Dernhelm

Kitap okuma alışkanlığını bir kez edinince -böylesi bir alışkanlık çoğu durumda gençken edinilir- okumaktan öyle kolayca vazgeçemez insan. El altında youtube olsa da, 3D video oyunları olsa da, her boş vaktinde (hatta boş vaktin olmasa da) eline kitap alırsın. Dünyadaki her yirmi kişiden biri bile böyleyse, yazı ve romanın geleceği hakkında ciddi bir endişe duymama gerek yoktur. E-kitap da nereden çıktı diye şimdilik endişe etmeye gerek yok. İster kâğıt olsun ister ekran (ya da Fahrenheit 451'de olduğu gibi sözlü aktarım), araç ya da formun ne olduğu önemli değil. Yeter ki çok sevdiğim insanlar kitap okusun.
Sayfa 54 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Bir roman yazmak o kadar da zor değildir. Üstün kalitede bir roman yazmak, kişiye göre değişse de, o kadar da zor olmayabilir. Kolay olduğunu söyleyemem ama olmayacak bir şey de değildir. Ama roman yazmayı sürdürmek, işte bu oldukça zordur. Herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bunu yapabilmek için, az önce ifade ettiğim gibi, özel bir nitelik gereklidir. Bu muhtemelen "yetenek"ten biraz farklı bir şeydir. Peki, kişide bu nitelik var mı yok mu, bunun ayrımı nasıl yapılır? Bunun tek bir cevabı var: Gerçekten suya atlamak ve yüzecek miyim, yoksa batacak mıyım diye bakmak gerek, başka çare yok. Belki kaba bir söylem olacak ama yaşam denen şey özünde böyle yaşanır.
Sayfa 24 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
-Seçim yapmak daima zordur. Öykümüzün sonunda, ilk baştaki kadar şaşkınız biz de. İnsana ait bir şey olan aşk, prehistoryacı Jean Courtin’in dediği gibi bir türlü ele avuca sığmıyor hâlâ, bir avuç kum gibi parmaklarımızın arasından kayıp gidiyor. İşte gene yapayalnızız, kararsızlıklarımızın ve cesaretimizin karşısında. Hayal kırıklıklarımızın ya da tutkularımızın karşısında, yapayalnız. ​-Evet, özgürlük zor iş. Seçim yapmayı, yani vazgeçmeyi gerektirir; hoşa gitmemeye, hayır demeye, tanımamaya, başkalarına duyulan korkuyu aşmaya cüret etmek demektir. Ötekilerin yarattığı korku korkunçtur, bizi konformizme sürükler. Kurtlar haykırır, siz de haykırırsınız. Kurtlar uyur, siz de uyursunuz... Bir insan yaratmak, sebatla çalışmaktır. Michel Foucault şöyle söylüyordu: “Çalışmak, insanın kendini kuşku ve kaygı içinde tutması demektir.” Çok yıpratıcı olsa da, doğru zihinsel tavrın bu olduğunu düşünüyorum. “Aşk şakaya gelmez,” diye özetlemiştiniz bu kitabın başında. Bu cümle, çağımıza da yakışıyor. Artık hafiflediğimize, adeta umursamazlaştığımıza inandırmaya çalışıyorlar, kandırıyorlar bizi: Aşk hâlâ önemli, ciddi bir şey. Ama ben sizin kadar karamsar değilim. Bence seven kişi, ip üstündeki cambaza benzer: Olmayacak bir işe kalkışmış gibi görünür, ama eninde sonunda denge sağlanır. Ömür boyunca, yaşamayı ve ölmeyi öğreniriz. Bunun yanında, sevmeyi de öğrenelim.
Sayfa 148 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Genel olarak, çenesi çok düşük bir dünyada yaşıyoruz. Ne olursa olsun konuşmak, aşkı sözcükler uzayına kaydetmek istiyoruz. Ne var ki, bu zor ve kısıtlayıcı bir iş: İstediğimiz kadar yerçekimini denklemlere dökelim, bir nesne yere düştüğünde ne olup bittiğini tam olarak anlayamayız bir türlü.
Sayfa 145 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
-Aşkı "inşa etme" düşüncesi tehlikeli olabilir. İlişkiye başlarken sık sık yanılırız, karşımızdaki kişiye kafamızdaki ideal resmi yapıştırırız, kendi kendimize yalan söyler, bir yanılsama yaratırız. Ve aslında sevdiğimiz öbür kişi değil aşk düşüncesinin kendisidir. -Sonuç olarak bir tehlike var hep. Çünkü, karşımıza çıkan kişi, hep bir yabancıdır. Onu keşfetmek yıllar alır... Thomas Mann'ın şu sözünü hatırlayın: "Kendini tanıyan hiçbir insan, olduğu gibi kalmaz." Sürekli olarak değişiriz, hem bedensel hem ruhsal olarak. Biriyle birlikte yaşamanın etkisi de ayrı: Öteki sizi değiştirir, siz de onu değiştirirsiniz. Bu, ortak bir gelişimdir. Eğer bu size kötü gelirse, sizi hoşlanmadığınız biri haline getirirse, vazgeçmek için bir nedeniniz olur. İyi gelirse, güzel bir hayat kurmayı deneyebilirsiniz.
Sayfa 144 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam