Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak…
Tarih, nesil ve kapı, bu üçlü yapının veçhidir. Bu üçlü yapının tarihsel karşılığını anlayabilmek için nesilleri belirli aralıklarla tasnif etmek gerekir. Bu isimlendirmeler slogan değil, sosyolojik okumadır. Aşağıda ifade edeceğimiz tarih aralıkları, merkez çeper sistem kırılmalarının zaman içindeki izdüşümüdür. 1600 ile 1800 arası Atıl Nesil dönemidir. 1800 ile 1900 arası Algı Nesli dönemidir. 1900 ile 2000 arası Ani Nesil dönemidir. 2000 sonrası Atak Nesil dönemidir. Bu tasnif, merkez çeper sistem kırılmalarının tarihsel karşılığıdır. 2030 sonrası ise henüz adı konmamış yeni bir eşiğin başlangıcıdır. Başlangıçlara hazırlıksız yakalanmamak adına tarih, bu eserde yine gelecek biliminin aleti olacaktır. Atıl nesil, merkezin ne olması gerektiğini sorarken merkezin kayboluş sürecine de tanıklık eden nesildir. Algı nesli, etrafında olup biteni anlamaya çalışırken kendi çeperini kaybeden nesildir. Ani nesil, her şey birbirine girdikten sonra ne sistemle ilişkisini koparabilmiş ne de sistem içindeki yerini belirleyebilen nesildir. Atak nesil ise merkezi, çeperi ve sistemi tanımlayamayacak hâlde fiiller üretmeye başlamış nesildir.
Reklam
Selimeler' e... Meltemler'e...
“Ben istiyorum ki meşguliyetim olsun. Elimde bir işim olsun. Bekleyecek bir şeylerim olsun... Telefonun başında çocukların aramasını bekleyeyim, pencerenin kenarında çocukların, torunların bana uğramasını bekleyeyim, ağaç yapraklansın diye bekleyeyim, salatalıklar çiçek açsın diye bekleyeyim, domates kızarsın diye bekleyeyim. Öyle şeyler... Zaman kolay geçsin istiyorum ben. Başka derdim yok. Ölüm kapımı çalana kadar bir şeyler oyalasın işte beni.” Selime Teyze’nin hikâyesi, çocuklarının dünyasında yer bulamayan ve onların gözünde yok gibi var olmayı reddeden bir annenin hikâyesi. Selime, bir gün hiç beklenmedik bir anda kaybolur. Gönülsüz ama planlı bir kaçıştır bu. Bildiği bütün hayatı geride bırakıp bir köyün sessizliğine sığınır. Kimseye haber vermeden, ardında iz bırakmadan. Bulunmayı bekler. Ama hayat, beklenmedik bir misafirle –Meltem’le– karşılaştırır onu. Biri annesiz büyümenin, diğeri evlatsız yaşlanmanın derdini anlatır. İki hayat, iki kayboluş, iki yara aynı evde buluşur. Bu roman, yaşlıların yok sayıldığı, insanın yalnız bırakıldığı, herkesin ancak kendine yetebildiği, en yakınlarına bile derman olamadığı bir çağın hikâyesi. Yanı sıra Burada varlıkla değil, geri çekilerek konuşan bir sevgi dili var. Biraz mesafeli, biraz çekingen. Diğer tarafta ise büyürken duygusal boşluklarla tanışmış bir genç kadın görüyoruz. Onun hikâyesi yalnızca bir eksiklik hikâyesi değil; aynı zamanda tutunma çabasının hikâyesi. Yaşlılıkla birlikte görünmezleşen bir annenin, yani Selime Teyze’nin, ailesi tarafından fark edilmediğini hissettiği bir anda çocuklarının hayatından sessizce çekilmesini ve bu kaçış sırasında başka bir yalnızlıkla -annesiz büyümüş Meltem’le- kesişen yolunu anlatır. Roman, annelik, evlatlık, yalnızlık ve görülme ihtiyacı üzerinden, kan bağının değil
Git gide kısa ve kestirme cümleler kurmaya başlıyorsun.
Ak bir boşluğun arkası karanlıkla doludur. Yazılanı anlamıyorsan yazılmayana bak.
Reklam
Reklam