Selimeler' e... Meltemler'e...
Puan vermedi·248 syf.··
2026 38. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 12:44
“Ben istiyorum ki meşguliyetim olsun. Elimde bir işim olsun. Bekleyecek bir şeylerim olsun... Telefonun başında çocukların aramasını bekleyeyim, pencerenin kenarında çocukların, torunların bana uğramasını bekleyeyim, ağaç yapraklansın diye bekleyeyim, salatalıklar çiçek açsın diye bekleyeyim, domates kızarsın diye bekleyeyim. Öyle şeyler... Zaman kolay geçsin istiyorum ben. Başka derdim yok. Ölüm kapımı çalana kadar bir şeyler oyalasın işte beni.” Selime Teyze’nin hikâyesi, çocuklarının dünyasında yer bulamayan ve onların gözünde yok gibi var olmayı reddeden bir annenin hikâyesi. Selime, bir gün hiç beklenmedik bir anda kaybolur. Gönülsüz ama planlı bir kaçıştır bu. Bildiği bütün hayatı geride bırakıp bir köyün sessizliğine sığınır. Kimseye haber vermeden, ardında iz bırakmadan. Bulunmayı bekler. Ama hayat, beklenmedik bir misafirle –Meltem’le– karşılaştırır onu. Biri annesiz büyümenin, diğeri evlatsız yaşlanmanın derdini anlatır. İki hayat, iki kayboluş, iki yara aynı evde buluşur. Bu roman, yaşlıların yok sayıldığı, insanın yalnız bırakıldığı, herkesin ancak kendine yetebildiği, en yakınlarına bile derman olamadığı bir çağın hikâyesi. Yanı sıra Burada varlıkla değil, geri çekilerek konuşan bir sevgi dili var. Biraz mesafeli, biraz çekingen. Diğer tarafta ise büyürken duygusal boşluklarla tanışmış bir genç kadın görüyoruz. Onun hikâyesi yalnızca bir eksiklik hikâyesi değil; aynı zamanda tutunma çabasının hikâyesi. Yaşlılıkla birlikte görünmezleşen bir annenin, yani Selime Teyze’nin, ailesi tarafından fark edilmediğini hissettiği bir anda çocuklarının hayatından sessizce çekilmesini ve bu kaçış sırasında başka bir yalnızlıkla -annesiz büyümüş Meltem’le- kesişen yolunu anlatır. Roman, annelik, evlatlık, yalnızlık ve görülme ihtiyacı üzerinden, kan bağının değil
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
8/10
·184 syf.··
2021 6. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2021 00:00
genki kawamura'nın yazmış olduğu 2021 yılında Türkçe'ye çevrilmiş olan kitabıdır. bizde canım kitap - edebiyat kulübü ile okumaya karar vermiştik. bazı temin problemlerinden toplu okuyamadık ancak, ben kitabı alabilen şanslı kesimden olunca, okudum. azıcık spoiler içerebilir dikkatli olmanızı tavsiye ederim. öncelikle kitabın konusundan bahsedecek olur isek, bir posta memurunun birden bire ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve artık çok ileri olduğu için kısa bir sürede vefat edeceğini öğrenmesi ile başlıyor. hazır ölen biri var diyerek, şeytan çıkıp geliyor ve bir teklifte bulunuyor. teklif basit, dünyadan bir şey kaybolacak, karşılığında bir gün daha yaşayacaksın. başlangıçta mantıklı, bir sürü obje nesne var etrafta, sonsuza kadar bile sürebilir bu diye düşünüp karakterimiz, kabul ediyor. ve böylelikle oyun başlıyor. kitap, dini inançlarda olan dünyanın 7 günde yaratılması inancına atıfta bulunarak, kitabı 7 bölüme ayırıyor. aynı zamanda her bir gün bir nesnenin kayboluş günü. pazartesiden pazara uzanan bu yolculukta, duygusal olarak ana karakterimizi gözlemliyoruz. onun içsel yolculuğuna şahit olup, en önemli sorunların bile bir adım ile çözülebilir olduğunu anlıyoruz. kitap çok sade ve yalın bir dille kaleme alınmış. bu nedenle de okuması çok kolay. çevirmenin de bunda payı büyük tabi, bu nedenle dex yayın evini ve çevirmen deniz Topaktaş'ı tebrik etmeden geçemeyeceğim. tüm ekibin sayesinde, uzun zamandır eline aldığı kitabı bir türlü bitiremeyen ben, zevkle bir kitabı bitirebildim. kimlere tavsiye ederim kitabı diye soracak olursanız, hafif duygusal ama eğlenceli kitaplar tam benim zevk aldığım kitaplar diyorsanız, hiç çekinmeden başlayabilirsiniz. şimdiden iyi okumalar.
Bir Gün Kediler Dünyadan Yok OlsaydıGenki Kawamura · Dex Yayınevi · 20212,297 okunma
Reklam
Yaşlılık , kader ve yalnızlık
8/10
·132 syf.··
2026 27. kitabı
Bay Hiç Kimsenin Kayboluşu benim için olaylardan çok duyguların ön planda olduğu bir romandı. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey hikâyenin kendisinden çok, insanın kalabalıkların içinde nasıl yalnızlaşabileceğiydi. Romanın kahramanı sadece yoksul ya da kimsesiz değildi; yıllar onu yavaş yavaş silmiş, insanların arasında yaşayan bir gölgeye dönüştürmüştü. Herkes onu görüyordu ama kimse gerçekten fark etmiyordu. Bu yüzden kitaptaki asıl kayboluş fiziksel değil, insanın görünmez hâle gelmesiydi. Bende kalan duygu hüzünden çok sessizlik oldu; sanki bazı insanlar ölmeden önce de dünyadan silinebiliyorlar. Genel inceleme haricinde kitap iki bölüm birincisinde bay hiç kimsenin demas hastası adamdan kurtulmak istemesi ama vicdan muhakemesini görüyoruz. 2. Bölümde ise kayboluyor ve polis Refik geliyor . Bu seferde Refiğin kimlik bunalımı görüyoruz. Aslında devlet yönetimi ve bürokratik bozulmayı da bu şekilde görmüş oluyoruz .
Bay Hiç Kimsenin KayboluşuAhmed Taibaoui · Livera Yayınevi · 202553 okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2026 204. kitabı
Bu kitap, bir kadının değil, insanın kendini kaybetme hikâyesi...Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı?, Figen Şakacı’nın üçlemesinin son kitabı olarak, bir kadının ömrünü, kayboluşunu ve geride bıraktığı izleri anlatıyor. Kitap aslında bir “kaybolma” hikâyesi. Ama öyle fiziksel bir kayboluş değil sadece… İnsan zamanla nasıl silinir, nasıl unutulur, nasıl yabancılaşır. Hikâyede Hayriye Hanım ortada yoktur; onu biz, geride kalanlardan ve özellikle Rüya’nın arayışından tanırız. Bu durum kitabı klasik bir anlatıdan çıkarıp daha parçalı, daha düşündüren bir yapıya sokuyor. Kitap boyunca en çok hissedilen şey: yaşlılık ve yalnızlık. Ama bu öyle kuru bir anlatım değil—aksine, insanın içine işleyen bir hüzünle veriliyor.Kısacası: Herkese hitap etmeyebilir ama hisseden için çok etkileyici bir kitap. Yazarın serideki diğer kitaplarını da okudum ve hepsini gerçekten çok sevdim. Hayriye’nin çocukluğunu Bitirgen Bitirgen’de, gençliğini Pala Hayriye Pala Hayriye’de okumuştuk. Bu kitapta ise onun yaşlılığına tanık oluyoruz. Sanki bir insanın hayatına baştan sona eşlik ediyormuş gibi hissettiriyor. Keyifle okumanız dileğiyle...
Hayriye Hanım'ı Kim Çaldı?Figen Şakacı · İletişim Yayıncılık · 2017143 okunma
8/10
·280 syf.··
2026 45. kitabı
.Herkese merhaba! Bugün sizlere, 26’dan fazla dile çevrilen ve birçok ödüle layık görülen Yabanmersini Toplayıcıları kitabıyla geldim. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu kitabın aldığı övgüleri ve ödülleri sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Okurken hem karakterlere hem de anlatılan döneme öyle güçlü bir şekilde bağlandım ki kitap bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamadım. Hikâye bizi 1962 yılına götürüyor. Kanada’ya yaban mersini toplamak için gelen Mi’kmaq bir ailenin yaşamına tanık oluyoruz. Ailenin en küçük kızı olan dört yaşındaki Ruthie bir gün ortadan kayboluyor. Ruthie’yi en son gören kişi ise ağabeyi Joe. Bu kayboluş yalnızca bir çocuğun değil, bütün bir ailenin hayatını değiştiriyor. Roman boyunca Joe’nun gözünden ailesinin yaşadığı acıyı, kaybın yıllar boyunca bıraktığı izleri ve bir türlü kapanmayan yaraları okuyoruz. Bölüm bölüm ilerleyen anlatım sayesinde hem geçmişe hem de geleceğe uzanan bir hikâyenin parçaları yavaş yavaş birleşiyor. Bir yandan da Norma’yı tanıyoruz. Varlıklı bir ailede büyümüş olmasına rağmen sevgiden yoksun kalan, ailesine ve geçmişine ait birçok şeyi sorgulamaya başlayan genç bir kız. Çocukluğuna dair fotoğrafların eksikliği, ailesinin anlattıklarıyla gördükleri arasındaki çelişkiler ve içinde büyüyen aidiyet duygusu onu kendi kimliğini araştırmaya itiyor. İşte kitabın beni en çok etkileyen kısmı da burada başladı. Kayıp, aidiyet, kimlik ve aile bağları üzerine kurulu bu hikâye sadece bir çocuğun kayboluşunu anlatmıyor; aynı zamanda susturulmuş bir halkın, görmezden gelinen geçmişin ve yıllar boyunca taşınan acıların da hikâyesini anlatıyor. Akıcı dili, duygusal yoğunluğu ve karakterleriyle beni derinden etkileyen bir kitap oldu. Eğer aile dramaları, geçmişin sırları ve karakter odaklı hikâyeler okumayı seviyorsanız,
Yaban Mersini ToplayıcılarıAmanda Peters · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025192 okunma
Puan vermedi·468 syf.··
2026 32. kitabı
Uzun zaman önce ortadan kaybolan küçük Henry Clark’ın vakası yeniden gündeme gelir. Resmî olarak soğumuş görünen dosyada hâlâ cevaplanmamış noktalar vardır ve Charlie Parker görünenin ardında çok daha rahatsız edici şeyler olduğunu hisseder. Araştırma ilerledikçe sadece bir kayboluş değil; aile sırları, geçmiş suçlar, manipülasyon ve kötülüğün kuşaktan kuşağa aktarılması gibi temalar ortaya çıkar. Yazar kitabın bağırarak vadettiği gerilimi ve tekinsizliği doğaüstü imalarla vermeye çalışmış. Öğrendiğime göre seri genelinde de tarzı böyleymiş. Bu tempodaki atmosferik gerilimleri çok sevemesem de konuya bir şekilde dahil olmaya çalıştım. Geri planda kendime sürekli kitabın puanını hatırlattım. Yani beklenti anlamında kendi kendimi sabote ettim. Güzel de başladı aslında; bir annenin çocuğunun kaçırılmasıyla ve olası cinayetiyle suçlanması merak uyandırıyor. Ancak bir noktada konuya zerre katkısı olmayan detaylar nedeniyle ben de ipler koptu. Ne gelişme sürecinde ne de finalinde durumu toparlayamadım. Kurguya tutunabildiğim tek yer Parker karakteri oldu. Seri oldukça uzun. Hatta seri demekte yetersiz kalır; +20 kitaplık dev bir evren. Yayınevi nedendir bilinmez 23 kitaplık serinin 21. kitabı olan Karanlığın Fısıltıları ile buluşturdu bizleri. Takdir edersiniz ki polisiye bir seri için yeterince ironik bir durum. Nedenlere niçinlere girersek işin içinden çıkamayız gibi hissediyorum. Neyse ki konu itibariyle seriden bağımsız okunabiliyor. Benim de okumamın tek nedeni yazarla tanışmak istememdi. Çevrilecek diğer kitaplarına da yüksek değilim açıkçası, ilk tercihim olmaz.
Karanlığın FısıltılarıJohn Connolly · The Kitap · 202685 okunma
Reklam
Reklam