Kadın hastalıktan her kurtulduğunda, hayata dair soğuk duygular beslerdi. Kin demek için kırılgan, suçlama demek için fazla kısa süren inatçı duygulardı. Eskiden her gece kadının üzerine battaniyesini örtüp, alnından öpen kişinin, onu bir kez daha evden kovarak buz gibi sokağa atması gibi, o soğukkanlı kötülüğü bir kez daha kemiklerini sızlatacak kadar derinden hissetmesi gibi.
İyiyi kötüden ayırt etmesini bilen kimse var mıdır hiç?"
"Hayır, cennette yoktur."
"O bilgiyi kazandıran nedir?"
"Ahlak duygusu."
"Nedir o?"
"Önemli değil. Sende bulunmadığına şükret."
"Neden?"
"Çünkü bir aşağılaşmadır, bir yıkımdır bu duygu. Onsuz yanlış işleyemez insan, o olursa işler. Dolayısıyla tek işlevi vardır bu duygunun:
sana nasıl yanlış işleyebileceğini öğretmek. Başka hiçbir şey, ama tek bir şey bile öğretmez. Yanlışın yaratıcısıdır bu duygu. Ahlak duygusu ortaya atmasa, yanlış diye bir şey var olamaz."
Başlangıçta ne diye yaratıldığımı bir türlü anlayamıyordum. Ama şimdi anlamaya başladım: bu güzel dünyanın gizli yönlerini bulmak, mutlu olmak, bütün bu şeyleri düşünüp bize verene şükretmek.