Divan şiirine karşı duranlar onu eskiyi temsil ettiği gerekçesiyle ideolojik çerçevede sakıncalı buluyordu. Bu konu 1930 yılında Ankara'da düzenlenen Türkçe ve Edebiyat Muallimleri Kongresi'nde gündeme gelmiş ve hararetli tartışmalara sahne olmuştu. Öyle ki Ahmet Hamdi Tanpınar, Divan şiirinin lise programlarından kaldırılmasını bile önermişti. Fakat bu öneri kabul edilmedi. Nurullah Ataç da Divan şiirini kabul etmiş, fakat yeni ülkenin genç insanlarına öğretilmemesi gerektiğini savunmuştu. Ona göre Divan şiiri, Şark-Müslüman medeniyete aitti.
Garipçilerin şiir anlayışı ise oldukça açık ve netti. Orhan Veli bunu bir yazısında şöyle dile getiriyordu:
Biz gerçek şiirin ölçüsünü arıyoruz. "Vezin yok, kafiye yok, teşbih yok, istiare yok; demek ki şiir yok." diyenin değil, "Vezin var, kafiye var, mecaz var, hepsi var; fakat şiir nerede?" diyecek olanın ölçüsünü.
Çok sevilen "İstanbul Türküsü" şiirinde "İstanbul'da Boğaziçi'nde / Bir fakir Orhan Veli'yim / Veli'nin oğluyum / Tarifsiz kederler içinde" diyen Orhan Veli ile babası arasında şiirin yayımlandığı günlerde gülümseten bir diyalog yaşanıyor:
- "İstanbul Türküsü"nün yeni yayımlandığı günlerdi... Babam şiirin konusunu bilmiyordu. Dostları ise babamı gördüklerinde şiirden bahsetmiş, şakalaşmışlar. Bu şakaların etkisiyle babam eve döndüğü zaman "Orhan nerede?" diye sordu. Ağabeyim hemen geldi. "Oğlum sen neler yazmışsın, bir fakir Orhan Veli'yim, bir garip Orhan Veli'yim, Veli'nin oğluyum demişsin. Fukaralığını gazetelerden herkese ilan ediyorsun, beni ne karıştırıyorsun, ben hayatımdan memnunum." demişti.
Oh, ya Rabbim, dün ile bugün... Hayat o hayat, manzara o manzara, güneş yine eski güneş, gökyüzü yine dünkü gökyüzü... Fakat her taraf bugün nasıl ışık ve altın, her taraf nasıl renk ve koku, her taraf nasıl baştan aşağı gülüş, her şey, her taraf nasıl baştan aşağı neşe... Çünkü ah, ya Rabbim, çünkü dün yalnız seviyordum; bugün biliyorum ki seviliyorum.
Sayfa 77 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu