Burak Aksak’ın Leyla ile Mecnun'u, absürt mizahla duygusal derinliği aynı potada eritebilen, sıcak ve samimi bir eser. İsmini klasik aşk hikayesinden alsa da burada anlatılan dünya, mahalle kültürü, dostluk, aile bağları ve hayata tutunmaya çalışan karakterlerle bambaşka bir kimlik kazanıyor.
Kitabın en güçlü yanı, güldürürken bir anda hüzünlendirebilmesi. Burak Aksak’ın kendine has mizah anlayışı, mantıksız gibi görünen ama duygusal olarak çok tanıdık gelen sahneler yaratıyor. Bir cümlenin içinde hem kahkaha hem burukluk barındırabilmesi, metnin en ayırt edici tarafı.
Anlatım son derece akıcı ve doğal. Karakterler gerçek hayattan çıkmış gibi sıcak, diyaloglar ise canlı ve samimi. Özellikle İsmail Abi, Erdal Bakkal ve çevresindeki yan karakterler, hikayeye yalnızca mizah değil, güçlü bir ruh da katıyor. Bu dünya, okura tanıdık ve yaşanmış hissi veriyor.
Leyla ile Mecnun, sadece komik bir hikaye değil; dostluk, kayıp, sevgi ve hayatın absürtlüğü üzerine de etkileyici bir anlatı. Mizahın altına güçlü duygular yerleştirebilen, hem eğlendiren hem de içten içe dokunan bir kitap.
İşler bir kere kötüye gitmeye başladığında durduramazsın. Ardı arkası kesilmez. Dibe battıkça batarsın. Bir noktadan sonra her şeyin normale dönmesi için değil de işlerin bundan daha kötüye gitmemesi için dua edersin. İşte ben de tam o noktadayım.
Çok fena koyuyormuş adama arkadaşım dediğin bir insanın ihaneti. Hayat dediğin uzun bir yol. Ve bu yolda seninle beraber yürüyen insanlar var, yolda kaldığın zaman sana yardım edebilmek için. Yolda rastladıkların var, yanındakilerin kıymetini daha iyi anlayabilmen için. Yoluna taş koyanlar var, yürüdüğün yolu zehir etmek için. Bir de seni yarı yolda bırakanlar var, kendi başının çaresine bakabilmeyi öğrenebilmen için. Herkesin kendi doğrusu var ve herkes kendine göre haklı bu hayatta. Bu yüzden sonuca varmıyor hiçbir tartışma.