Beni can kulağıyla dinlediğin için de teşekkür ederim! Dinlemesini bilen insanlar o kadar az ki! Senin gibi iyi dinleyen birine şimdiye kadar rastlamadım hiç.
“Peki ama, nedir senin öğretilerden ve öğretmenlerden öğrenmek istediğin ve sana öğretmenlik edenlerin bir türlü sana öğretemediği?” Ve şu yanıtı verdi soruya: “Hikmetini ve içyüzünü öğrenmek istediğim şey, Ben’di. Kurtulmak, alt etmek istediğim şey Ben’di. Ama alt edemedim, sadece yanılttım, sadece kaçtım ondan, sadece saklanıp gizlendim. Doğrusu, dünyada benim bu Ben’im kadar, bu yaşıyor olduğum, başkaları gibi ve başkalarından ayrı biri olduğum, Siddhartha olduğum bilmecesi kadar kafamı başka hiçbir şey kurcalamadı. Ve dünyada kendim kadar, Siddhartha kadar az bildiğim başka hiçbir şey yok!
Diyelim ki… evet, belki namuslu bir insansın, ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç? Herkes namuslu olmak zorunda değil midir? Hatta temiz bir insan…
Halihazırda içinde yaşadığımız toplumun dinamiklerini dünyaya az önce inmiş bir uzaylıya analiz ederek anlatır gibi açıklayan bir kitap. Bunu da McDonald’s’ın öncülük ettiği dört temel unsur üzerinden kuruyor: daha verimli, daha hesaplanabilir, daha öngörülebilir ve daha denetlenebilir sistemler kurma aşkı. Öyle ki bazen bu kurulu yapıdan başka bir alternatifin olabileceğini dahi hiç düşünmediğimi farkettim. Bu açıdan bu uzaylıya anlatır gibi teker teker anlatması bir yabancılaşma hissi yaratarak durumu daha iyi görmeyi sağlıyor. Kitabın bu dört unsur tezi sadece yeme içme alanında değil, doğumdan ölüme her alanda defalarca farklı örneklerle anlatılıyor. Bana en enteresan geleni ölüm gibi doğal bir sürecin bile mcdonaldlaştırıldığını açıklaması olmuştu. Arada bazı fikirlerine katılmasam da toplumbilimi açısından giriş niteliğinde güzel bir çalışma.