Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar'ın okuduğum ikinci kitabı. Önce dijitalden okumaya çalıştım ama tad vermedi. Basılı olarak devam ettim. Öncelikle böyle dev bir yazarı yorumlamak ne haddime, bunu belirterk başlamalayım. Sadece düşündüklerimi, bende uyandırdıklarını anlatabilirim.
Bu bir roman değil. Romandan daha fazlası. Kurgu sadece bir ayrıntı, yazar kafasındakileri diyalektik tarzda kağıda dökmüş. Karakterleri konuşturmuş. Büyük karakterler yok. Hepsi kendi başına bir anlatı. Zaten bölümlerken de kişiler üzerinden aynı kurguyu karışık zamanlı farklı bakış açısı ile anlatmış. Temel kurgu Mümtaz üzerine ama konu onun hayatı değil. Yazar karakterler üzerinden felsefe yapmış, aşkı ve birlikteliği yorumlamış, Türk Sanat Musikisini övmüş, psikolojik karakter tahlilleri yapmış, dünya siyasi durumunu anlatmış, savaş hakkında sosyalojik tahlil yapmış. Yolda yürürken birden kendinizi felsefe içinde sonrasında, aşk acısında, arkasından tasavvufta, musikide ve tasvirler içinde buluveriyorsunuz. Bunu nasıl yaptığını anlamadan geçişler sizi içine çekiyor. Yoğun bir bilgi, yorum tartışma beyninizi zorluyor.
Kitabı uzun sürede okuyabildim. İyiki de öyle yapmışım. Ancak sindirebildim, belki de sindiremedim zamanla daha çok anlar hale geleceğim. Daha önce de yazmıştım bazı kitapların tadı damağınızda kalır, hızlı da okusanız yavaş da, beyninizde yeni odalar açıldığını hissedersiniz, bu da öyle birşey. Saatleri Ayarlama Enstitüsü de aynı etkiyi yaratmıştı.
Kitaptan alıntılar yapmadım çünkü yapmak istediğim her alıntı önü ve sonu itibarıyla oraya aitti, bende uyandırdığı duyguları tek başına sağlamıyordu bu nedenle alıntılar okuyanları benim kadar etkilemeyecekti.
Bazen tercüme kitapları kendi dilinde okumayı istemişimdir. O kadar şanslıyız ki Ahmet Hamdi Tanpınar'ı kendi dilimizde