Dilara Yolcu

Dilara Yolcu
@kedizeynaa
Didem Madak'ın daha fazla şiir kitabı bırakamadığı bir dünyayı pek ciddiye almıyorum
Psikolojik travma güçsüzlerin bir felaketidir. Travma anında kurban ezici bir kuvvet tarafından çaresiz hale getirilir. Kuvvet doğanınki olduğunda, afetten söz ederiz. Kuvvet başka bir insanınki olduğundaysa, vahşetten söz ederiz. Travmatik olaylar insanlara kontrol, bağ kurma ve anlam duygusu veren olağan davranış sistemlerini altüst eder.
Reklam
Akşam olacak, gece yine eşikte durup yalandan birkaç kez öksürecek. Anneler, güzel bir şeyi, olmasını istedikleri bir şeyi sabırsızlıkla bekleyen çocuklarını, "Yatacağız, kalkacağız, yatacağız, kalkacağız..." diye avuturken çıplak gerçeği söylemiş olacaklar. Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarım balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra onlara anlamayacakları şeyler anlattım, diyeceğim. Öyle olsun.
denize dönüp imbatin esmesini bekliyorduk. Başak'ı kızdırmak için sormuştum: "Bunca yolu bunun için mi teptik?" Türkçe öğretmeninin sorusuysa daha az yaratıcıydı: "Bunu sen mi yazdın Başak?" Yıllar sonra Başak o kompozisyonu, imbatın denizden karaya estigini iyice bellemek için yazdığımı söyleyecekti. Denizden karaya mı, yoksa karadan denize mi hep karıştırıyordu ama karıştırmamak, babam ile ilgili her şeyi "doğru" hatırlamak istiyordu. "Bunun en iyi yolu da zihnimde canlandırabileceğim bir görüntü oluşturmaktı. O kompozisyonu bunun için yazmıştım," demişti ona her zaman çok yakışan o bilmiş edayla. Ama önemli olan bu değil," diye eklemişti sonra. "Önemli olan öğretmenin sorusuydu aslında. Çünkü edebiyat bu soruyla başlar. Sana anlamsız gelebilir ama ben bu soruyla birlikte kompozisyonu yazanın gerçekten de 'başka biri olduğunu ve bu başka birinin içimde bir yerde olduğunu, benim görüp işittiğimi bile fark etmediğim şeyle ri görüp işittigini, sonra da kah kendisi köle olarak kâh beni köle kılarak yazdığını ilk bu soruyla keşfetmiştim."
Annem ile babamın bir örnek lacivert önlükleri bütün gün üzerlerinde. Dükkana ne zaman ugrasam onları sessizce işlerini yaparken buluyorum. Birbirleriyle ancak çok gerektiği zaman konuşuyorlar, bir işi birlikte yapmak zorunda kaldıklarında. Hiçbir şeye arzu duymuyor gibiler. Sanki daha önce de duymamışlar. Onların bir makineyi andıran hareketlerini ve ifadesiz yüzlerini görenler şöyle düşünüyordur: "Çocuksuz bir çift mutlaka."