Ömer Giray

Ömer Giray
@kaymokur
per aspera ad astra
Puan vermedi
Bu kitap ve yazarla World History dersime giren sayın profesörüm M. Yüksel sayesinde tanıştım. Kitabın Türkçe baskısının olduğunu da 1000kitap aracılığı ile öğrendim, bunun adına da ayrıca sevindim. Öncelikle belirtmek gerekirse bu yazıyı kitabın üzerinde durduğum iki bölümü olan "The Thirteenth Rib of Adam" (Adem'in On Üçüncü Kaburgası) ve "Man the God, Woman the Sinful" (Tanrı Erkek, Kadın Günahkâr) kısımlarını baz alarak yazıyorum. Saadawi, çocukluğunda yaşadığı bir olayı anlatıyor. Arapça dilbilgisi dersinde "Allah" kelimesinin neden maskülen olduğunu sorguladığında öğretmeni tarafından azarlanır. Babası ise Allah'ın bir ruh olduğunu ve cinsiyeti olmadığını söylese de, peygamberlerin erkek olması ve Adem'in üstünlüğü nedeniyle eril dil kullanıldığını söyler. Bu olay yazarı çok etkilemiştir. Bu Batı dillerinde de halk kullanımlarında genellikle böyledir ve hepimiz muhtemelen ortaokul veyahut lise döneminde bunu sorgulamışızdır. Bu kitap Arap-İslam coğrafyasının kadına ve patriarchy'e bakışını anlatıyor. İsmi de o meşhur dini anlatılarda yer alan ''Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden yaratılması'' metaforundan alıyor ve bunu patriarchy'nin rol gaspı olarak nitelendiriyor fakat El-Saadawi burada bariz bir hata da yapıyor. Bütün İbrahimî dinlerde bu anlatının böyle olduğunu söylüyor, ''They also believe that she was born of Adam and grew out of one of his ribs, as the story goes in the sacred books first of Judaism, then Christianity, and finally Islam.'' Bu anlatı Hristiyanlık ve Yahudilik için doğru olsa da, İslamiyette Havva'nın (Havva ismi de geçmez) yaratılışı ile ilgili Adem'den ayrıca bir bilgi yoktur. El-Saadawi kurumsal İslam ile İslam'ın özünün birbirinden ayrı olduğunu ve erkek egemen bilgin sınıfın ayetleri ve hadisleri çarptırdığını söylese de kendisinin
Havva'nın Saklı YüzüNevâl El-Seddavi · Ayrıntı Yayınları · 2019222 okunma
Reklam
8/10
·84 syf.··
2024 8. kitabı
Hristiyanlık tarihi için çok önemli olan reform hareketinin bel kemiği olan bu eser teolojiye ilgi duyan herkes için okunması gereken kitaplardandır. Papaya ve kiliseye bir nevi başkaldıran Luther; dine sonradan eklenen, Kutsal Kitap'ta yeri olmayan ve dini ticarete döken anlayışı ince bir üslupla eleştirmiştir. Özellikle endüljans kavramına kafayı takan Luther, endüljansı eleştirirken tüm Hristiyanlara bir mesaj vermektedir. O da Tanrı'ya ve Kutsal Kitap'a bağlılık ile birlikte onun dışında olanların dine kaynak gösterilememesidir. Türkiye'de de son 100 yılda İslam anlayışında Luther tarzı bir hareket başlamıştır. İslam anlayışındaki değişimleri daha iyi anlayabilmek adına da bu kitap her bilinçli okurun kütüphanesinde bulunmalıdır.
Doksan Beş TezMartin Luther · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,364 okunma
7/10
·112 syf.··
2024 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2024 09:54
Bu kitap çoğu kişi gibi Camus'un okuduğum ilk kitabı oldu. Epeydir ertelediğim ve hala okumamış olduğum için biraz utandığım bir kitaptı. Biraz düşüncelerimden bahsetmek istiyorum. Yalnız biraz spoiler içerebilir, henüz okumayanlar bu yazıyı geçebilirler. Kitap kahramanımız annesinin ölümünü anlatmasıyla başlıyor fakat biraz olağan dışı bir şekilde. Annesinin ölümünü son derece soğukkanlı bir şekilde kabullenen kahramanımız araları son derece iyi olmasına rağmen annesinin ölümüne üzülmeyecek kadar hissizleşmiş ve hayata yabancılaşmıştır. Yaptığı eylemlerde pek de duygu barındırmayan kahramanımız tamamen içgüdüsünün yönlendirmesiyle hareket eden bir tiptir. Çevresindeki insanların işlerini, ilişkilerini, hayatlarını bu kadar önemsemesine de şaşkınlıkla bakar ve toplumun geneline kıyasla kendisi tüm bunlara karşı kayıtsızdır. Evlenme teklifi alır fark etmez der, birisi arkadaş olalım der fark etmez der. Anlayacağınız toplum ortak kanısına göre ''kafayı yakmış'' birisidir. Kitabın ilk bölümünde bize kahramanımızı bu şekilde tanıtır Camus. İkinci bölüme geçtiğimizde ise kahramanımızın bir cinayet işlemesine tanık oluruz. İşlediği suçu çok da önemsemeyerek anlık bir hisle işleyen Meursault, işlediği suçtan hiç de pişmanlık veya iğrenme duymadan cesedin üstüne 4 el daha ateş eder. Tutuklandıktan sonra da yine herhangi bir vicdani pişmanlık hissetmez. Tek canını sıkan şey özgür hayatına alışkın olduğu için heveslerini tatmin edebileceği şeylerden mahrum kalkmaktır. Örneğin sigara, kadın, deniz vb. Fakat daha sonra bu duruma da alışır ve hatta büyük bir ağacın gövdesinin içinde de kalmış olsa bir süre sonra ona da alışabileceğini belirtir. Yargılandığı sürede sıkıntılı bir savcıya denk gelmiştir ve savcı Meursault'un en ağır şekilde cezalandırılması için elinden geleni
Felsefe
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2024 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2024 13:44
Bu kitap hayat, bu kitap dram, bu kitap cesaret, bu kitap onur ve gurur. 1905 yılında aldığı Nobel edebiyat ödülünü sonuna kadar hak eden inanılmaz bir eser. Kitabın atmosferi o kadar gerçek ki kendimi Litvanya-Kazak savaşının ortasında 17. yüzyılda hissederek okudum. Olaylar 17. yüzyılda Boğdan Şmielniçki'nin Kazakların önderi olarak Litvanya Birliği'ne isyan etmesi ile başlıyor. Kazakların Leh boyundurluğu altında aşağılandığını ve kimliğini kaybettiğini düşünen Şmielniçki'nin davası bir bağımsızlık mücadelesine dönüşüyor ve köylü, kentli fark etmeksizin tüm Kazaklar Şmielniçki'nin bayrağı altında toplanıyorlar. Şmielniçki kendi tarafına bölgenin en güçlüsü olan Kırım Hanı İslam Giray'ı da katarak gücüne güç katar. Savunan taraf Lehler ise seçme askerlerden oluşan Krallık ordusu ile kendilerinin 10 misli olan Kazak ordusuna karşı umutsuz bir mücadeleye girişiyorlar. Ve tek bir kişinin ismi tüm Lehlerin güvenini kazanıyor. Dük Yarema. Kan gövdeyi götürüyor, köyler ve kentler yağmalanıyor ve iki ordunun arasında kalan tarafsız halk açlık ve kıtlıkla boğuşuyor. Tüm bu olayların yaşandığı bozkırlarda Kazak kovalayan kahramanımız Jan Kretuski ile de böylece tanışıyoruz. Bir Leh teğmeni olan Jan tüm bu olayların arasında Prenses Helen'e aşık olur. Fakat aynı kadına soylu olmasa da büyük şöhrete sahip olan Kazak komutanı Bohun da abayı yakmıştır. İkisinin bu şahsi düşmanlığı onları ideolojik olarak da ayrılmaya kadar götürecek ve okura ikisinin arasında geçen harika bir düello sunacaktır. Enerjisini sevdiği kadın ve ülkesinin menfaati arasında paylaştırmak zorunda kalan Jan'ın macerası tek solukta okunabilecek harika bir deneyim sunarken okuyana savaşın acımasızlığını, askerin bile bile ölüme giderken yaşadığı çaresizliği, dönem hayatını ve akışını tüm şeffaflığı ile
Ateş ve KılıçHenryk Sienkiewicz · Karakarga Yayınları · 2019318 okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2022 7. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2022 23:06
Felsefe ile azıcık iştigal etmiş olan insanlar doğal durum tartışmasını ufaktan da olsa bilirler. Ama biz bilmeyenler de olduğunu düşünerek doğal durumun bir tanımını yapalım. Doğal durum insanların topluluklar oluşturmadan, devletler kurmadan, diller oluşturmadan önceki ilkel ve vahşi yaşam halidir. Yani burada insan doğaya tabiidir. Rousseau kendinden önce doğal durumdan bahsetmiş olan Hobbes'un doğal durum felsefesini eleştirerek kendi felsefesini açıklar. Hobbes'a göre insan kötü hayvandır yani varoluş olarak kötüdür. Saldırma eğilimindedir ve devletlerin oluşumu insanların haklarının savunulması için kaçınılmazdır. Öbür türlü birbirlerinin haklarına riayet etmeyen vahşi insan kötü niyetle diğerlerine zarar verir yani güçlü zayıfı ezer. Rousseau ise buna farklı bir bakış açısından bakar. Ona göre vahşi insan kendisini bekleyen potansiyel tehditlerden dolayı tir tir titremektedir ve Hobbes'un dediğinin aksine saldırma değil savunma eğilimindedir. Ona göre vahşi yaşamdaki insan muhtaç olduğu ihtiyaçları dolayısıyla fiziksel olarak kuvvetli olmalıdır ve modern insanın aksine vahşi insan çok daha atik, dirençli ve güçlüdür çünkü buna oranla onun mücadele ettiği canlılar da vahşidir. Kısaca doğaya ayak uydurma meselesi. Ona göre vahşi hayvan evcilleştirilip kafese yahut ahıra konduğu vakit nasıl tembelleşmeye başlıyorsa insan da sosyalleştikçe tembelleşmekte, zayıf düşmekte, ürkek ve korkak bir hale düşmektedir. Rousseau'ya göre vahşi insan sadece anı kurtarma kaygısı taşıdığından yarın bile ne olacağını pek umursamaz. Bu durumda anı kurtarmakla iştigal eden vahşi insanın da mantık yürütme yetisi bir yere kadar gelişmiştir. Çünkü insan bilmeyi ve akıl yürütmeyi kendine faydası olması için ister fakat ileriye dönük bir korku veya arzu duymayan vahşi insanın bu yetilere
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Temeli ve KökenleriJean-Jacques Rousseau · Oda Yayınları · 20181,822 okunma
Reklam