esmeralda’nın içi de dışı da çok güzel ama yetmiyor ki onun bahtının güzel olmasına. Adına sevgi diyen bir nefret onu mahvediyor. Ve o nefret; Yıllarca bastırılmış duyguların bir anda patlak vermesiyle ortaya çıkıyor. Hiçbir ilim hiçbir bilim durduramıyor onu. Çünkü insan kalbini doyurmadan aklını doyurursa o akıl bir canavara dönüşür. Kamburu yakılmaktan kurtarıp evlat edinen Frollo da aslında özünde iyi bir insan. Ama yıllar, kurallar, insan gibi hissetmesini sağlayan keyiflerden uzak bir yaşam ona herşeyi öğretse de insan olmayı unutturuyor. Ve adına sevgi dediği ama sevgi olmaktan çok uzak olan o şey sadece Esmeralda’nın değil kendinin kaderini de çiziyor. Ve gelelim son başkarakterimize; Gerçekten sevmeyi bilen bir canavar. Quasimodo,kilisenin zangocu sanki bir Frankestein; o kadar çirkin ve o kadar vahşi. Ama bedeniyle ters orantılı bir kalbi olan bir centilmen.
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma
6/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 20:37
Her kitabın ardından kısa bir sessizlik olur. Bu satırlar da o sessizliğin içinden çıkan ilk düşünceler. Bazı metinler büyük olaylar anlatmaz; insanın içindeki sessiz değişimi anlatır. Carver’ın hikâyesinde bir akşamın içine sığan şey, aslında bir ömrün alışkanlıkları ve önyargılarıdır. Final sayfasını kapattığımda geriye bir katedralden çok, insanın kendi karanlığıyla karşılaşması kaldı.
KatedralRaymond Carver · Notos Kitap Yayınevi · 2007589 okunma
Bir Katedralin Büyüsü
Puan vermedi·559 syf.··
2026 14. kitabı
Bu ölümsüz klasikle ilk tanışmam, edebiyat ders kitabında Esmeralda’nın katedral önünde dans ettiği o büyülü sahneyle olmuştu. İçimde kalan o büyük merakı hiç unutamadım. Öyle ki, ilk staj paramı aldığımda kendime aldığım kitaplardan biri buydu. Sayfalarını açtığım an aldığım keyfi, o dünyadan tamamen kopup 15. yüzyıl Paris’ine ışınlandığım o büyülenme hissini tarif etmem imkansız. Victor Hugo romanda muazzam bir zıtlıklar dünyası kuruyor. Toplumun saygı duyduğu Rahip Frollo’nun ruhundaki o zifiri karanlığı ve takıntıyı gördükçe; "canavar" dedikleri kambur zangoç Quasimodo’nun bir yudum su karşılığında gösterdiği o saf, çıkarsız sadakat karşısında boğazınız düğümleniyor. Yazar sizi dış görünüşlerin ötesine geçirip şu soruyu sorduruyor: Hangisi gerçek insan, hangisi asıl canavar? Notre-Dame'ın Kamburu, kapağını kapattıktan çok sonra bile içinizdeki adalet ve merhamet duygusunu kurcalayan gerçek bir büyü.
Edebiyat
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma
Elif Şafak - Ustam ve Ben
Puan vermedi·480 syf.··
2026 13. kitabı
Masal tadında bir eserdi ve verdiği tarih bilgileri kontrol ettiğimde çoğunun gerçek bilgi veya gerçeğe dayandırılmış güzel bir kurgu olduğunu gördüm bu da benim tarihî kurgu okurken en sevdiğim özelliklerden biridir yalnız yarısından sonra kitaba hacim yapsın diye konudan bağımsız küçük anektotlar eklenmiş ve bence eserin ahengini bozmuştur. Yani naçizane kitap normalde yarı hacminde olsa tam ayar olurdu diye düşünüyorum. Mimar Sinan'ın mizaçları birbirinden farklı Nikola Davut , Dilsiz Yusuf ve Hintli filbaz Cihan isimli dört çırağı vardır. Bunlar birbirlerine haset etmesinler diye çalışmalarını birbirlerine göstermeleri ustaları tarafından yasaklanmıştır. İçlerinden Cihan bir gün dört erkek cesedi bulur. Çırak Cihan, sarayda gece duyduğu sesler üzerine girdiği bir odada öldürülmüş genç erkek cesetleri bulur ve bir duvar halısının arkasına saklanarak faillerden korunur ancak orada mahsur kalır. Bir gece bir ulak gelir ve koca Sinanı saraya çağırdıklarını söyler. Gittiği yerde aynı cesetlerle karşılaşan Sinan, içgüdüsel olarak kaldırdığı duvar halısının altında Cihan'ı bulur. Biraz sonra da Sultan Üçüncü Murat gelir. Babası Sarı Selim haremde ayağı kayarak ölmüştür. Bu cesetler de onun saltanatın bekâsı için öldürdüğü kardeşleridir. Sinan'dan daha önce babası için bir türbe yaptırmasını istemiştir ve şimdi de tüm bu cesetlerin de aynı yere gömüleceği bir türbe emri verir. Kaderin cilvesidir ki kendinin 19 oğlu da yine saltanat bekası uğruna yay kirişiyle boğdurulup aynı türbeye defnedileceklerdir. Cihanın amcası üvey babasıdır. Annesini hamileyken dövüp hastalanıp ölmesine neden olur. Sıra Cihan'dadır ve 12 yaşındaki Cihan canını kurtarıp Çota isimli beyaz bir fille gemiyle İstanbul'a gelir. Aslında filin bakıcısı başka biridir ancak onu İstanbul'a getiren kaptan
Ustam ve BenElif Şafak · Doğan Kitap · 201314,3bin okunma