47. BÖLÜM
🌹İnci🌹
Kendimi işe kaptırmış, önümdeki davet detaylarına gömülmüş çalışıyordum. Odamda ki sessizlik, yalnızca klavyemin tıkırtısı ve ara sıra kalemlerin yer değiştirmesiyle bozuluyordu. O ana kadar her şey sıradandı. Ta ki, o sesi yeniden duyana dek…
“İyi günler,”
Tanıdık ama rahatsız edici bir tonda. İçimden bir ürperti geçti; parmak uçlarımdan başlayıp tüm sinir uçlarıma yayılan, buzdan bir telaş... Başımı kaldırmak istemedim. Eğer bakmazsam, orada olmayacağını, her şeyin zihnimin bir oyunu olduğunu hayal ettim. Ancak boynum, benden bağımsız bir dirençle, sanki yüzleşmek ister gibi yavaşça yukarı kalktı. Tahmin ettiğim gibi Cavit Ünal’ın adamı. Kapı eşiğinde, ne tam içeride ne de dışarıda duruyordu. Varlığı, odanın sıcaklığını emen kara bir delik gibiydi. Yüzü ifadesiz bir maskeden ibaretti sanki, fakat gözlerinde bir anlık belirip sonrasında kaybolan hüznü görür gibi oldum. Sanki taşıdığı haberin ağırlığı altında eziliyor, hiç sahip olmadığını sandığım vicdanı can çekişiyordu.
“İyi günler. Burada olmamanız gerekirdi, öyle değil mi?”
Bakışlarım, adamın kaçamak gözlerine kilitlenmişti. O ise başını hafifçe, bir itiraf edasıyla eğdi.
“Emin olun İnci Hanım, bu beni son görüşünüz.”
Bu söz… Bir veda değildi, tam anlamıyla bir kapanıştı. Tüm geçmişin, o zehirli zincirin nihayet kırılacağının, geçmişte kalacağının ilanıydı. Ciğerlerime çektiğim nefesin keskinliğini hissettim. Kalbimdeki çarpıntıyı dizginleyip, titreyen ellerimi masanın altında gizleyerek karşımdaki koltuğu işaret ettim.
“Peki… Buyurun.”
Yanındaki deri çantayı dizlerinin üzerine koydu, bir süre hiçbir şey demeden fermuarını açtı. Sonra içinden birkaç belge çıkardı. Kağıtların hışırtısı, odadaki sessizliği böldü. “İnci Hanım,” Sesi, beklediğim soğukluktan uzaktı.