Kerpiç kerpiç üstüne düzdüm bir sıra Leyladan haber aldım gitmiş Mısır'a
Tanpınar için Ankara, salt bir başkent değil, kalbe benzeyen bir kaledir. "Ankara, bir kale etrafında kurulmuş, kerpiç ve ahşap evlerin birbirinin üzerine yığıldığı, dar sokakların tırmandığı bir şehirdir. O, Anadolu’nun ruhu gibi katı, sabırlı ve gururludur."
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Anadolu Sevgisi
Sen bizim dağları bilmezsin gülüm, Hele boz dumanlar çekilsin de gör. Her haftası bayram, her günü düğün, Hele yaylalara çıkılsın da gör. Bilmezsin ovalar nasıldır bizde; Kağnılar yollarda, yoncalar dizde... Saydıklarım damla değil denizde, Hele bir ekinler ekilsin de gör. Görmedin sen bizim mavi suları, Karlar eriyince kırar yuları... Köpük olur beyaz, sel olur sarı; Hele taştan taşa dökülsün de gör. Sen bizim köyleri görmedin ki hiç, Yolları toz, çamur, evleri kerpiç. O kirli kabukta, o en temiz iç; Hele bir yakından bakılsın da gör. Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı, Sevgiyi bulasın, yakına gel ki... Kalıplar gerçeği göstermez belki Gönül perdeleri sökülsün de gör. Abdurrahim Karakoç
👋 Ey biçare zavallı adam! Şayet imanının peşinde isen, nefsini ve şeytanı düşman edinmişsen, imanını kamil yapma derdinde isen, bu hususta bir mürşidin zenginliği senin için problemse, gel! 👉 Seni fakiri ile tanıştırayım...! 🤝 Yamalı hırka kerpiç evde oturan bir Allah adamına tabi olman için sana yardımcı olayım...! Yok! Fakirliği senin için dert ise, gel zengin olanı ile sana köprü olayım...!
Din İslam
Evet, kat'î kanaat hasıl oluyor. Hattâ dikkatle bakılsa görülüyor ki bu saray-ı âlem inkıraza hatve be-hatve yaklaşmakta. Her saat çatısından bir tuğla, duvarından bir kerpiç, sıvasından bir parça kopmakta, hattâ lambasının ışığı azalmaktadır. Eksilmez, yıpranmaz, yıkılmaz, değişmez zannolunan bu kervansaray elbette eskiyecek, yıpranacak, yıkılacak ve değişecektir. Barla Lahikası
Din
Onlar, Kürt kadınını sadece uzaktan uzağa bir hüzün figürü, dilleri dönmeyen bir sessizlik ya da sadece bir "masal" sanıyorlar. Küçümseyen gözlerle bakıyorlar o nasırlı ellere, o derin bakışlara. Kendilerini tarihin merkezine koyup, dağların ortasında açan bir çiçeği kör bir cehaletle taşlıyorlar. ​Bilmiyorlar. ​Bilmiyorlar ki Kürt kadını, bu coğrafyanın yarım kalmış tüm sevdalarını dengbêjlerin klamlarında tek bir gecede iyileştiren o gizli şifacıdır. Siz onun suskunluğunu yenilgi sanırsınız; oysa onun suskunluğu, içindeki fırtınalar dünyayı yakmasın diyedir. İçinin yorgunluğunu, o hiç bitmeyen "içsel gurbetini" fistanının renkleriyle örter de, yine de kimseye eyvallah demez. ​Sırça köşklerinizden bakıp hor gördükleriniz, Mezopotamya’nın o sert, o acımasız kışlarında çocuklarını sadece nefesleriyle ısıtanlardır. Sizin kibirli cümleleriniz, bir Kürt kadınının alnındaki tek bir dövme kadar bile anlam taşımaz tarih karşısında. Çünkü o dövme, acının tene kazınmış asaletidir; sizin gibi geçici akımların, ucuz kelimelerin esiri değildir. ​Siz saraylar masalları anlatırsınız: Onlar toprağın bizzat kendisiyle, kerpiç duvarların sabrıyla konuşur. ​Siz aşkı tüketirsiniz: Onlar aşkı, hiç kavuşamayacağını bile bile bir ömür kalbinde bir muska gibi taşır. Aşkları yarım kalmıştır belki, evet, ama o yarım kalmışlıkta bile sizin bütün hikayelerinizden daha büyük bir adanmışlık vardır. ​"Bizim buralarda kadının payına erken büyümek, çokça susmak ve hep güçlü kalmak düşer. Ama sanmayın ki bu bir vazgeçiş. Bir Kürt kadınının gözlerine dikkatli bakın; orada hem bin yıllık bir sürgünün hüznünü görürsünüz, hem de o sürgünden tek bir çiçekle geri dönecek olan o inatçı umudu." ​Kürt kadınını küçümsemek, fırtınaya yön vermeye çalışmaktan farksızdır. Onlar ne sizin çizdiğiniz o sığ sınırların