Masumiyet Müzesi İncelemesii..
9/10
·524 syf.··
2026 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 14:21
Evett.. Bir giriş yapmak için doğru cümleleri ararken bulamayışımdan mütevellit incelememe bu şekilde başlamayı uygun buldum. Birtakım spoiler içerebilir şimdiden okumamış arkadaşları bilgilendirmek isterim. Okumuş olduğum bu güzel kitabın İstanbul'da anılarla dolu bir müzesi de mevcuttur. (ki aynı zamanda bu dönem içerisinde bir filmi de yayınlanmıştır.) İncelemeyi yazarken eleştirilerimi de yazacağım ama beni hem çok bağladığı ve hem de etkisinde bıraktığı gerçeğini söylemeliyim. Romanımızın her sayfası sürükleyici ve merak uyandırıcı ilerlemektedir. Okumaya başlamadan önce olay örgüsünün güzel bir aşk hikayesi olduğunu sandığım kıymetli yazarın kitabında bahsi geçen ana karakter Kemal'in takıntılı bir karakteri olduğunu anladım. Kitap birincil şahıs üzerinden yani ana karakter Kemal ağzından kaleme alınmış olduğu için duygusal hislerle biz okurları etkilemektedir ve yaşanmış gerçek bir eserdir. Ana temasının aşk olmasının yanı sıra sosyal bağlar ve arkadaşlık, romantik ilişkiler, evlilik, aile kurma, mutluluk, ayrılık gibi konular da işlenmektedir. Olay örgüleri İstanbul’da geçmekte olup dönemin İstanbul’una ve yaşamına dair bakış açısını kapsayan çoğu bilgiyi barındırmaktadır. Masumiyet Müzesi’nde anlatılan olaylar 1975-1985 yılları arasında geçmekte fakat kitabın ilk yayımı 2008 yılına aittir ve sözünü ettiğim İstanbul'daki müze ise 2012 yılında açılmıştır. Kısaca söylemeliyim ki kitapta anlatılan olay örgüsü, kitabın en belirgin karakterleri Kemal, Kemal'in aşk sanarak tutarsız bir şekilde bağlandığı uzaktan akrabaları Füsun ve Kemal'in nişanlısı Sibel arasında geçmektedir. Detaylandırmadan söylemek gerekir ki bir ilişkisi varken tutarsız bir bağlılıkla onun eşyalarına bile sarılıp saplantı haline getirdiği Füsundan kopamayan ana karakter her iki kadının da
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
7/10
·416 syf.··
2025 11. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2025 21:42
Nazım Hikmet ve annesinin anlatıldığı kitap yakın dönemin tarihi olay ve kişilerine ışık tutuyor. Osman Balcıgil’in 2016’da yayımlanan kitabı, Nazım Hikmet’in annesi Celile hanımın hayatı üzerinden, bir dönemin çalkantılı olaylarını, Osmanlının yıkılmaya giden dönüm noktasını anlatan, akıcı, keyifle okunan bir eser. Kitap sadece biyografi olarak kalmamış akıcı bir romana da dönüşmüş aynı zamanda. "Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol, sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol" dizelerini Yahya Kemal'e yazdıran Celile. Yaşadığı dönemine göre aldığı eğitimi, ressamlığı bunların yanı sıra güzelliği ile gündemden düşmeyen paşa kızı Celile, oğlu Nazım'ın her durumunda yanından hiç ayrılmaz. Kitapta Celilenin kardeşi Münevverin oğlu da şiirde Garip akımı kurucularından Oktay Rıfat Horozcudur yani Nazım Hikmetle kuzendir. Konuya da biraz değinecek olursak, O zamanlar Selanik yeni bir hareketle çalkalanıyordu. Milliyetçilik akımı Balkanları da kasıp kavurdu ve Türkler artık orada istenmiyordu. Celile ise oğlu Mehmet Nazım’a hamileydi ve İstanbul’a gitmeden doğum yapar. İstanbul’a gittiklerinde çok eğlenen Celile, kayınpederi Mehmet Nazım Paşa’nın Halep’e tayin edilmesiyle kendisini orada bulur. Kocası onu orada ticaret yapacaklarına ve çok para kazanacaklarına ikna eder ve Celile de kabul eder. Halep güzel bir şehirdi. Ama önemini yitirmişti. Tüccarlar belliydi ve yeni gelenler için fazla iş kalmamıştı. Bu sırada Celile yeniden doğum yapar. Kızı olur, adını Samiye koyar. Kocasının işlerinin umdukları gibi gitmediğini görünce İstanbul’a dönmeye ve hatta kocasından boşanmaya karar verir. Boşanırlar ve sonra yeniden evlenirler. Nazım büyüyordu ve çok küçük yaşlarda bile şiire büyük
CelileOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20166,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hata! Hüsran!
1/10
·824 syf.··
2025 8. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2025 21:05
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) 'Değersiz Bir Hayat'ı, yazar 'Değersiz Bir Kitap'ta heba etti demek isterdim ama emeğe saygım her zaman sonsuzdur. Tabi bu bakış açısına göre değişebilir bir gerçek ama benim hayata yüklediğim anlam çerçevesinde asla tasvip edemeyeceğim bir eser oldu bu kitap. Anlatım tarzı oldukça karışık... Bölümler okunmaya başlandığında, kimin anlatımı olduğu 2. 3. sayfada anlaşılıyor. Kısmen biraz kafa karıştırıcı olsa da bu durum pek rahatsız edici olmayabilir. Gitgelli bir zaman akışında, sondan başa, ortalardan sona, ortalardan başa gidip gelince 822 sayfalık bir okuma - ki gereksiz sırf hikaye uzasın diye gereksizin gereksizi ayrıntılara yer verilmiş - eziyete dönüştü açıkçası. Güzel betimlemeler olsa yine çok sırıtmazdı ama basit günlük konuşma tarzlı bir anlatım olmuş. Hadi diyelim konumuz bu değil. İçeriğe bakınca yazar, pedofili gerçeğinin bir çocuğun -çocuğun erkek olması dikkate değer - hayatını nasıl maf edebildiğini vurgulamak istemiş olsun. Kimsesiz olan bu çocuğun, tek tutunağı arkadaşlarıyken konu öyle yerlere geldi ki okurken rahatsız olmamak elde değil. Cinsel tercihlerin bu kadar saptırıldığı kitaplar asla kabulüm olamaz. Mutaassıp bir bakış açısı gibi görünebilir, hoş böyle görünse de fikrim asla değişmez. Çünkü doğa gereği erkek-kadın birlikteğidir doğal olan. Oysa kitapta bunun aşırı derecede saptırıldığı kanısındayım. Eşcinsellik, biseksüellik gereksiz ve rahatsız edici boyutta şişirilmiş (ki bunu özgürlük üzerinden asla tartışma taraftarı değilim) , soğan zarı inceliğinde pedofili vakasına (uygun kelimeyi bulmakta zorlanıyorum) yer verilmiş, acıyı anlatmak yerine tamamen acıtasyon yapılmış(alıntılarda örnek
1000Kitap
Değersiz Bir HayatHanya Yanagihara · Doğan Kitap · 20245,6bin okunma
9/10
·750 syf.··
2024 105. kitabı
Kitabın konusu cumhuriyet tarihini öğrenmek isteyenler için farklı bir akış sunabilir kanısındayım. İlgililere tavsiye eder misiniz kesinlikle! Bu eserde sorulardan birisi de ilgililerini tabiî ki kendine çeken bir tarafı olacaktır. Sonuçta tarih karşılaştırmalı okunursa doğruluğuna inandığım bir düşünce bu şekilde savunuyorum ve böyle düşünmeye devam edeceğim. Tarihi kazananlar yazar düşüncesi bir çok alanda kendini gösterir ve baskın bir tarafı da vardır. Özellikle bir kişinin öne çıktığı diğer sesleri ise görmezden gelme çabasına girenler kimin haklı kimin haksız olduğunu kendine göre belirmekle beraber diğer tarihi şahsiyetleri amiyane tabirle Roma arenalarında yer alan suçluları (suçsuzları) yem etme durumu gibidir. Tarih benimle başlar düsturunda düşünme biçimi bir kişiye ya da zümreye doğrı gelebilir bir tarafta da bu ysşananları ilim alanında yer alan, araştırmacı-yazar, ya da bu aland fikir sahibi olanlara bırakılması daha doğru ve sağlıklı bir karar olurdu. Peki Türkiye'de bu durum nasıl işliyor, ikincisi yurtdışında nasıl işliyor. İkincisi olan yurtdışı kökenli lâkin Türkiye'de büyümüş sonra yurtdışına göç etmiş İngiliz-Rus karışımına sahip ve bu pencereden bize neyi nasıl gördüğünü açıklayacaktır. Bu kişi Andrew Mango! Eserde farklı başıklar altında notlar aldım onlardan bahsetmek isterim. 1.Osmanlı Devleti günlük gereksinimleri karşılamak için mantık dışı karalar veriyordu. İnsanlar ne kadar mükemmel değilse de bunların tamamını oluşturan insanlar eliyle oluşan yapı yani devletlerde hatalı kararlar verebilir. Osmanlı Devleti'ni diğer imparatorluk lardan en büyük fark islamı kabul ettikleri takdirde gayri müslimler hem korunuyor hem de yaşamlarını baskıya maruz kalmadan yaşayabiliyordu. İngiltere'deki yasalar ise o dönemde emperyalist yani başkalarının
Atatürk: Modern Türkiye'nin KurucusuAndrew Mango · Remzi Kitabevi · 2004821 okunma
10/10
·480 syf.··
2024 112. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2024 18:36
"Bildiğim ise, tek şey: Bedenler, beyinler ve sevdalar, bu toprağa gübre olabilir... Ve her yıl çiçekler yeniden büyür!" Ezilen, koparılan, kırıldığı yerden karları delerek yükselen ve dünyaya meydan okuyan akbardak, ak çiçek, kardelen... Dünya'daki varlığını kabullendirmeye çalıştıkça ezilen, yeşerdiği her topraktan koparılan çiçeklerin hikâyesine benzer Bulgaristan'da yaşayan Türkler'in hayatı. Dilinden, dininden, namusundan, kültüründen koparılıp; fiziksel olarak her zorluğa maruz bırakılarak düşünmekten yoksun bırakılmaya çalışılan Türk... Rusya'nın çarkına kapılan Bulgaristan, Türkler'e yönelik acımasız bir asimilasyon politikasına girişir. Toprak işçiliğiyle, parasızlıkla, açlıkla, sonu gelmez eğitimlerle küçük yaştan itibaren Türk çocukların beynini yıkamaya çalışıp bunu başaramadığı zaman tecavüz, şiddet, işkence ve idama başvuran Bulgaristan... İlay, Bulgaristan'da annesi, babası ve dedesiyle yaşayan Türk bir çocuktur ve onun ilk aşkı da yine Bulgaristan'da yaşayan bir Türk çocuğu olan Mehmet Ali'dir. Kooperatifte Marksist kurama göre sürekli olarak eğitim gören İlay, bu görüşleri kabullenmeyip diliyle Bulgar ve Rus yönetimini savunsa da asla yüreğindeki TÜRK kanının sesini susturmuyor ve bir gün kurtuluş olacağına yönelik inançla hareket ediyor. Fakat Mehmet Ali... O, beyni yıkanıp asimile edilen, gücün hazzına kapılan ve "Tutsak Türk olmaktansa hür Bulgar olurum."deyip kimliğini kaybedenlerden biri oluyor; aşkını, soyunu, milletini, dilini geride bırakıyor. İlay'ın dedesi Hüseyin Pehlivan ile olan ilişkisi beni çok etkilemişti. Ne kadar İlay'ın çektiği çoğu acı dedesinin izinden gitmesinden kaynaklansa da kimliksiz bir mutluluk ve güçtense, milli kimlikle olan bir acı yeğdir. Babası Kemal, erkek olmadığı için İlay'ı hiçbir zaman sevmemiştir,
Çiçekler BüyürEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 20121,941 okunma
8/10
·196 syf.··
2024 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2024 20:24
Yaşar Kemal'e göre Zülfü Livaneli'nin büyük bir romancı olarak kendisini kabul ettirdiği romanıdır. Gerçekten de okurken klasik bir roman okuduğumu hissettim. konsuna gelecek olursak;cennet gibi bir adada barış ve mutluluk içinde yaşayan ada sakinleri, darbeci başkanın taşınmasıyla geçmiş politik gücüyle tüm adayı etkileyecek değişik müdahaleleri uygulamaya girişir. Doğayla ve hayvanlarla barış içinde yaşayan adalılar kendi cehennemlerini, yönetime boyun eğerek kendi elleriyle yaratıyorlar. Gökyüzünde martıların özgürce uçtuğu, binbir çeşit çiçek kokusunun dört bir yanı sardığı, fıstık çamlarının yollara gölge yaptığı, içinde yaşayan insanların mutlu, birbirlerine saygılı, sevecen, herkesin canı istediği kadar çalıştığı, paranın çok da gerekli olmadığı bir ada ,medeniyet başlığı altında resmen distopyaya dönüştüğünü adım adım okuyorsunuz.... 🩶 #book #kitap #bookstagram #kitapkurdu #turkey #books #
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,2bin okunma