(...) "Râbıta-i Şerife risalesiyle yakından, gün geçtikçe daha yakından alâkalıyım... Namazlarımı, kör ve topal, eksik ve kopuk, kılıyor; râbıta da ediyorum... Risâlede râbıta emri kâmil mürşide... Fakat o kim?.. Mücerret emir, fakat sarahat yok... Benim içinse bundan daha sarahatli bir şey olamaz: Efendi -Abdülhakîm Arvasî- Hazretleri...
Risalede, nakıs şahıslara, sahte mürşidlere rabıtanın bir cinayet olduğu yazılı... Cinayetin en büyüğü de rabıta ettirene düşüyor. Bu kayıt da imânımı büsbütün kuvvetlendiriyor: Rabıta, ancak Efendi Hazretlerine olabilir...
Fakat asla “bana rabıta ediniz!” demiyorlar. Her şey REMZLERLE ANLATILIYOR, TAKDİRE BIRAKILIYOR ve hattâ zâhir plânında reddediliyor... Bir gün Eyüb’de dedim ki: “Efendim, ben size râbıtaya başladım!”... Son derece nazlı, “Hayır!” derken “Evet!” diye haykıran bir eda ile reddettiler; ve rabıtanın ancak “Altun Silsile” büyüklerine, meselâ Mevlâna Halid Hazretlerine olabileceğini söylediler... Fakat Şakir’cik, Efendi Hazretlerinin arkalarına geçti; kendilerine göstermeden, eliyle pek iyi yaptığımı, yaptığımın tam isabet olduğunu anlatan işaretler verdi... Ben de bir işaretle, Şakir’e anladığımı hissettirdim... Efendi Hazretleri, nazlıların nazlısı, mahcup ve ezgin, sükût buyurdular; yâni hiçbir şey anlamamış göründüler.”
Vâridât: Rabıta, ″ÜSTADIMLA DÖRT YOLDA″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları