-Seçim yapmak daima zordur. Öykümüzün sonunda, ilk baştaki kadar şaşkınız biz de. İnsana ait bir şey olan aşk, prehistoryacı Jean Courtin’in dediği gibi bir türlü ele avuca sığmıyor hâlâ, bir avuç kum gibi parmaklarımızın arasından kayıp gidiyor. İşte gene yapayalnızız, kararsızlıklarımızın ve cesaretimizin karşısında. Hayal kırıklıklarımızın ya da tutkularımızın karşısında, yapayalnız.
-Evet, özgürlük zor iş. Seçim yapmayı, yani vazgeçmeyi gerektirir; hoşa gitmemeye, hayır demeye, tanımamaya, başkalarına duyulan korkuyu aşmaya cüret etmek demektir. Ötekilerin yarattığı korku korkunçtur, bizi konformizme sürükler. Kurtlar haykırır, siz de haykırırsınız. Kurtlar uyur, siz de uyursunuz... Bir insan yaratmak, sebatla çalışmaktır. Michel Foucault şöyle söylüyordu: “Çalışmak, insanın kendini kuşku ve kaygı içinde tutması demektir.” Çok yıpratıcı olsa da, doğru zihinsel tavrın bu olduğunu düşünüyorum. “Aşk şakaya gelmez,” diye özetlemiştiniz bu kitabın başında. Bu cümle, çağımıza da yakışıyor. Artık hafiflediğimize, adeta umursamazlaştığımıza inandırmaya çalışıyorlar, kandırıyorlar bizi: Aşk hâlâ önemli, ciddi bir şey. Ama ben sizin kadar karamsar değilim. Bence seven kişi, ip üstündeki cambaza benzer: Olmayacak bir işe kalkışmış gibi görünür, ama eninde sonunda denge sağlanır. Ömür boyunca, yaşamayı ve ölmeyi öğreniriz. Bunun yanında, sevmeyi de öğrenelim.