Dernhelm

Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve gelecekten yoksun, tıpkı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de. Son olarak, bu katlanılmaz tatilden kaçabilmenin tek yolu hayal gücüyle trenleri yeniden harekete geçirmek ve saatleri kararlı bir biçimde sessiz kalan çanların sesiyle doldurmaktı.
Sayfa 79 - Can Yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Evet, sürekli olarak içimizde taşıdığımız o boşluk, o belirgin heyecan, mantıksızca geriye dönme ya da zamanın akışını hızlandırma isteği, belleğin o alev alev okları; işte buydu sürgün duygusu. Bazen kendimizi hayal gücümüzün kollarına bırakmamız, dışarıdan gelen birisinin kapımızı çalmasını ya da merdivende tanıdık bir ayak sesi duymayı beklememiz ve böyle anlarda tren seferlerinin durdurulduğunu unutmayı kabul etmemiz ve normalde akşam ekspresinin getireceği bir yolcunun mahalleye varabileceği saatte kendimizi evde bulunacak biçimde ayarlamamız; bu oyunlar süremezdi elbette. Trenlerin kente girmediğini açık seçik anladığımız o bir an, hep geliyordu. İşte o zaman, ayrılığın uzun süreli olacağını ve zamanla buna alışmamız gerektiğini öğreniyorduk. O andan itibaren tutsaklığımıza geri dönüyorduk, artık sadece geçmişimiz vardı; aramızdan kimileri gelecekte yaşamaya eğilimli olsa bile, hayal gücünün güvenenlerde açtığı yaraları görerek hemen, en azından ellerinden geldiğince hızla, bundan vazgeçiyorlardı.
Sayfa 77 - Can Yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Edebiyat
İstisna olan buydu. Çoğu durumda, ayrılık salgının son bulmasıyla bitecekti, orası kesindi. Hepimiz için, yaşamımızı oluşturan ve çok iyi bildiğimizi sandığımız duygu (önceden de söylendi, Oran’lıların basit tutkuları vardır) yeni bir çehreye bürünüyordu. Eşlerine büyük güven duyan kocalar ve sevgililer birden kıskançlaşıyordu. Aşk konusunda kendilerini hercai sanan erkekler sadakati keşfediyorlardı. Annelerinin yanında onların yüzüne neredeyse hiç dönüp bakmadan yaşamış olan erkek evlatlar, anılarında peşlerini bırakmayan bu yüzde beliren bir kırışıklık karşısında tasa ve üzüntüye boğuluyordu şimdi. Bu ani, kesin ve sonunun ne olacağı öngörülemeyen ayrılık bizi sarsıyordu, şimdi günlerimizi dolduran, hem bu kadar yakın hem bu kadar uzak o varlığın anısı karşısında elimizi ayağımızı bağlıyordu. Aslında iki kez acı çekiyorduk - öncelikle kendi acımızı, sonra da burada olmayanların; oğul, eş ya da sevgilinin çektiğini düşündüğümüz acıyı.
Sayfa 76 - Can Yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Edebiyat
Aslında kentin kapılarının kapatılmasının en dikkat çeken sonuçlarından biri de ayrılığa hazırlıksız yakalanan kişilerin içinde bulundukları durumdu. Birkaç gün önce geçici bir ayrılığa kendilerini hazırlayan, insanlara özgü budalaca güvenle birkaç gün ya da birkaç hafta sonra birbirleriyle görüşeceklerinden emin, garın peronlarında iki üç tavsiyede bulunarak kucaklaşan ve bu ayrılıkla gündelik hayatlarından birazcık olsun uzaklaşan anneler, çocuklar, eşler, sevgililer kendilerini, ansızın çaresiz bir biçimde birbirinden uzak düşmüş, herhangi bir buluşma ya da haberleşme olanağından yoksun bırakılmış halde buldular.
Sayfa 73 - Can Yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Edebiyat
Hastalıkla ilgili bildiklerini kafasında toparlamaya çalışıyordu. Belleğinde sayılar uçuşuyordu ve aklından tarihin gördüğü otuz kadar büyük vebanın yaklaşık yüz milyon kişinin ölümüyle sonuçlandığını geçiriyordu. Peki yüz milyon ölü ne anlama gelir? Savaşta insan ölüyü diriyi bilmez. Nasıl ölü bir insan ancak biri onu ölmüş olarak gördüğünde önem taşırsa, tarih sahnesine saçılmış yüz milyon ceset de hayalimizde silik bir görüntüden başka bir şey değildir.
Sayfa 46 - Can Yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Edebiyat