“Görülüyor ki, bir kavin ancak kendi kendini millî bir parlamento ile idare eden gerçek bir millet hâline geldikten sonra, yüksek ve samimi bir cemiyet hayatı yaşayabilir.”
Peygamber-i münevveri böyle nûru'l-envâr olan ümmetin de tenevvürü için tutuşup yanması lâzımdır. Ondan dolayı yanında kav bulundurmalıdır. Fakat bu kavdan maksat, vaktiyle kutusu beç paraya satılan kav değil, belki kalben, çabucak tutuşmaya müstaid bir rikkat peyda eylemektir. İnsanın kalbinde o rikkat ve hassasiyet bulunursa, kavın ateşi cezbedip yandığı gibi, öyle rikkatli bir kalp de, mânevî bir kıvılcımın tesiriyle parlayıverir. Cenâb-ı Hak lütuf ve keremiyle cümlemizin kalbine o istidadı ihsan buyursun.
Bu talebe dâir “Ey aşk! Gel şu donmuş kalbimize âteş ver. Kendi nûrunla bizim sönmüş kalbimizi uyandır.” meâlinde beyit vardır.
Fûzûli de:
Kad enâre'l-ışku li'l-uşşâki minhâci'l-hüdâSâlik-i râh-i hakîkat aşka eyler iktidâ
demiştir ki: “Âşıklar için hidayet yolunu aydınlatan ve gösteren aşktır. Binâenaleyh hakikat tarikine sâlik olanlar, aşka iktidâ ederler.” meâlindedir.
Bir Aşık susuyorsa,artık konuşmuyorsa, içini kapatıyorsa, ruhu kendi içine gömülmüşse, yalnızca biz değil, ona inanan yanlarımızda yavaş yavaş ölüyordu..