• İyi haber şu ki siz kendinizi zihnin bu esaretinden kurtarabilirsiniz. Bu tek gerçek özgürlüktür. Hemen şimdi bu konuda ilk adımı atabilirsiniz.
  • 150 syf.
    ·5 günde·9/10
    Odun Kesmek, Bernhard'ın Avusturya sanat dünyasını topa tuttuğu bi' kitap. Özellikle Viyanalı "burjuva"ların sırf sanatsal gözükmek adına nasıl "alçaklık"lar yaptığını ayrıntısıyla anlatan bi' kitap. Ama elbette sadece bu kadar değil.
    Viyana'da zaman geçirmiş müzik ve oyunculuk eğitimi alıp bu çevrede yaşadıktan sonra yazına yönelen Bernhard bunlardan, tüm bu sanatsal görünmek için ruhunu satan, hayatlarını yalanlar üzerine inşa eden bu gösteriş meraklısı, sömürgen ruhlardan ayrı bi' yerde mi duruyordu, hayır. İşte, kitabın kişisel olarak en etkilendiğim yanlardan biri bu oldu; Bernhard'ın bu kitabı bence harika bi' özeleştiri. Kendinden yola çıkıp insani alışkanlıklara atfettiği pek çok şey var. Ama en çok da kendini topa tutuyor.

    Bi' insanın geçmişte sevgiyle vakit geçirdiği ortamın, çevrenin belirli bi' süreden sonra nasıl nefret edilen, görmeye tahammül bile edilemeyecek seviyeye gelişini anlatıyor Bernhard. Bunu insanın pragmatikliğiyle anlatıyor. Bir insan bir çevrede yeni şeyler öğrendikçe, ilgisi devindiği sürece orada kalıyor çünkü o çevreden kendine belli bi' fayda sağlıyor. Ama zamanla uzaklaşıyor oradan, farklı şeylerin akımında ve etkisinde kalıyor çünkü. Ve aradan geçen uzun zamandan sonra "eskiden" fayda güdüsüyle beraber olduğu ortamın katlanılamaz derecede sahte, insani olmayan, yaban bi' çevre olduğunun farkına varıyor.

    Bernhard tüm bu zamanında vakit geçirdiği Viyana sanat camiasıni en nefretli, en içten kelimeleriyle anlatıyor. Nefretin içtenliği Bernhard'da en doğal şey, çünkü o hoşlanmaz, nefret eder. Sevmez, etkileyici bulur. Öfkesini kelimelere bu kadar "kendi" olarak yansıtabilen bi' insana rastlamadım ben. Ama öfkesinin en çekici yanlarını artık çözmeye başladığımı düşünüyorum:
    1-samimilik
    2-özleştiri(çevre eleştirisi)
    3-aydın öfke
    Öfkesini kendiyle bağdaştırdığım Bernhard'ın yaşamı gayet elit, havalı ve bu kalıp görünüyor. Oysa yazınında en ufak, en ince hareketleri bile vahşi bi' şekilde eleştiren biri. Yaşamındaki ve düşüncelerindeki çatışma onun insanlarla olan ilişkisiyle alakalı bir durum. Yapmaması gereken bir şeyi yaptıktan sonra kendisinden kolaylıkla nefret eden bu adamı, her şeyden nefret ettiği gibi onun kendi öz-nefretinden kaynaklı. Bunu samimi buluyorum.

    Özeleştiri ise çevre eleştirilerinden başlıyor. Tüm nefret ettiği insanları, bir zamanlar görmekten, onlarla vakit geçirmekten hoşlandığını söyleyerek aslında onlara giderek yakıştırdığı ikiyüzlülüğün en çok kendinde olduğunu anlatıyor. Çünkü o çevrelerde kendi çikarı, ilgisi, faydası üzerine vakit geçirmiş olduğu bir geçmiş zamanı var. Çevreyi sevmemenin, çevreye duyulan nefretin ardında aslında çevreden elde edilen fayda, vakit geçirme amaçlı tüm o sahteliğe eşlik etmekle gelişen bi' özeleştiri var.

    "Kendimizi tehlikeli bir durumdan kurtarmak için, diye düşünüyorum, kendilerine hep sahtekârlık siteminde bulunduğumuz kişiler gibi sahtekâr oluyoruz ve onlar yüzünden herkesi çamura attığımız, küçük gördüğümüz halde, gerçek bu; kendimiz hiç de daha iyi değiliz bu insanlardan, o hep çekilmez ve iğrenç bulduğumuz kişilerden, itici insanlardan, ilişkimizi mümkün olan en aza indirmek istediklerimizden, oysa biz, eğer içtenlikle kabul edersek, hep onlarla uğraşıyoruz ve tıpkı onlar gibiyiz." s.148


    Bernhard'ın öfkesi, sanatla ilgili olanlara değil, sanatla ilgili gibi görünmeye çalışanlara. Sanatla ilgili görünmek ne demek? Bulundukları çevredeki burjuva havaya uyum sağlamak sırf grup içinde görünmek uğruna yapılan bin bir türlu sahtelik. İlgisizlikten doğan salt kafa sallamalar, onay sözleri, bilgisizlikten kaynaklanan sorusuz, cevapsız nice diyalog. Bernhard tüm bunları sanatın içindeki aydın yeriyle, çevreye duyduğu nefreti ve özeleştirisiyle ele alıyor kitapta.

    Kullandığı sert ama samimi olan dil, kesin ifadeleri ve yazıyı kullanış tarzı kesinlikle özgün. Anladım ki Bernhard'ın noktaları durak demek. Ve virgüller zihinden geçen pek çok fikir ayracı. Okuyan bilir. Tüm o göz korkutan virgülü en faydalı, düşünsel ayraç olarak kullanan Bernhard'ın noktası nadirdir. Ama ben bunu onun tarzıyla özdeşmiş buluyorum. Onun tarzı: Tekrarlarla geçen pek çok kelimenin paragraf halinde, düşünce hızıyla sıralanması ve tekrarlanması, tekrarlanması, tekrarlanması (diye düşündüm).


    "...bu tehlikeli ve çaresiz ve ahmak seksenli yılların içine ve gene, bu tatsız sanatsal akşam yemeğine gideceğime, Gogol'ümü ya da Pascal'imi ya da Montaigne'imi okusaydım, diye düşündüm ve koşarken, Auersberger sanrısından kaçtığımı düşündüm ve gittikçe daha büyük bir enerji ile bu Auersberger sanrısından eski kente kaçtığımı düşündüm ve koşarken, şimdi içinde koştuğum bu kentin bana korkunç gelse de, gene de benim için en iyi kent olduğunu düşündüm, bu nefret ettiğim, her zaman nefret ettiğim Viyana'nın şimdi benim için birden en iyi, benim en iyi Viyana'm olduğunu ve her zaman nefret ettiğim ve hala nefret ettiğim ve her zaman nefret edeceğim bu insanların en iyi insanlar olduğunu düşündüm, onlardan nefret ettiğimi ve ama dokunaklı olduklarını, Viyana'dan nefret ettiğimi ve onun gene de dokunaklı olduğunu, benim bu insanlara lanet yağdırdığımı, ama gene de onları sevmek zorunda olduğumu, bu Viyana'dan nefret ettiğimi ve gene de sevmek zorunda olduğumu ve artık eski kentin içinde koşarken bu kentin gene de benim kentim olduğunu ve her zaman benim kentim olarak kalacağını ve bu insanların benim insanlarım olduğunu ve her zaman benim insanlarım olarak kalacaklarını düşündüm ve koştum ve koştum..." s.151

    Bernhard okumanız dileğiyle...