> “Ona “Dikkat et Giovanni Drogo!” diyecek hiç kimse yoktu. Gençliğinin solmaya başlamış olmasına rağmen inatçı bir yanılsama sonucu, yaşam bitmek bilmezmiş gibi görünüyordu gözüne. Ama Drogo, zamanın ne olduğundan habersizdi. Önünde tanrılar gibi, yüzlerce gençlik yılı olsa dahi, ona düşen pay hep küçücük olacaktı. Oysa, onun önünde, tersine, basit ve sıradan bir yaşam, cimrice verilmiş bir armağan gibi, yılları parmakla sayılabilecek ve insan tanıyana kadar eriyip gidecek küçücük insani bir gençlik vardı.”
>
Dino Buzzati'nin 1940 yılında yayınlanan Tatar Çölü romanı, modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri. Roman, genç bir teğmen olan Giovanni Drogo'nun, ilk görev yeri olarak Tatar Çölü'ndeki Bastiani Kalesi'ne tayin edilmesiyle başlıyor. Kaleye tayin olduktan sonra yolda görkemli hayallere kapılan kahramanımız kalenin basit ve hırpani görüntüsünü görünce hayal kırıklığına uğrar. Zafer tutkusu ve başarı hevesiyle tutuşan Drogo kendini çölün büyüsüne kaptırır. Çölden elbet bir gün gelecek olan düşmanın hayaliyle monoton bir yaşam düzenin içerisinde kaybolur gider. Yazar çölü bir metefor olarak kullanır ve okuyucuya ileride olacak başarıların hayaliyle önünde çok uzun yıllar var sananların ömrünü nasıl tükettiğini anlatır.
> “O zamana değin, çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda yılların yavaş yavaş ve hafifçe geçtiği, böylece hiç kimsenin akıp gittiklerinin ayırdına varmadığı bir yolda, hep ilk gençliğinin kaygısızlığıyla ilerlemişti. İnsan bu yolda, sakin sakin, çevresine merakla bakarak ilerlerdi. Aceleye gerçekten hiç gerek yoktu, ne arkanızda sizi sıkıştıran ne de tabii, bekleyen birileri bulunurdu. Arkadaşlarınız kaygısız, oynamak için sık sık durarak ilerlerdi. Evlerinin kapısından büyükler size dostça selam verir ve suç ortaklığı dolu