Serinin ilk kitabı olan Doppler'in, devamı olarak sunulan (3.) kitap. YKY, -maalesef- serinin 2. Kitabı olan "Volvo"yu çevirmeden doğrudan 3. Kitabı piyasaya sunmuştur. Ilk kitap ile 3. Kitap arasındaki karakterin ruhsal farkĺılıkları bundan dolayı kaynaklanıyor.
Kitabın yine sade, akıcı ve eğlenceli bir dili var. Baş karakterimiz yine muzip fakat Doppler'in damağımda bıraktığı tadı bu kitapta alamadım. Ama yine de okuduğuma pişman değilim, güldüren ve düsündüren bir cok bölüm vardı. Ayrıca bu kitapta Bongo yan karakter olmuş ki bu beni en cok şaşırtan meseleydi.
Roman yahut uzun öyküden ziyade daha çok biyografik unsurları taşıyan bu kitap Zülfü Livaneli ile Elia Kazan'ın anılarını anlatmakta. Benim gibi kurgusal bir roman veya kültür çatışması anlatımı beklentisi içerisindeyseniz bu kitap her ne kadar bu konulara değinmiş olsa da sizi tatmin etmeyecektir. Fakat Livaneli'nin gözlemlerini yazıya aktarış ustalığı kitabı her zamanki gibi akıcı bir hale getirmiştir. Böylece Elia'nın sorguda arkadaşlarını ele vermesinden duyduğu pişmanlığını, 4 yaşından beri Amerika'da yaşamını idame ettiren yönetmenin memleketi Kayseri'ye gittiğinde yaşadığı hisleri ve bunun gibi birçok sosyal-siyasal anılarını ustanın kaleminden okumak ayrı bir zevk.
İmgeler ve betimlemelerle dolu öykülerden oluşuyor. Ölüm ve yalnızlık üzerine kurulu çoğu hikayeler. Benim gibi olay öyküsü seviyorsanız yahut kafa dinlemek için kitap okuyorsanız uzak durun derim.
Hüyükteki Nar Ağacı her Yasar Kemal romanı gibi sizi en basta Çukurova betimlemeleriyle karsılar. Dağlardan iner ovalardan düzlüğe çıkar, kayalardan aşşağı sallanırsınız. Konusu itibariyle günümüzde ilgi çekmeyecek olsa da kitap kendi döneminde köylünün sorununa Yasar Kemal'in akıcı diliyle değinmistir. Nedir bu sorun ? Ağalar birgün Çukurova'ya traktör, biçerdöver gibi insan emeğini arkaplana atacak makineler alır. Daha hızlı olmalarının yanında hem daha da hesaplıya gelir makinelesme toprak sahiplerine. Bu da koskoca Çukurova'da işsizliği arttırır. Yazar da ırgatların sorununu Mehmet, Mehmet cocuk, Aşık Ali ve Yusuf nezdinde bizlere sunar. Nereye iş aramaya gitseler hor görülürler; öyle ki ağanın karısı olan Mehmetin Ablası bile sırt çevirir onlara. Ablasından öte diger köylerde de ezilirler, ağaların karşısında kücük düşerler.
Kitabin akıcılığını, sadeliğini ve muhteşem yöresel şive kullanımını bir kenara bırakırsak, kitapta Mehmet Çocukla çocuk olurken Aşık Aliyle bir türkü yakar Yusufla sıtmanin en acılı sancılarını çekeriz. Yazar, kitabin arkaplanında ırgatlara somut bir çözüm bulamasa da onların umudunu Akhüyükte bir nar ağacına bağlar. Irgatlar o yöredeki ünlü nar ağacını bulduklarında her şeyin düzelecegine inanırlar.
İlber Hoca her ne kadar önsözde "üniversite öğrencileri için sade bil dil kullanmaya çalıştım" dese de bana çok ağır geldi:) Osmanlı hakkında ilginç bilgiler veya bilinmeyenlerin ötesinde bu kitap daha çok araştırma niteliğindedir. Örneğin Osmanlı'da ilçeler arası iletişim konusunu detaylı olarak ele alıyor.