Duvardan geçme yeteneğine sahip Rahmaninof eşliğinde tuttum bu soruları bir kâğıda yazdım ve kâğıttaki görünüşlerinin aklımdaki görünüşlerine uyup uymadığını bir süre düşündüm. Aklımda gezen sorular vahşi hayvanlara benziyorlardı ama elyazımla kâğıt üzerine geçirilince birer ev kedisine dönüşmüşlerdi. Masum ve tasasız görünüyorlardı. Demek ki yazının ehlileştirici bir yönü vardı, belki de akıl hastalarına tavsiye edilebilecek tek şey, onlara bir tomar kâğıt ve bir deste kalem vererek yazı yazmalarını söylemekti. Harfler bir dilin uyumlu bileşenleri olduktan sonra orada artık kaosu aramamak gerekir.
Neșe eskisi gibi can dostum olsaydı bu soruları ona soracak ve yanıtları alabilecektim. Fakat artık hayatımda Neşe olmadığına göre bu soruların bir muhataba yönlendirilmesi farz olmuştu. Evet, yazının ehlileştirici yönünden sonra ikinci safha gelir ki bu da yazının çıldırtıcı yönüdür. Yazı yalnızlığı sevmez, kendi başına kalamaz bir şeydir ki illa dost ve arkadaş o da olmazsa tanış aramaya çıkar. Yeryüzünde kendi kendine kalabilmiş, yetebilmiş hiçbir yazı yoktur, olmayacaktır. Küçücük bir not, küçücük bir kâğıt parçasına yazılıvermiş önemsiz bir not bile başkası tarafından okunacaktır. Denize düşen, toprağa gömülen bir yazının kaderi bile er geç bulunmak ve okunmaktır.
Aslında aşk duyduğum şey Gurur'un yakışıklı çehresi miydi, yoksa o çehrenin parlak aynasında gördüğüm kendim mi? Gurur'un sevdiği Ayda'yı severek affediyordum galiba. Ayda'yı sevildiği bir yaşamın içinde görerek gururlanıyordum. Gördüğüm Ayda hem Gurur'u hem de hayatı sevme hastalığına tutulmuş gibi sevinçten uçuşuyordu. Beklediğim tam da buymuş gibi, Gurur'un yüzündeki Ayda'yı bir süre daha seyrettim. Sonra görüntü çarpıldı, eğilip büküldü ve bozuldu. O zaman sevgilim yayını kesti ve dönüp gitti. Belki de ben Gurur'u değil kaybettiğim Ayda'yı arıyorum. Ayda'yı bir daha kimin yüzünde bu denli sevinçli ve sarhoş görebileceğim ki? Şehrin ağaçlarında mı, duvarlarında mı, banyolara ve umumi helalara asılmış uyduruk, lekeli aynalarda mı? Mezarlıklarında mı şehrin, karanlık, ıssız yollarında mı? Ben o Ayda'yı bir daha nerede görebileceğim?
"Bu şehir tamamen yaşlı dolu," dedi Neşe düşünceli bir ifadeyle.
"Nereden biliyorsun?" diye sordum, "Belki genç birileri kalp krizi geçirmiştir yine..."
"Bir gün içinde oraya buraya giden ambulansların yüzde doksanı hastaneye yaşlı birini yetiştiriyor, emin ol," dedi.
"Ah Neşe, sen ve yüzdelerin,'' dedim püfleyerek.
"Neden ille de yaşamak istiyorlar ki, emekli maaşlarını daha çok yiyebilmek için mi?"
"Acımasız olma." dedim. "Hepimiz gibi onlar da yaşamak dışında bir varoluş formu bilmediklerinden... Ve kimse elindeki tek şeyden olmak istemez değil mi?" diye devam ettim.
Körfezin sularına bakıyordum, içine devasa aynalar konmuş şehirleri anlamadan bakıyordum. Bunca pırıltı ve çoğaltma biz kendimizi iyi hissedelim, diye miydi ey Tanrım? Biri neden üç göstermek istiyordun bize, içimiz daralmasın diye mi?