9/10
·486 syf.··
2026 107. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:11
The Conti Family adlı mafya serisinin ilk kitabı kendileri ve bayıldım yazarın dili anlatımı falan süper on bile verebilirdim ama tek bir nokta yüzünden vermedim . Ana çifte tek kelime ile bayıldım korkunç bir durumda bu kadar derin sevgi anlayış adam zaten şahane Luca bebeğim taptım sana :D Don Luca Conti 11 sene hapisten sonra şartlı tahliye ile salıverilen Conti mafyasının başı inanılmaz karizmatik şahane bir adam . Hapse girmesine sebep olan tanıklığı büyük kızı yapmış o konuları arada öğreniyoruz zaten . Aralarında olan durumu neden işlerin o noktaya geldiğini falan küçük küçük okuyoruz ayrıca kızın evlendiği çok güçlü zengin bir adam var . Bu adam Luca 'nın kaldığı hapishaneyi satın alıp son beş senesini orada ona zehir ediyor . Adam içerdeyken bunların işler hiç bozulmamış zira oğulları kardeşleri dehşet birbirine ve e önemlisi Luca'ya sadık . Adamın çıktıktan sonra asıl amacı kızının kocasından falan intikam almak yani ortama sertçe dönmek . Fakat erken tahliye duruşmasında savcı hatun adamın hayatını değiştiriyor . Elana 32 yaşında işinde çok iyi hırslı sisteme sadık Savcımız kendileri duruşma sırasında bunlar birbirlerini karşılıklı görüyorlar . Ve iki tarafında dengesi kayıyor resmen bu arada Luca mesela ilk karısı ile aşk ile evlenmiş ve çok güzel ilişkileri varmış . Bu ayrı hoşuma gitti genelde böyle olmaz zira . Neyse Luca şartlı tahliye alıyor ayağa takip kelepçe olacak vs bunun bir gece öncesi Luca kadını gizli numarayla arıyor kısa bir konuşma oluyor aralarında . Ertesi gün kuralların görüşmeleri için toplantı oluyor bunlar yine karşılaşıyor artık ortada manyak bir çekim var . Durum o kadar olanaksız ki devamlı bu iş nasıl olacak diyorsunuz . Luca ertesi gün manyak gibi korunan Elena'nın evine gecenin bir yarısı geliyor ve dehşet seksi tutku dolu bir
LucaClaire Kirby · Independently published · 01 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 42. kitabı
Yazarın kalemiyle tanışma imkanını sağlayan kitap benim için oldukça akıcı ama gerilim dolu ve stresli bir okunma deneyimi yaşattı. Yazarın çok akıcı ve merak uyandıran Bir yazım dili var. Merak, heyecan ve stres yaşayarak okudum kitabı. Ayrıca karakterlerin bulunduğu ortam ve yaşadıkları ile de empati geliştirdim belki de stres yaşamamın en büyük sebebi de bu durumdu. Sınırlı birkaç mekan, az sayıda ve öz karakterlerle harika bir kurgu sunuyor kitap biz okullarına. Esenboğa havalimanı o gün olağandışı gelişmelere ev sahipliği yapıyor. Kontrol kulesinin mesai değişimi sırasında hem kapıları hem de iletişim ağları kesilerek kulede mesaiede bulunan dört personelin dışarı ile bağlantıları kesiliyor. Sadece işlerini yapabilecekleri sınırlarda pilotlar ile bağlantıları mevcut. Çalışma ekranlarına düşen büyük puntolu uyarılar ile ise sınıflandırılırlar. Başlangıçta hem kuledeki dört personel hem de yaşanan bu anormal durumu fark ederek toplanan üst düzey emniyet amiri, askeri personellerden ve MİT görevlerinden oluşan kriz ekibi yaşamının bir terör saldırısı mı, provatif bir eylem mi, içeriden bir kontrol ediliyor yoksa dışarıdan bir etki var kimse bilmiyordu. Tunç, Rana, Selim ve Emre kontrol kulesinde bu şartlar altında uçakları hatasız ve kontrollü bir şekilde havalimanına indirmeyi başarıyorlar. Bu birkaç saatlik süreçte oldukça garip olaylar nüks ediyor ve geçmişte yaşanmış, sonrasında davalarla devam edip net bir sonuca kavuşamamış bir uçak kazasını hatırlatıp tüm dikkatleri o kazaya odaklandırıyor. Aynı mevsim koşullarında aynı uçak, aynı teknik donanım ve şartlarda riskli bir iniş başarılı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Bu bir intikam değildi. Bu bir sabotaj da değildi. Bu, gecikmiş bir ispattı. Ve artık geri dönüş yoktu. Bu yaşananlar kasıtlı ihmalin canlı ispatı
Kontrol Kulesi: Son TalimatÖzgen Biçgin · Eksik Parça Yayınları · 20269 okunma
Reklam
10/10
·200 syf.··
2026 19. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 00:16
Bu kitabı değerlendirmek için yaşanan olayları bilmek gerekir kitabın içerisindeki bazı ifadeler karavana mazgal görüş açık görüş kapalı görüş gibi ifadeler herkese yabancı gelir aslında çok zor içeride olmak Allah hepsinin yardımcısı olsun haksız yere girmiş tüm mahkumlara bir an önce çıkarsın insan burnunun kemiğinin olduğunu içeride anlıyor çok üzücü burnun sızladıkça hayatın bize yaptıklarını anlıyorsun Güzel kitap 10/10 veriyorum anlatılan karakterler tek tek gözümün önünden geçiyor doğal bir ifadeyle anlatılmış beğendim
KelepçeCanan Tan · Doğan Kitap Yayınları · 20164,261 okunma
Puan vermedi·200 syf.·
2026 22. kitabı
Kelepçe bence insanın eline kelepçeyi bazen adalet değil, hayatın kendisi vuruyor fikrini anlatmaya çalışan bir roman. Kitaptaki kadınların çoğu doğrudan “kötü” insanlar değil; yanlış zamanda yanlış yerde kalmış, sevgisizlikten, yoksulluktan ya da çaresizlikten kırılmış insanlar. Bu yüzden romanı okurken suçtan çok insanın hangi şartlarda değişebildiğini düşünüyorsun. Canan Tan’ın en güçlü yanı, karakterleri duygular üzerinden kurması. Olaylar bazen fazla dramatik olsa da bu dram yapay hissettirmiyor; çünkü toplumda gerçekten görünmeyen hayatların bir yansıması gibi duruyor. Cezaevi burada sadece bir mekân değil aslında. İnsanların geçmişlerinin, pişmanlıklarının ve susturulmuş taraflarının toplandığı bir yer gibi. Kitap bana şunu düşündürüyor: Bazı insanlar suç işlediği için yalnız kalmıyor; bazen yıllarca yalnız bırakıldıkları için suça sürükleniyorlar. Ve toplum, sonucu yargılamayı nedenleri anlamaktan daha çok seviyor. Aynı zamanda roman, özgürlüğün sadece dışarıda olmak olmadığını da hissettiriyor. Dışarıda yaşayıp ruhen tutsak olan insanlar da var. İçeride olup vicdanıyla yüzleşenler de. Belki de en ağır kelepçe insanın bileğine değil, geçmişine vurulandır.
1000Kitap
KelepçeCanan Tan · Doğan Kitap Yayınları · 20164,261 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 00:00
ONU SEVDİĞİM ZAMANLAR KEMAL VAROL 304 SAYFA #AltınKızlar #Ortakokuma #Okudukbitti "Yorum değerli yazar/okur/dost Gül Güleryüz 'e aittir." "Çok sonra anladım: Bazı aşklar yaşanarak değil hatırlanarak yaşanırdı belki de" ONU SEVDİĞİM ZAMANLAR / Kemal VAROL Küçük Kenan'ı kayıt olacaksın diye korkutur abisi. Kenan Türkçe bilmez, kayıtın ne olduğunu da: "Kayıt diye bir şey vardı üstelik. Ondan yapıyorlardı okulda. Harun abim anlatmıştı; ellerine zincirden kelepçe takıp seni zorla okula götürüyorlardı." Bir yandan Kenan'ın gözüyle seksenli yıllarda Arkanya'da yaşananları, Türkiye'de olup bitenleri okurken bir yandan da farklı bir coğrafyada Paris'te, farklı bir zamanda yaşayan, Göçmen Gönderme Merkezinde çalışan Eléonore'un hayatını okuyoruz ve bu iki hayatın bir noktada birleştiğini... Göçmenlerin, azınlıkların, kaçakların anlatıldığı romanda kahramanlarımız da -bunu unutsun veya unutmasın- göçmen aslında: Suskun, Elénore'un ve sevgilisinin babaları da vatanlarını bırakıp Fransa'ya kaçanlardan... Göçmenlerin kimi yeni vatanlarına uyum sağlayıp kendini oralı hissediyor; kiminin aklı ise hep vatanında kalıyor ve koşullar ne olursa olsun vatanlarının çağrısına uyuyorlar günün birinde. Günümüzün büyük bir sorunu olan göç olayı çok güzel işlenmiş kitapta. "Hepimiz göçmeniz" diye düşündürüyor anlatılanlar bize. Eléonore'un gerçek kimliğine kavuşmak için onu bırakıp ülkesine dönen Samir'e olan büyük aşkı da okuru içine çeken buruk bir hikaye. Kaçan giden, ölen evlatlarının arkasından bitmeyen bir yasa düşen anneler yürek paralıyor; evlatlarının geleceği için çalışan çabalayan, başka ülkelere göçen babalar sessiz acılarıyla bize dert oluyor... Biz, Lider Ersan , Azime Matlı , Zeliha Erdoğan Demir , Münevver Geniş , TC Arzu Ortaören ve Bahar Esen ile okuduk
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,913 okunma
Hapishanesiz bir toplum mümkün mü?
7/10
·186 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 20:45
Suç ve ceza, insanlık tarihi kadar eski bir mesele. Hatta yeryüzü, insan ortaya çıkmadan önce bile suç ve ceza fikriyle tanışmıştı fakat insan bu gerçekliği hem daha görünür hem de daha karmaşık hâle getirdi. Çünkü insan iyilikte de kötülükte de sınırları zorlayabilen bir varlık. Modern zamanlarda kötülük yalnızca artmıyor aynı zamanda çeşitleniyor, derinleşiyor ve daha sofistike biçimler kazanıyor. Bu durum suçla mücadeleyi de her geçen gün daha çetrefilli bir meseleye dönüştürüyor. Ancak bugün suçla mücadelede en etkili mekanizma olarak görülen hapishanelerin –hatta modern biçimleriyle birer cezakente dönüşen yapıların– bu işlevi ne ölçüde yerine getirebildiği ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor. Bu bağlamda Hapishanesiz Toplum Arayışı bir yandan Türkiye’nin hapishane karnesini ortaya koymaya çalışırken diğer yandan modern ceza sisteminin zihinsel ve ahlaki temellerini sorgulayan bir eser olarak öne çıkıyor. Kitap daha ilk sayfalarında hapishaneleri “yakıtı insanlar olan” bir mekân şeklinde tasvir ederek okuru sarsıcı bir atmosferin içine çekiyor. Bu çarpıcı ifade aynı zamanda eserin temel yönelimini de açık ediyor: Hapishaneyi doğal, kaçınılmaz ve tartışma dışı bir kurum olarak değil eleştirilebilir, dönüştürülebilir ve insana ait bir yapı olarak görmek. “Yakıtı insanlar olan” ifadesi ise ister istemez Kur'an-ı Kerim’deki Bakara suresi 24. ayette geçen cehennem tasvirini çağrıştırıyor. Söz konusu ayette cehennem “yakıtı insanlar ve taşlar/putlar olan” bir azap mekânı şeklinde anlatılır. Bu açıdan bakıldığında yazarın, üstü örtülü biçimde modern hapishaneleri cehenneme benzeten güçlü bir metafor kurduğu söylenebilir. Eser, suç ve ceza olgusunun tarihsel köklerine de kısaca değinir. Hatta bu ilişkinin Hz. Âdem (as) ve Havva’nın ilahi yasağı ihlal etmesi ve
Hapishanesiz Toplum ArayışıMünker Odabaşı · Lejand Yayınları · 20214 okunma
Reklam
Reklam